21 Eylül 2010 Salı

Ellah Adı ulay Beytullah

8 ay okuduğum yatılı kuran kursunda, Ulu Önder Atatürk’ün fotoğrafından rahatsızlık duyan hocalar, geçte olsa dikkatimi çekti. Müslümanlar ne kladar razı görünselerde, Atatürk hakkında olumlu görüşleri yoktur. Ençok Atatürk büstlerinden şikayet ettiklerine tanık oldum, talebeliğimin 8 ay'ı içinde. Ama nedense aynı müslümanlar el-ilahın put olduğunu göremiyor, bilemiyorlar. eLLah adının nereden geldiği ve ezanlarda okunan el-lahü ekberin, enbüyük ilah olduğunu, diğer ilahların küçük kaldığını bilseler, müslümanlarda kabullenir el-ilah gerçeğini. Büyüklük ve küçüklük nesneldir, yani madde özelliği gibi, boşlukta yer kaplar çünkü hacmi vardır, kütlesi olan tanecikli yapılardan renk barındırır, güneşte solar, evi bile vardır.inanılmaz değil mi? ama müslümanlar inanıyorlar bu maddi ilaha.

El-ilahın madde özelliğinin olmasına kanıt çoktur. El-ilahın Ad kökü ele veriyor. Henüz ortada muhammet yoktu, vahiy yoktu ama el-ilah vardı. el-ilahın adı, Arapların biraz uzağında kuzey afrika da, libya, tunus, mısır civarında bulunan yazıtlarda kayıtlıdır. tam bölgesini internetten bulabilirsiniz. dişiline el-lat, erkeğine el-ilah denirdi. Baştaki El, İlahın belirteci'dir. Arapların sayıca çok fazla olan ilahlarını, bu şekilde belirteç kullanarak tarif ediyorlardı. bu tarifle bir kabile, öteki kabilenin tanrısını sahiplenemiyordu, konuşmayla muhabbet esnalarında. el-ilah demekle, the god demiş oluyorlardı, yani the car, oradaki o araba, işaret ettiğim o araba, demeyi kastederler'di. ingilizcede the kullanımıyla, arapların el kullanımı tam örtüşür. çok olan arabalar içinden, belirteç olarak  the (el) kullanılıyor ingilizler. tıpkı the car, işaretle belirtilen o araba gibi, el-ilah'da, işaretle belirtilen o ilah oluyordu.

Yani Araplar El-İlah deyip, çok İlahlar arasından O İlahı, El-İlah olarak tarif ediyorlardı. belirteç kullanmanın anlamı budur. çoklukta kullanılır, çoğul olan için kullanılır. tekil olan birşey, tekil bir isim, el(the) ile asla tarif edilmez, Mantıksız kalır zaten. el(the) İngilizcede olsun, Arapçada olsun, ad ile asla birleşmez. Aynı isimde ki başka birini Tarif Etmek için kullanılır. aynı adın sahibi iki veya daha çok kişiyi, o tarif edilen birisinden ayırt etmek için kullanılır.

Hac 26 ayetinin Arapçası:  Ve iz bevve'na li ibrahıme mekanel beyti el la tüşrk bı şey'ev ve tahhir beytiye littaifıne vel kaimıne ver rukkeıs sücud.

Hac 26 ayetinin Arapçası:  Türkçesi: Bir zamanlar Kabe'nin yerini İbrahim'e şu şekilde hazırlamıştık "Sakın bana hiçbir şeyi ortak koşma,tavaf edenler, (kıyama) duranlar, rüku ve secdeye varanlar için Evimi tertemiz et''.
Varsayalım, apartman kapısı önüne gelen mektubunuz var, nasıl olsa her ay faturalarmız geliyor apartman posta kutusuna. işte o faturaların tüm apartman sakini arasındakilerin, size ayit olanı the letter diyerekten uzandığınız mektup mantığı, her bir apatman sakinin ilahı gönderilse apartman önüne, size ait olan mektup gibi, size ait olan ilahı, el-ilah diyerekten üstlenirsiniz . el-ilahın muhammet tarafından diğer ilahlardan ayrıştırılması bu şekilde olmuştur. bende muhammetin bu yönünü severim ve takdir ederim. tıpkı akhenaton gibi, çoklu tanrıların, gider masrafını artırdığını anlamış ve reform yapmıştır. Akhenaton zamanında tanrı sayısı çoktu. Akhenaton, mö 1352 ve 1334 tarihleri arasında firavunluk yapmıştır..

Akhenaton öncesinde tanrılar sürü sürü olmuşlardı. dini otorite din adamları, sürü sürü olan bu tanrılardan geçimlik kazanıyor, beleşten yaşıyorlardı. (günümüzde halen din adamları işçilik nedir bilmezler). tanrılara adanan kurbanlık ve adaklar'dan, kendileri zıkkımlanıyorlardı, tanrıları beslemiyorlardı.. dolayısıyla tanrılar ac kalıyorlardı. ne yapsın garipler, put put oturmaktan başka çareleri de yoktu. o zamanlar miting veya grev hakkı nedir bilinmiyordu. Akhenaton düşündü taşındı ve tanrıları bire indirmeye karar verdi, ve başarılı oldu. 

Tek Tanrı'nın adını Aton/Güneş Tanrısı koydu. artık tanrı denilen şey, gözle görülür derecede somut ançıp (ama) dokunulamazdı. bu dokunulmazlıktan yararlanan gene Akhenaton oldu, otoritesini güçlendirdi. zaten kendisini, Aton'un yeryüzündeki temsilcisi yapmak için tanrıyı göğe kaldırmak, Akhenaton planının bir parçasıydı. Akhenaton artık, sadece firavun değil aynı zamanda, tek tanrının yeryüzündeki temsilcisiydi. bunlar yığılarak geldi geldi, yaratıcı varlığa iftira edilerek, el-ilah'a bürünmesine ve evreni yaratmasına gerekçeli sebep, muhammetin doğumu şeklinde bizlere kılıflandı. Akhenaton'dan sonra mısırda bile, put sayıları gene çoğaldı. Ama benim bu konum, Muhammet ve el-ilah olduğu için, akhenaton’un teke indirdiği ve adına aton dediği tanrıya (puta) değinmeyeceğim.

Kabenin girişinde 360 tane put'un kıdemleri, kabenin ikinci katında oturan 3 Put'tan, Lat, Menat ve Uzza'dan daha düşüktü. Bence bodrum katında olmadıklarını yeğleseler yeterdi onlara. Kabenin en üst katında ise El-Lah vardı. şekilsel olarakta El-Lah, diğer ve genel putların arasında En Büyüğüydü. Günümüzde halen geçerliliğini koruyan Ellahü Ekber'in anlamı buradan gelir. El-ilah zamanla, Elahe ve Allah oldu. Abdu-lallah adı, muhammetin babasının da adıdır. Yani Muhammetin babası, iyibir puta tapar olduğundan, El-İlah'ın Kulu (Abd-Ullah) adını kazanmıştı. Muhammetin babası el-ilah putuna kulluk ederken henüz Muhammet, peygamber iddialarını ortaya dökmemişti. Belki de babasının el-ilaha tapınmasına içerlemişti. onu ve beraberindekileri el-ilah putuna somut hizmet etmektense, el-ilahı soyutlayıp,  tıpkı akhenaton un yaptığı gibi, masrafları kısmaya yönelmiş olabilirdi.

Zaten benim gözümde Muhammet, devrimci'dir sadece, bir Arap devrimcisi. ançıp Türk devrimcisi Ulu Önder Atatürk kadar erdem gösterip, sorunların üzerine cesaretle gitmektense, uyduruk yöntemlerle din icat ettiği için onu ayıplamamdan kurtulamaz. Gelin görünki bizim yurttaşımız, muhammeti olduğundan farklı görür. Çünkü bağnaz, yobaz ve madde bağımlısı olmaktan kurtulamıyorlar. Ançıp benim umudum vardır, insanları sömüren dinlerden kurtulacağımız günler gelecektir.

Türkiye Cumhuriyeti nde, dinimi yaşıyamıyorum tantanalarını yapan Müslümanlar madde bağımlılığına örnektirler. tıpkı madde bağımlısı gibi, uyuşturucu kırizine girdiklerinin ve tedaviye ihtiyaç duyduklarının belirtilerini verirler. Çünkü bağımlılık bir sendromdur ve dozajına göre çeşitli ölçütleri vardır. Maddesel teminliği azaldığında, maddenin varlığına karşı duyulan fizyolojik istek artar. Müslümanlar bu durumu ibadetlerinde sıklıkla yaşarlar. Namaz kılarken insanın aklına binbir türlü şeyler gelir. Silip atmaya ne kadar uğraştımsa ben, namaz kıldığım dönemlerde hep rahatsızlık duydum.

Bir keresinde Cuma namazında, yeşil kırmızı halı seccade'nin üzerinde secdeye vardığımda, başımı kaldırmakta biraz geciktim ve önümdeki adamın götü, üsten başıma çarptı. Suç bende idi. Çünkü Ben, namaz kıldığım zamanlarda, kelimeleri yarım yamalak okuyup geçmezdim. Secde halinde 3 kere sübhanellah sübhanellah sübhanellah ritüelini, tam yapardım. O dönemde ben, Yaratıcı Varlığı, maalesef el-ilah ile bir tutuyordum. Şimdi anladımki, yaratıcı varlık, var olan her şeyin gerçekliği üzerine vardır. muhammed, isa, musa yokken, yaratılmış çok şey vardı ve o varlıklar, yaratıcısız olamazdı.

Gene gelin görünki yobaz müslümanlar arasında, Türk Ulusunu nun az sayıdaki bilinçli yurttaşları nın, el-ilah putuna tapınmaktan geri durabilmesine içerleyip, yurttaşımızın özgürlüğünü çelmelemek için, Ulu Önder Atatürk ün yaptıklarına travma diyebilecek kadar küstahlaşanlar var. Açıp okusa günde 1 gazete, kendisi de görecekki, el-ilahın evi sapasağlam ayakta duruyorsa, bunu sağlayanlar Türkler olmuşlardır. Araplar kendilerini savunmaktan acizdir. Araplara göre kuranı ezberlemek yeterde artar bile. Her şeyi el-ilahın takdirine bırakırlar. işte el-ilahın kendisine olmayan faydası, evini sular seller götürürken çaresizliğini örnekliyen fotoğraf. İşte Kabenin Su Basılmış Durumu; Hani Kabe Güvenli Bir Bölge idi ?


Bakınız Ali imran 97 nci ayette ne deniliyor;
Orada apaçık nişaneler, İbrahin'in makamı vardır. Oraya giren Emniyette olur.
Ali İmran 97 nci ayet, gerçekliği olmayan iddiayı perdelemek için bazı İslamcılar güvenlik kelimesinin anlamını bozarak burada ruhsal huzur gibi bir anlamın kasdedildiğini söylemektedir. Oysa pek çok mealde geçen kelime güvenliktir. Örnek olarak aşağıdaki Arapça-Türkçe kelime mealini inceleyebilirsiniz: 929 yılında Abbasi yönetimine isyan eden Karmati mezhebinin lideri Ebu Tahir Mekke'yi ele geçirdi. Hac mevsiminde, tavaf eden Hacıları, Kâbe'nin kapısına oturtup kılıçla kesti. Karmati Lideri, “Ben Allah'ım, Allah'layım, yaratan da, yok eden de benim!” diyordu. Hacılar kaçıp Kâbe'nin örtüsüne yapışıyor ama o halde öldürülüyorlardı.

Ebu Tahir öldürdüğü hacıları Zemzem kuyusuna doldurttu. Zemzem kuyusunun üstündeki kubbeyi yıktıran Ebu Tahir Kâbe'nin örtüsünü parçalatıp askerlere dağıttı. Kâbe'nin kapısını söktürdü. Ebu Tahir, bununla yetinmedi. Hacerülesved'in sökülmesini emretti ve bunu balyozla söktürtüp yanı sıra götürdü. Hacerülesved, 22 sene dışarıda kaldı.(İbn Kesir, c. 11,s. 282) Hacerülesved, 1022 yılında da saldırıya uğradı. Mısırlı birisi hacılarla gelip Kâbe'yi tavaf etti ve Hacerülesved'i öpeceği sırada elindeki gürzle o mübarek taşa tam üç kez vurdu. Adam, “Ne zamana kadar şu taşa ibadet edeceğiz. Ne Muhammet ne de Ali beni yapacağım işten alıkoyamayacaktır. Bugün şu Beyt'i (evi) yıkacağım” dedi. Bunun üzerine Yemenli birisi onu öldürdü, adamları da öldürüldüler.

Kabe, beytullah adıyla da anılır. Allahın Evi anlamına gelen Beytullah, çevresi dağlık olan bir bölgede, düşük seviyedeki bir yere inşa edilmiştir. Bu nedenle tarihte çok kez yukarıdaki tepelerden akıp gelen sel nedeniyle yıkılmış bazen ise su altında kalmıştır: Kabe, bunun dışında çeşitli savaşlarda, örneğin mancınıklar tarafından da yıkılmıştır. Depremlerde zarar gördüğü de biliniyor. Kabe, eğer sıradan bir inşaat olsaydı tüm bunları normal sayabilirdik. Ancak Kabe, İslam inancına göre Allahın Evi'dir, Allah tarafından korunmaktadır. Bu durum özellikle Al-i İmran ve Fil Suresi'nden anlaşılmaktadır. Kabeyi güvenli bir yer olarak tasvir ediyor Al-i İmran 97.ayette. Zaten Fil Suresi'nde anlatılan Ebabil Kuşları hikayesi de bu fikri destekliyor. Oysaki Kabenin tarihi bunun tam tersini söylüyor:

Halife Abdullah Bin Zübeyr, Haccac komutasındaki Emevi ordusu Mekke' yi kuşatınca son çare olarak Kabe' nin içine giriyor. Abdullah Bin Zübeyr' in Kabe' ye sığınmasında Al-i İmran Suresi' nin 97. ayetine olan inancının etkisinin olduğunu tahmin etmek zor değil çünkü o bir halife. Ancak Kabe mancınıklarla taşa tutuluyor, hem Kabe yıkılıyor hem de içindeki halife ölüyor. Böylece Al-i İmran 97. ayetindeki iddia asılsız çıkıyor. Güvenli olması gereken kabe, arap askerler tarafından silahla korunuyor. Hani el-ilahın vaadi vardı, oraya giren güvende olacaktı ? Peki ya el-ilahın evine, arap kralının girmesine ne demeli ! Değerli yurttaşlarım, bu işte bir tuhaflık var işte, görülüyor. Özgür bilincimizle az biraz düşününce, insan emeğiyle ortaya çıkmış taş duvarlı yapının, yaratıcının evi olması, imkansızlık dahilinde olduğunu anlarız. hangi kuvvetle yaratıcıya ev yapabiliriz ?

Lütfen mantıklı olalım!! Baksanıza adamlar çatı da geziniyor, hangi çatı'da? Muhammetin arap toplumunda devrim yapabilmek için geliştirdiği kuramlar ile yaşantımızı karartmayalım. Yaratıcı ve Yaratılan arasında dini argümanlar ve kutsal kişilik olanlar, herzaman ötekileri sövüşlemekte olmuşlardır. halen din adamları bu sövüşlemeyi yapıyorlar. diyanetin 2008 bütçesi, 1.998.000.412.595 YTL dir. Türkiye çapında 76.000 cami bulunur. hastane sayısı ise 1.156 dır. varın hesap yapın. bu ödenek eğitime ayrılmış olsa, sağlıklı ve bilinçli toplum olup, yaratıcı varlığı kanıtlarıyla anlarız. üstelik bu başarıyı bireysel yaparız. yani peygamber, kitap ve din olmadan, yaratıcı varlığı anlamak, kişiliğimize uzmanlık katkısı yapacaktır.

0 yorum: