kuranın içindeki, en önemlileri sayılan kelimelerin kökleri araştırıldı. Ve sonuç olarak muhammet in, nahl 103 ncü ayetini yazma zorunluluğunda olduğu görüldü. kuranı arapça olarak tanıtan muhammet, bir araya getirdiği, süryani ve ibrani den bozma kelimeler ile nasıl din yaptığına bakalım.
YUSUF 2: Biz onu arapça bir kuran olarak indirdik ki anlayasınız. RAD 37: Ve işte biz onu, Arapça bir hüküm (hikmet gereğince hükmeden bir Kitap) olarak indirdik. Eğer sana gelen bu ilimden sonra onların keyiflerine uyarsan, artık seni Allah'tan kurtaracak ne bir veli ne de koruyucu olmaz.
NAHL 103: Biz onların, Ona bir insan öğretiyor dediklerini biliyoruz. Haktan saparak kendisine yöneldikleri adamın dili acemi (yabancıdır, açık değildir), bu ise apaçık Arapça bir dildir. TAHA 113: Biz sana onu böyle Arapça bir Kur'ân olarak indirdik ve onda tehditleri türlü biçimlere çevirip açıkladık ki korunsunlar. Yahut (Kur'ân,) onlara bir hatırlama yaptırsın.
ŞUARA 195: Apaçık Arapça bir dille.
ŞUARA 7: Biz sana böyle Arapça bir Kur'an vahyettik ki Anakent (Mekke'yi) ve çevresinde bulunanları ikaz edip; asla kuşku bulunmayan toplanma gününe karşı uyarasın. (O gün), bir bölük cennette, bir bölük ateştedir.
ZÜMER 28:Korunanlar için bunu, pürüzsüz Arapça bir Kur'an olarak (indirdik).FUSSİLET 3: Bilen bir toplum için âyetleri açıklanmış, Arapça okunan bir Kitaptır. ZUHRUF 3: Biz, düşünüp anlamanız için onu Arapça bir Kur'an yaptık.
peki: muhammet in kuran adını verdiği kitabın adı bile arapça olmayan, bu insan yazması kitabın içindeki en önemlileri sayılan kelimelerin kökleri, hangi dillerden aşırmadır?
1-Kuran adıyla başlayalım
Kuran da, kitabın arapça olduğu sık sık bildirilir. Oysa Kuran ın kendi adı bile Arapça değildir. Konunun uzmanlarından sayılagelen ünlü doğubilimci F. Buhl, Kuran için, nereden geldiği ve ilk anlamı kuşkulu diyor. Bununla birlikte, Schwally, Wellhausen ve Horovitz gibi ciddi doğubilimci incelemeci ler in, kuran sözcüğünde okuma ya da okunan anlamına gelen keryani, kiryani sözcüğünü gördüklerini, o nedenle, bu sözcüğün Süryani ya da İbrani dillerinden alındığını söylemek gerektiğini belirttiklerini ve kuran sözcüğünün kökü olarak düşünülen kara'a sözcüğünün bile arapça olmadığını ortaya koyduklarını yazıyor. kıraat gibi, süryanicedeki kıryono da, okuma anlamına gelir.
2-Firdevs
Cennetin adlarından, ya da kesimlerinden. Arapça değildir. bahçe-bostan anlamında. Süyuti nin aktarmasına göre, Mücahid, bu sözcüğün, Rumca olduğunu ve Bostan anlamına geldiğini, Suddi ise Nabatça olduğunu ve Üzüm bağı anlamına geldiğini savunur. Gerçekte ise Firdevs sözcüğü, eski Farsçadaki Paradise sözcüğünün bozmasıdır. Prof. Dr. Philip K. Hitti'ye göre, Duvarlarla çevrili bahçe- bostan anlamını içeren paradise, ibranice ve yunanca yoluyla Aramilere geçmiş ve dönüştüğü Firdevs biçiminde Aramice yoluyla gelmiştir. Arami,Süryani yoluyla Kuran'a geçtiği söylenebilir. Süryanicedeki Firdeyso sözcüğü, Bahçe anlamındadır. Gerçekten de Muhammed'in, Firdevs ten söz ederken şunları söylediği bildirilir: Tanrı'dan istediğiniz zaman, Firdevs'i isteyin. Çünkü cennetin ortasıdır o. En yüksek yeridir. Onun üstündeyse Rahman'ın (Kral Tanrı'nın) Arş'ı (sarayı, tahtı) bulunur. Cennetin ırmakları da oradan akar.
3-Furkan
Kuran da, Musa ve Harun a Furkan verildiği bildirilir. Kuran ın furkan olarak indirildiği açıklanır. Fur'kan ın, fark, tefrik sözcükleriyle ilişkili gösterilmek istendiği, kimi müslüman kuran yorumcularınca iyi ile kötüyü ayırt edici, yanlış ve doğruyu seçmeye yarayan anlamı verildiği, kimi doğubilimcilerin bile bu anlamı önemser gibi göründükleri görülmekte. Ama gerçek olan şu: Fur'kan sözcüğü, kurtuluş, esenlik (selamet) anlamındadır. Kuran ve öteki kutsal bildiriler için kullanıldığı yerlerde bile bu anlam var. Süryanicedeki Furkono sözcüğü de aynı anlama (kurtuluş, esenlik anlamına) gelmekte. Demek ki, furkan, Arapça değildir. Furkono sözcüğünden bozmadır.Furkan ın Süryanicedeki sözcük gibi, kurtuluş, esenlik anlamına geldiği, Enfal 41 nci ayetinde şöyle denmesinden de açıkça belli oluyor. Eğer Allaha ve iki (savaşçı) topluluğun karşılaştığı gün (Bedir Savaşında), kulumuza indirdiğimiz furkan'a (sağladığımız kurtuluşa, esenliğe) inanıyorsanız, elde ettiğiniz ganimetin beşte birinin; Allah'ın, Peygamberin, onun yakınlarının, öksüzlerin, düşkünlerin ve yolcuların olduğunu kabul edin....
4-ikra
Alak Suresinin ilk vahiy sayılan ayetlerindeki ikra sözcüğü gibi, hemen hemen aynı biçimde kullanılan, Süryanicedeki ikri sözcüğü de oku! anlamına gelmekte dir. Buna göre muhammed, Süryanilerden bir Süryanice sözcük edinmekle başlamış, peygamberliğine..!
5-Adem
Adem arapça değildir. Kuran'da, arapça olmayan (acemi) sözcüklere özgü kurallara göre okunur.Bu ad, Tevrat ta ve İncil de de geçer. Süryanice de ki, aynı anlama gelen Odom sözcüğünden bozma olsa gerek.
6-Havva
Adem'in karısı. Arapça değildir. Tevrat'ın Tekvin bölümünde, 3. babının, 20. ayetinde şöyle dendiği görülür: Ve Adem, karısının adını Havva koydu. Çünkü o, bütün yaşayanların anası oldu. Tevrat'ın bu anlatışına göre; Havva, hayat ya da hayatı olan anlamında. Yunanca gençlik demek olan Hebe de, kimi yazarlarca Havva niteliğinde gösterilir. Hitit Tanrıçası Hepa da öyle. Bu görüşü yansıtan bir mitoloji yazarının şöyle dediği görülmekte: Hebe, Hitit yazıtlarında Hepa, Hepat ya da Hepatu diye adlandırılan büyük Güneş Tanrıça Arin-na'nın Yunancalaştırılmış adı olsa gerek. Hitit yazıtlarında, bu Tanrıçaya, 'sedir ağaçlarının ülkesinde' tapıldığı belirtilir. Sedir ağaçlarının ülkesi, Lübnan dır, Filistin dir. Hepa=Hebe ise, Tevrat ta ilk insanın, yani Adem'in eşi ve bütün insanların anası olarak gösterilen Havva'nın ta kendisidir... Bununla birlikte Havva nın, Süryanice de ki, aynı anlama gelen Havo olduğu söylenebilir.
7-Tağut
Tağut sözcüğü de arapça değildir. Sapkınlık anlamında. Şeytan için de söylenir. Süryanicedeki, yine sapkınlık anlamına gelen togyuto sözcüğünden bozma. Süyuti ise tağutun Habeşçe olduğunu ve kahin anlamına geldiğini yazar. Kuran'daysa şeytan anlamında kullanıldığı anlaşılıyor.
8-İblis
Kral şeytan arapça değildir. Kuran'da. da arapça olmayan (acemi) sözcüklerin okunuş kuralına göre okunur. Şeytanın özel adı olarak yer alır. Rumca olabileceğini söyleyenler var. Bir kitapta şunlar yazılı: İblis adı, Yunanca diabolos sözcüğünden alınmıştır. Ve sahte,ithama, tahrif edici, iftiracı demekir.
9-Şeytan
Arapça değildir. İbranice'deki satan ya da haşatan sözcüklerinden bozmadır. Ulu Yahudi Musa İbn Meymun (1135-1204), şunları yazmakta: Satan (şeytan), satah tan gelmedir. Satah ise, sakınma, bir yerden sakınarak, saparak geçme' anlamını dile getirir. Sen ondan sakın, yanından geçme, onun yanından, sap, öyle geç! (Tevrat, Süleyman'ın Meselleri, ) ayetinde de bu anlamda kullanılmıştır. yani satan. (şeytan) sözcüğünün kökünde, geçip gitme anlamı var. Satan a (şeytana), şunun için satan denmiştir: O, kuşkusuz kişiyi doğru yoldan alıp götürüyor, sapkınlığın yoluna düşürüyor….
10-Rahman
Tanrı'ya Rahman denir ama arapça değildir. Celaleddin EsSüyutî 1(1445-1505), El ttkan adlı ünlü ve önemli kitabında, Rahman ın arapça olmadığını belirttikten sonra ibranice olduğuna ilişkin görüşler aktarır. Rahman, aslında Süryanice dir. Ve aslı Rahmono dur. Acıyan anlamında. D.B. Macdonal, İslam Ansiklopedisinde, Peygamberin bu cümleyi (Bismi'r-Rahman cümlesini), Güney Arabistan'dan aldığı sabit gibi görülüyor demekte dir.
11-Vedud
Seven-sevilen anlamında dır. Kuran'da olan bu sözcük de arapça kökenli değildir. Eski çağlarda ki bir Tanrının adı, bu sözcükle uzay çağına yansır. arapların islam'dan önce tapındıkları ve adının kuran, Vedd adlı bir Tanrıları vardı şekliyle yer alır.. Araplar, öteki Tanrıları gibi bunu da başka toplumlardan almışlar, ileri sürüldüğüne göre, Nuh döneminden, islam'a değin tapına gelmişlerdi. Nuh uydurmasını bir yana bırakırsak, bu Tanrıya Arapların uzun süre tapına geldiklerini gerçek saymamak için bir neden yok. Sevgi Tanrısıydı Vedd, Eros gibi..
12-Cehennem
arapça değildir. Halim Sabit Şibay, islam ansiklopedisinin cehennem maddesinde şöyle der ahirette, azap yerinin adı. ibranice gehinnom'dan (gihinnam) geldiği söylenmektedir. şunu ekliyor: kimi doğubilimciler, bunun, Kudüs'ün yanında eski çağlarda Mo-loch adına yapılan kurbanların yakıldığı kuyunun adından (Hinnom Vadisi) alındığı görüşündedirler. Cihinnam, eski metinlerde bir kelimesine sıfat olarak, çok derin manasında kullanılmaktadır. Hayrullah Örs ise Musa ve Yahudilik adlı önemli yapıtında, şunları yazmakta: Kötülerin gittikleri azap yerinin adı, Hinnom oğullan vadisi anlamına gelen Ge bna hinnom iken, sonraları Gehenna olmuştur. Gehennd olmuştur. Ge bna hinnom, Kenanilerin (Tanrı) Bate, kurban edilen çocukları yaktıkları bir vadinin adıydı.
13-Kuddus
Yukarıda gösterilen ayetlerde, ikinci olarak da tanrıya, kuddus deniyor. kuddus sözcüğü, çok kutsal anlamını içermekte dir. Bu sözcük de Arapça değildir. Süryani dilinde, din Azizine, ermiş kişiye kadiso (sanctus) denir.
Tann Krallığını anlatan arş-kürs i-melik-melek-Cebrail-Mikail melekut (Tanrı Krallığı) gibi sözcüklerin, ayrıca karşı gücü oluşturan İblis-şeytan-cibt-tağut gibi sözcüklerin kuran'da yer aldıkları halde Arapça olmadıklarına, çoğunun İbrani, Arami-Süryani kiminin Nabat kiminin Habeş kiminin Yunan çevrelerinden alınma sözcükler olduğuna dikkat çekilmişti. Tanrı ve şeytan krallıklarında önemli yerleri olan ve değişik konuları içeren başka sözcüklerden de örnekler sıralandı ve bunların da Kuran da. geçen önemli sözcükler oldukları halde Arapça olmadıkları belirtildi. Bu konularda, gerçeği bir de sözcüklerin dilinden öğrenmek isteyen herkes, yeterince durup düşünmek zorunda bunlar üzerinde.
17 Ekim 2008 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder