21 Eylül 2010 Salı

İbadetin Türkçe Anlamı

(عَبْد) abd = köle 2/221 demektir.   (عَابِدُونَ) abidune = köleler 9/112 demektir.
عبودية -- ibadiyeh -- ibadeh/t -- İbadiyat/h = Kölelik  demektir. عِبَادَة/ ibadet = kölelik etmek, Tanrı/eLLahın dikta ettiği görevleri gerçekleştirmek demektir.
  
Bu yalın gerçeği örtmek isteyenlerden bir kişi; H.Y. 39/10ncu ayetin "ya ibadi (يَا عِبَادِ)" kısmını açıklarken, köle çevirisi yapılmasına şunu diyerek karşı çıkmıştır; "Sözcüğü “köle” anlamıyla ele alarak ayete “Ey kölelerim!” diye anlam vermek her ne kadar mümkün olsa da, mesajı evrensellikten mevziiliğe indiren bu anlamlandırmanın iyi bir çözüm olduğu söylenemez". Kendisi de yaptığı yorumun çarpık olduğunun farkında ançıp inancı gereği, eLLahı ayakta tutmanın uğraşına girişmiş.

Oysa yalın çeviri endoğrusudur! Köle/abd (عَبْد) sözcüğünün çoğulu, çekimine göre " köleler/abid (عبيد) " sözcüğüdür, çekimine göre "köleler/ ibad (عِبَادِ) " sözcüğüdür. Çoğul yapıldığında köle/abd(عَبْد) sözcüğünün çekimleri olan abidune, ibadune, abüdüne kur'an da sıklıkla bulunur.

Abd'in çoğulu birincil anlamda hep "köleler" demektir, "kullar" anlamı, daha az karşılık bulan ikincil çevirisi olabilse de yeğ tutulmamalıdır bence. Çünkü Türkçe'de "kul" ulayu(ve) "köle" sözcüğü, başka anlamlarda ulayu başka düşünç edimlerine salık verdiren ayrık birer sözcükdürler.

Bu anlam ayrışının örneklerini; " Enam
61'de ibâdi-hi / عِبَادِهِ/ onun-köleleri,
Araf
194'de ibadün emsalü-küm / عِبَادٌ أَمْثَالُكُمْ / siz gibi köleler)
ulayu Nisa 118'de min ibâdi-ke /
مِنْ عِبَادِكَ / kölelerinden-senin " ayetlerine bakarak sınayabiliriz. Çoğumuzun bildiği fatiha süresinin köle özünden نَعْبُدُ / na'büdü çekimindeki sözcüğünü anımsatmış olayım.

iyya-ke na'büdü ve iyya-ke nesta'inü.
(إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ)
Yalnız-sana köleyiz ulayu yalnız-sana yardımlarız.

Görüldüğü gibi; fatiha 5nci ayetinin çevirisinde "kul" anlamı yerine "köle" anlamının çevirisi en doğru çeviri olmaktadır. Başka ayetlere bakınca, abd sözcüğünün köle olarak, yalnık (insan) ilişkilerinin doğası gereği, olağan koşulların savlanmasında (ifadesinde), Araplar tarafından sıklıkla kullanılmakta olduğu anlaşılıyor. Örneğin 2/221 nci ayetinde, müslüman olmayan kadınların, müslüman erkekler ile, müslüman olmayan erkeklerin, müslüman kadınlar ile evlenmelerini önleyebilmek için muhammet;

özgür bir müslüman kadının, özgür olmayan ançıp (ama) müslüman olan erkek ile, özgür bir müslüman erkeğin, özgür olmayan ançıp (ama) müslüman olan kadın ile evliliklerine koşul getirirken, abd sözcüğünü kullanmıştır. Bakınız; Kmeali, Kmeali2, Ktefsiri. Arapça sözcüklerin sonuna gelen (ي) tamgası, Arapçanın iyelik eklentisidir. Yusuf 23 ayetinde Yusuf'un, kendisini para ile köle olarak satın alan Potifar'a, "O benim Rabbi'mdir" (rabbim/رَبِّي) demesindeki sav, Arapçanın iyelik kuralına bir örnektir.

inne-hü rabbiy ahsene mesvaye...  (إِنَّهُ رَبِّي أَحْسَنَ مَثْوَايَ)
Çünkü-o rabb'imdir, engüzel yerleşke'mi (...donatmıştır. "Benim yaşantım ile çokiyi ilgilenmektedir" diyor). Aynı iyelik eklentisi aşağıya aldığım Zümer 53ncü ayette muhammetin, yalnıklar (nas) ile aralarındaki konuşuklarda da görülmektedir. Muhammet, müslüman yaptığı kişilere, ibadiye/kullarım savıyla aytım (hitap) etmektedir.

İşte Muhammedin, yalnıklara (nas) ibadiye/kullarım savıyla aytım (hitap) ettiği Zümer 53.
Qul ya ibadiye ellezine esrefü ala enfusi-him. La taknetü min rahmeti allahi.
(قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَىٰ أَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ)
Söyle; ey kullarım ki o israftalar kendi özlerine karşı. Umutsuzlanmayın eLLah'ın rahmetinden.

Kısacası müslümanlık, yalnığa/insana kölelik ile biçimlenmiş bir derebeylik düzenidir.
Köle-Abd, Köleler- İbad ile Akifün (itikaf) sözcüklerinin anlamları ayrışmaktadır;

La tubaşiru-hünne ve entüm
akifüne
fi el mesacidi
2/187 (لَا تُبَاشِرُوهُنَّ وَأَنْتُمْ عَاكِفُونَ فِي الْمَسَاجِدِ)
Birleşmeyin-onlarla(kadınlarla) itikâf'da o mescidlerde

muhammet, toplumsal sermayeyi ele geçirmek için yalnığın (insanın) kendisini köleliğe (ibadete) adamasına da ayrıca bir özellik biçerek ona da itikaf (akifun) demiştir.
Müslümanların döktükleri kanlar, Türklerin'de (Tıkla) içinde bulunduğu birçok ulusların günayına (tarihine) işlenmiştir. Türklerinki'ne örnek; Talkan ulayu Curcan kıyımları'dır. bu kıyımlarda Türklerin birazının kalplerini rüşvetle ısındırarak, birazını da kılıç zoruyla müslümanlaştırmışlardır, sürgün avına gelenler. kalplerin islama ısındırılması için kur'ana yerleştirilmiş ayetin (tevbe 90) bizlere çarpıtılarak nasıl yutturulduğunu açıklayabilmeyi arzuluyorum. bakınız ayetin sözcüklerine;

sadakatu li el fukarâi ve el mesâkîni ve el âmilîne aleyhâ.
sadakalar yoksullar'ın, miskinler'in, memurlar'ın üzerlerine'dir.

ve el muellefeti kulûbu-hüm ve fi el rikâbi
ve ısındırılan/meylettirilen kalpleri-onların o denetçileriniz de (Eskortcularınız, Pusu kurucularınız)

Dikkat ediniz; çünkü rikabi sözcüğünü köleler diye çeviriyorlar. oysa bu sözcük köleler değildir. Rikabi sözcüğünün anlamı; "İzleme yapmak, Denetlemek, Koğuş gibi yerlerin nöbetinde bulunmak, Pusu kurmak için hemşirelik yapmak" anlamlarına geliyor.

Bakınız; Araştırmayı arzulayana sözlük sunayım;  şunu kullanabilirsiniz.
رِّقَبِ bu Arapça sözcüğü çift tıklayıp bulanağa yapıştırınız ulayu (ve) arattıtırınız. Rikab sözcüğünün köleler olmadığını göreceksiniz. köleler demek ibad demektir. tekil bir köle; abd demektir Arapça'da, abdün عَبْدٌ iyelikli bir köle demektir.
&& && &&
Neden Kuran da Dilbilgisi  yanlışları var ? Bugün elimizde bulunan Kur’an, Arapça bilen herkesin açıkça görebileceği açıklıkta gramer yanlışları bulunmaktadır.

1.nci Hata:  Mâide 69. ayetinde: Muhakkak ki inananlar, Yahudiler, Sâbi’îler ve Hıristiyanlardan kim Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve güzel amel işlerse, onlar için bir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.

" إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَالَّذِينَ هَادُواْ وَالصَّابِؤُونَ وَالنَّصَارَى مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وعَمِلَ صَالِحًا فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ
"

Yukarıdaki âyette gramer hatası bulunmaktadır. “es-Sâbi’ûne” sözcüğü yanlış bir şekilde i‘râb edilmiştir.Aynı kelime, diğer iki âyette, aynı gramer ortamında doğru şekilde i‘râb edilmiştir.

Bakara (2), 62; "
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَالَّذِينَ هَادُواْ وَالنَّصَارَى وَالصَّابِئِينَ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ …"
Hacc (22), 17; "
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالصَّابِئِينَ وَالنَّصَارَى وَالْمَجُوسَ …"

Mâide 69. âyette kelimenin “es-Sâbi’ûne”, Bakara 62. ve Hacc 17. âyetlerinde ise “es-Sâbi’îne” olarak yazıldığını müşahede ediyoruz. Son iki âyette “es-Sâbi’ûne” kelimesi doğru bir şekilde i‘râb edilmiştir. Çünkü
cümlenin başında bulunan “İnne” lafzı “nasb” adı verilen bir harekeleme şeklini gerekli kılar ve “ya” da “nasb alâmeti” dir. Fakat Mâide 69. âyette “es-Sâbi’ûne”’ye “ref‘” alameti olan vav verilmiştir. Bu nedenle burada sarih bir gramer hatası vardır. Diğer yanlışları bilmek için lütfen Tıklayın.

0 yorum: