<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044</id><updated>2012-01-14T08:01:20.274-08:00</updated><category term='WolfBoy - KurtOğlan'/><category term='Araplar Rice’ı mücevhere boğmuş'/><category term='allah yazısı'/><category term='islam'/><category term='hz muhammetin ölümü'/><category term='Muhammed'/><category term='Ahlak din'/><category term='Allah yazımı'/><category term='nefs'/><category term='Papağan'/><category term='islam töresi'/><category term='allah adı'/><category term='evrim'/><category term='dinler'/><category term='İlkArapça'/><category term='dinde kanıt'/><category term='İbadetin Türkçe Anlamı'/><category term='Tamga (Harf) Devrimi'/><category term='Marya'/><category term='eLLah'/><category term='allahın evi beytullah'/><category term='Kirpicik ile Domuzcuğun Serüveni'/><category term='akromegali'/><title type='text'>Dinsel doktrinlere hayır</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>29</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-1452486824724658639</id><published>2012-01-14T07:49:00.000-08:00</published><updated>2012-01-14T08:01:20.311-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam'/><title type='text'>islamı ortaya çıkaran koşullar</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: 11px; line-height: 17px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;İslam’ın nasıl büyüyüp geliştiğini, savaşlar ve yağmalar sonundaki ganimetlerin İslam’ı nasıl güçlendirdiğini hatta ekonomik durumu feodalizme çevirerek üretici güçleri geliştirip Müslümanları dönemin en ileri, en zengin ve en güçlü devleti haline getirdiğini biliyoruz.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Peki İslam ve Muhammet nasıl ortaya çıktı? Muhammed diye bir adam mağarada hayal gördü ve şimdi 1 milyardan fazla insan ona inanıyor… Bu mudur? Elbette hayır. İslam’ı ve Muhammed’i ortaya çıkaran bazı koşullar var olaylar var. O zamanki Arap toplumundaki bu değişiklikler bazı peygamberler ortaya çıkardı. Bazı şairler çıkıp peygamberlik iddiasında bulundular. İçlerinden Muhammed değil de bir başkası da galip gelebilirdi ama durum çok da farklı olmazdı o halde sorun Muhammed değil. Sorun Arap yarımadasında o çağda yeni bir dinin doğup güçlenip gelişmesine yol açan koşullar. Bu insanlar nasıl ve neden din etrafında bir araya gelmiş?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Eski zamanlarda siyasi otorite ve dini otorite atbaşı beraber giderdi. Bu yalnız Araplarda böyle değildi herkeste her millette böyleydi. Eski Türklerden örnek verelim. Hükümdar ailesinin kanı kutsal sayılırdı ve kanı dökülmezdi. Kanlarında Tang Tengri’nin verdiği bir “kut” olduğuna inanılırdı. Kanı yere akmasın diye öldürülme şekilleri genelde boğularak olmuştur. Hatta daha çok değil yüzyıl önce Osmanlı padişahı mektuplarının sonuna Halife-i Müslimin – (tüm) Müslümanların halifesi- diye imza atardı. Tabii bazı durumlarda ulviyeti ilahiliği kutsallığı iplemez insanlar. Osmanlı Padişahı Genç Osman’ın bir ara Yeniçeri ocağını ortadan kaldırma düşüncesi olmuş ve zindanda Yeniçeriler tarafından hem ırzına geçilmiş hem de testisleri sıkılarak işkenceyle öldürülmüştü. Bunlar bizim tarihten. O çağlarda insanlar gaddardı. Anlatmamın nedeni bunun iyice kavranılıp buradaki olaylara ırkçı bir şekilde yaklaşılmaması. Başka bir ırk ne ise biz de oyuz. Bugün diğer Müslüman devletlerden farklı oluşumuzu farklı jeopolitik konumumuza 1. Dünya savaşı’nın kriz ortamına ve Atatürk gibi bir dehayı ortaya çıkaran koşullara borçluyuz. Eğer Osmanlı ağır bir bunalıma girmeseydi 1. Dünya Savaşı’nda yenilmeyip de kazansaydı Atatürk devrimlerine giden yol açılmayacak ve bugün bambaşka bir ülkede yaşayacaktık. Bu vesileyle bir kez daha Atatürk’ü saygıyla anıyorum. Nazilerin de Yahudileri yakması ve altı milyon Yahudi’yi öldürerek tarihin en büyük katliamını gerçekleştirmesi daha çok değil geçen yüzyıl yaşandı. İşte Avrupa’nın göbeğindeki Almanya tarihinden bir kanlı sayfa. Düşününki 20. yüzyılda bu vahşet yaşanıyorsa geçmiş asırlarda neler yaşanmaz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Yani her milletin tarihinde vahşet, kan ve gözyaşı vardır. Bunlar kimi zaman azdır kimi zaman artar. Ama kesin olan şu ki bu vahşet eskiden çok daha fazlaydı. Peki madem bunu doğal ve normal gördüm şu halde İslam’ı ve ortaya çıkışındaki koşulları asırlar önce insanların çok bilinçsiz olduğu zamanda dökülen kanları yapılan savaşları neden eleştireceğim? Neden İslam’a bakarken asırlar önce bu normaldi, demeyip de eleştiriler yönelteceğim? Bu bir çifte standart olmaz mı? Hayır, olmaz. Çünkü İslam’ın Allah katından indiği iddia ediliyor. Eğer bu din her şeye kadir her şeyin üstünde zamandan ve mekandan münezzeh tek gerçek tanrı tarafından indirildi ise bu dinin insanlara yaptırdıklarının sadece asırlar önce değil günümüzde de normal karşılanması gerekirdi. İşte bu yüzden yüz yıl önceki bir olaya o çağlarda olabilir derken asırlar önce olan bir olaya bugünün gözleriyle bakıyorum. Ama asırlar önce yaşamış insanları suçlayıp yargılayarak değil eleştirileri İslam dinine ve bugün İslam’ın geçerli olduğunu savunanlara yönelterek bu işi yapmak istiyorum&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Arabistan’da İslam’ın doğduğu kuzey taraflarında toprak verimsizdi. Su azdı bu doğal olarak insanların birbirinden ayrı yaşayamamasını kabile türü bir örgütlenmeyi getirmişti. Suyun az olduğu yerlerde insanlar su kaynaklarına kuyulara yakın yerlerde ikame ederler. Araplar daha tam olarak köleci ekonomik düzene bile geçmiş değildi.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Toprakların verimsiz tarımsal üretimin çok düşük olması kabile üyelerinin çevresel etkiler nedeniyle bir arada yaşaması kabileler tarzında bir örgütlenmeyi meydana getirmişti. Elbette bu tarz bir ekonomik yapı adetleri gelenek ve görenekleri etkiliyordu. Mülkiyet nasıl klanın ortak malıysa suç ve cezada ortaktı. Şöyle ki bir kabileden biri bir başka kabileden birini öldürürse iki kabile aeasında savaş çıkabiliyordu ya da kan bedeli ödeniyordu ama bu diyeti ödeyen katilin bizzat kendisi değil kabilenin tümü oluyor mesela kabilenin ortak malı olan keçilerden elli tane verilmesi. Bu şekilde suçun telafisine (diyet ödeme) ya da intikam girişimine (savaş, kan davası) suçu işleyen birey değil klanın tamamı muhattap oluyordu. Kabileler arası kavgalar kaçınılmaz olarak çok fazlaydı su meselesi vb. en ufak şeyde bir kişinin şiddete baş vurması sonucu bir cinayet gerçekleşirse iki kabile hemen vuruşurdu. İlkel toplumların ortak özelliği kaynakların yeterince iyi işlenmediği ve üretimin çok ilkel olduğu bir zamanda dünyada bulunmaları nedeniyle kaynaklar yüzünden çarpışmaların çıkmasıdır hele bu Arabistan gibi kurak verimsiz bir yerse çarpışmalar daha çok ve daha şiddetli olacaktır. Bugün savaşlar azaldıysa bunun nedeni insan bilincindeki gelişme değil üretimdeki gelişmedir. Üretimdeki gelişme sonucu savaşlar azalmış ve bu da insan bilincindeki gelişmeyi sağlamıştır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Akrabalık çok önemliydi. Klanın içinde katı bir hiyerarşi vardı. Ama ilginçtir tam bir demokrasi vardı. Klanın ortak kararıyla kabile reisi seçilirdi sonra da bu reislerin biri hepsinin başı olurdu. Kabileler genelde savaş durumunda bir araya gelirlerdi. Medine nispeten tarıma elverişliydi. Mekke’de böyle bir durumun söz konusu olmaması onları tarım ve hayvancılıktan çok ticarete itmişti. Kervanlar vardı ve bu kervanları zaman zaman yağmalayanlar oluyordu. Kervanların ve ticaretin güvenliğinin sağlanması Mekkeliler için hayati bir önem taşıyordu. Eğer ticaret yollarının güvenliği sağlanacaksa bunun mümkünatı ancak Arapları bir çatı altında toplamak ve bir devlet kurmakla mümkündü. Arapları bir araya getirecek güçte eski çağlarda olduğu gibi dindi tanrının seçilmiş kulu olmak idi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Biraz siyasi yapıdan da bahsedelim. Kabileler halinde yaşamda kabile liderliği babadan oğula geçmezdi. Kabile lideri olacak kişi; dürüst, cesur, iyi savaşçı olmalıydı ama tabii ki kabile liderliği görevini bir ömür boyu yürütürdü kabile lideri.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;Darü’n Nedve&lt;/b&gt; denilen bir &lt;a href="http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=26136" target="_blank"&gt;kurum&lt;/a&gt;&amp;nbsp;vardı. Mekke’de Kabe’nin yakınına kurulmuş ve kapısı Kabe’ye bakan bir binaydı. İşte Mekke’nin ileri gelenleri burda toplanır aralarında karar alır önemli konuları ticaret, savaş vbenzerleri karara bağlarlardı. Dar’ün Nedve bir bakıma bizdeki &lt;b&gt;TBMM&lt;/b&gt;’nin vazifesini görüyordu. Şu halde henüz embriyon halinde de olsa devlete giden bir yol vardı. Nüfusun artışı ticaretin ve işbölümünün gelişmesi insanları bir devlet örgütlenmesinde bir araya gelmeye zorluyordu.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;b style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bu Dar’ün Nedve’ye gelip görüş bildirmek için kırk (40) yaşına gelmiş bir Mekkeli erkek olmak yeterliydi.&lt;/b&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt; Hem kabile tarzı bir ilkel yaşam hem de çağına göre oldukça ilerici bir örgütlenme tarzı söz konusuydu. &lt;b&gt;Mekke ileri gelenlerinin toplandığı Dar’ün Nedve’ye gelmek için kırk (40) yaş şartı var. İşte bu bize Muhammet’in peygamberlik iddiasının neden kırk yaşında olduğu hakkında bir fikir verir.&lt;/b&gt; Muhammet Dar’ün Nedve’ye girip çıkacak ve Mekke’nin saygın, zengin önemli kişileriyle ittifak yapacaktı. Bu da gösteriyor ki Muhammed’in yanında toplananlar tıpkı diğer peygamberler Museylime ve Tuleyha’nın yanındakiler gibi çıkar ilişkileri içinde bir araya gelmekteydi. Hatta Ömer ve Ebubekir gibi ileri gelenlerden iki kişi kızlarını Muhammed’e vererek bu ilişkiyi daha da perçinlemiş. Muhammed ise bir kızını Osman’a vermiş o kızı ölünce diğer bir kızını daha zenginliği dillere destan Osman’la evlendirmişti. Hatice ile evlenmesi Muhammed’e olağanüstü bir prestij ve zenginlik de kazandırmıştı. Dahası Muhammed’in akrabalarından Talha da zengindi. İşte bu zengin ve önemli kişiler İslam’ın asıl kurucularıydı. Muhammed’in yanında da diğerlerinin yanında da samimi bir inançla toplanan elbette vardı ama çoğunluk çıkar amacı güdüyordu. Uhud’da peygamberin kesin emrine rağmen okçuların yerlerini terkederek yağmaya katılması, Huneyn dönüşü ganimet paylaşımı yüzünden Muhammed’i semure ağacının altında sıkıştırıp nerde ise dayak atmaya kalkmaları dahası ona “yalancı” ve “cimri” demeleri, yanı sıra Kuran’da önce ganimetlerin tamamının sonra ise beşte birinin Muhammed’e ait olması bu çıkar ilişkisinin kanıtıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Gelin bir de İslam’ın en değerli kitabı Kuran’a bakalım: “Artık vay hallerine; kitabı kendi elleriyle yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için "Bu Allah katındandır" diyenlere. Artık vay, elleriyle yazdıklarından dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına. (BAKARA SURESİ / 79)” Demek ki bu durumdan koşulların uygunluğundan istifade etmek ve çıkar sağlamak amacıyla peygamberlik iddiasında bulunan sadece Muhammed değildi. Onlar Muhammed’e göre yalancı peygamberlerdi ama onlara göre de Muhammed yalancı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;İslam’dan önce de sizin bildiğiniz gibi Hac ve Kabe vardı. Bu Kabe’ye yine Arap yarımadasının uzak yerlerinden gelenler vardı. Amma bir usul vardı ki şu yanında yiyecek getirmek yasaktı. Yiyecekle gelmek Allah’a güvenmemek oluyordu. Günlük elbiseyle tavaf edilmezdi dışardan da elbise getirilmezdi. Peki ne yapılırdı ihram bu işe bakan aileden satın alınırdı. Neden? İslam öncesi de Allah’ın mekanı olan Kabe’ye tertemiz elbiseyle girmek gerekti. Üzerinizdeki elbiseler belki de haram işlerken de üstünüzdeydi Allah’ın evini bunlarla kirletmemeli. Peki yoksul olanlar da var mıydı tavafa gelenler arasında? Evet vardı. İhram alacak parası olmayanlar Kabe’yi çırılçıplak tavaf ederdi kadın ya da erkek fark etmez. "Peygamberin izniyle ihramdan çıkıp Mina'da bulunan kadınlarımıza yöneldik. Zekerlerimizden meni damlıyordu" (Buhari Hac/81; Müslim Hac/141) Bu hadis hem Buhari’de hem Müslim’de var. Yani sahihliği tartışılmaz demek ki Mekke’nin fethinden sonra örtünme ayetleri inmeden evvel Müslümanlar da çıplak tavaf etmiş ya da Mekke Kureyş’in kontrolünde iken Hudeybiye barışında anlaşma yapılmıştı Müslümanlara bir yıl sonra Hac için izin verilmişti. O sırada Kabe Kureyş’in kontrolünde olduğundan tavaf onların istediği gibi ihramı satın alarak ya da çıplak yapılmıştı. Ve erkekler bir sürü çırılçıplak kadını görünce de doğal olarak zekerlerinden meni damlıyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Kabe ziyareti bugün nasıl büyük bir kazanç kaynağı ise o zamanlar da durum böyle idi. Kabe’de bazı hizmetler vardı ve bu hizmetlerin her birini yönetici konumunda olan aileler tedarik ederdi: Hicabe:kabe perdeciliği ve anahtarlarının korunması. Sedanet: Hicabe’nin yardımcılığı Kabe kapıcılığı. Rifade: Hacılara yemek vermek. Sikaye: Hacılara su vermek.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;Sikaye vazifesini Muhammed’in dedesi Abdulmuttalib, Abdulmuttalib ölünce de oğlu Ebu Talib yerine getiriyordu. Yani Muhammed’in ailesi de bu Hac işinin kaymağını yiyenlerdendi&lt;/b&gt;.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Peki Mekke Medine dolayları inanç olarak nasıldı? Aslında buralar inanç olarak bayağı renkli ve çeşitli idi. Medine’de önemli sayıda Musevi vardı, Mekke ekseri putperestti, putları reddeden Hanifler de vardı. Yabana atılmayacak kadar Hıristiyan Arap da vardı; bunlar Roma etkisiyle Hıristiyanlaşmıştı. Hıristiyan ve Hanif inancının bir sentezi olan Rukus inancı vardı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Muhammed’in peygamberlik öncesi inancına gelince bal gibi de putperestti. Şimdi İslami bir kaynaktan alınan şu bilgiye bakın: “Hz. Muhammed (sav) 35 yaşında iken Kureyş'liler Kabe'nin tekrar inşasına karar verdiler. Kabe'nin yapılmasında bütün kabileler çalıştı ve yeniden yapıldı. Sıra Hacerü'l Esved taşının yerine konulmasına geldiğinde yerleştirme şerefine tüm kabileler nail olmak istemekte idiler. Aralarında anlaşamayarak ihtilafa düştüler. Bu tartışma bir kaç gün sürdü ve yaşlı bir adam şöyle bir öneri getirdi: "Mescid'e ilk giren hakem olsun." Tam bu sırada Hz. Muhammed kapıdan içeri girdi. Hepsi Muhammed Emin'dir kararı kabulümüzdür dediler. Durumu kendisine anlattılar. Hz Muhammed bana bir kumaş getirin, dedi. Kumaşı yere serdi. Hacerü'l Esved’i kendi elleriyle kumaşın üzerine yerleştirdi. Her kabilenin reisi bezin ucundan tutsun, dedi. Taş yükselince de onu yerine kendi elleriyle yerleştirdi. Böylece inşaatın kalan kısmına devam edildi ve sorun çözüldü.”&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Sene 605 henüz ortada peygamberlik iddiası yok. Putlara tapmayacak ama Kabe’nin onarımında görev alacak? Olmaz öyle şey! O görev almak istese bile Kureyşiler izin vermez. Hele putperest olmayan birine asla hakemlik yaptırmazlar. Hacer ül Esved’e de dokunmaya kalkarsa öldürürler adamı. Ama bir putperest bunları yapar.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Peki İslam öncesi putperestlik inancı nasıl bir şey? Gelin bunu Kuran’a bakarak görelim:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;*Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka “Allah” derler. De ki: “Hamd, Allah’a mahsustur.” Fakat onların çoğu bilmezler. (LOKMÂN - 25)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;*Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.” (YÛNUS - 18)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;*İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez. (ZUMER - 3)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;*Onlar, Rahmân’ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların (yalan) şahitlikleri yazılacak ve sorgulanacaklardır. (ZUHRÛF - 19)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Yani İslamiyet öncesi dönemde putperestler de Allah’a inanıyordu. Ama putları kendilerini Allah’a yakınlaştırıcı olarak görüyorlardı. Tıpkı Müslümanların Muhammed’e bakışı gibi. Putları bir şefaatçi olarak görüyorlardı. Tıpkı “Şefaat yâ Resulullah!” diyen Müslümanlar’ın Muhammed’e bakışı gibi. Muhammed putların yerine şefaatçi olarak kendini koyuyor. Kanıt mı? Buyrunuz:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.” (TAHA SURESİ / 109)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“O'nun katında izin verdiğinin dışında (hiç kimsenin) şefaati yarar sağlamaz. En sonunda kalplerinden korku giderilince (birbirlerine:) "Rabbiniz ne buyurdu?" derler, "Hak olanı" derler. O, çok yücedir, çok büyüktür.” (SEBE' SURESİ / 23)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Yani putların değil de Muhammed’in şefaati kabul edilir. Allah Allaaah! Yahu hani Allah’tan başkası şefaatçi olamazdı. Hani şirkti bu?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Muhammed, başlarda Yahudileri kendi yanına çekmek istedi:&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Benden önceki Tevrat'ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbinizden bir ayetle geldim. Artık Allah'tan korkup bana itaat edin." (AL-İ İMRAN SURESİ / 50)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Gerçek şu ki, biz Tevratı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik.” (MAİDE SURESİ / 44)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Hatta Kuran’da Tevrat ve Kuran eşdeğer olarak görülmüş buyrun:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“De ki: "Eğer doğruysanız, bu durumda Allah katından bu ikisinden (Musa'ya indirilen Tevrat ve bana indirilen Kur'an'dan) daha doğru olan bir kitap getirin de, ona uymuş olayım." (KASAS SURESİ / 49)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bu vesileyle sevgili arkadaşlar sakın ola Tevrat değiştirildi demeyin sonra maazallah şirke düşersiniz Kuran’a aykırı konuşup saparsınız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Tabii bu bulunduğu bölgedeki kitap ehlini yanına çekmek içindi. “İslam’ın Palazlanışı ve Ganimet”te Muhammed’in Yahudilere yaptıklarını görmüştük. Yahudileri yanına bir türlü çekemeyen Muhammed bu sefer:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.” (MAİDE SURESİ / 51) diyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Eee şüphesiz Muhammet/Allahın hikmet dolu sözleri bunlar.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Ebucehil ne demek? “Cehaletin babası” demek. Sizin de tahmin edeceğiniz gibi bu bir isim değil lakap. Muhammed yiğit, zengin, nüfuz sahibi olan Ebu Cehil’i kendine dost edinemeyince İslam’a çekemeyince ona bu lakabı taktı. Muhammed’in bu davranışı Kuran’a ne kadar uyuyor bakalım:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Ey müminler, bir kısmınız, diğer kısmınızı alaya almasın! Belki de alay edilenler, kendilerinden daha iyidir. Birbirinizi ayıplamayın, kötü lakaplarla çağırmayın! İmandan sonra fasıklık ne kötüdür! [Allah’ın yasak ettiği şeylerden] tevbe etmeyenler ise, zalimlerdir. (Hucurat 11)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Peki Ebu Cehil neden Muhammed’e inanmadı? Bakalım Müslümanların en sağlam kaynaklarından Kütübü Sitte’ye:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Fasil : TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Konu : Enfal Suresi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Ravi : Enes&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Hadis : Ebu Cehl (birgün) şöye dedi: "Allah`ımız, eğer bu Kitap, gerçekten senin katından ise, bize gökten taş yağdır veya can yakıcı bir azab ver" (Enfal, 32) diye dua etmişti. Şu ayet indi: "Sen içlerinde iken Allah onlara azab etmez. Onlar bağışlanma dilerken de elbette Allah azab edecek değildir" (Enfal, 33) Müşrikler mü`minleri Mekke`den çıkardıkları zaman da şu ayet indi: "Yoksa Mecsid-i Haram`a girmekten men ederlerken Allah onlara niçin azab etmesin?" (Enfal, 34).&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;HadisNo : 622&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Adam işte ne demiş: "Allah`ımız, eğer bu Kitap, gerçekten senin katından ise, bize gökten taş yağdır veya can yakıcı bir azab ver" adam daha ne yapsın küçücük bir mucize görse inanacak. Ama yok, yok, yok.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Peki Muhammed bu Kuran’ı nasıl yazdı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen. (KALEM 15)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Ona ayetlerimiz okunduğu zaman: "Geçmişlerin masallarıdır" dedi. (MUTAFFİFİN SURESİ / 13)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;"Ve dediler ki: "Bu, geçmişlerin uydurduğu masallardır, bir başkasına yazdırmış olup kendisine sabah akşam okunmaktadır." (FURKAN SURESİ / 5)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Dahası başka peygamberler de vardı Muhammed’den önce de sonra da. İnanmayan Kuran’a baksın:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Andolsun, bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza yapılmıştı; bu, geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir." (MÜ'MİNUN SURESİ / 83)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Oysa bir kez daha hatırlatalım ki Kuran’a inanmayan bu insanlar, Allah’a inanıyordu:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?" (84) "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?" (85) (MÜ'MİNUN SURESİ)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Ve dediler ki: "Bu, geçmişlerin uydurduğu masallardır, bir başkasına yazdırmış olup kendisine sabah akşam okunmaktadır." (FURKAN SURESİ / 5)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;And olsun ki: 'ona elbette bir insan öğretiyor' dediklerini biliyoruz. kast ettikleri kimsenin dili yabancıdır, Kuran ise fasih arapçadır. (NAHL/103)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Şimdi bu Nahl 103 ile ilgili Ubeydullah bin Müslüm’ün tefsirine bakalım:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;"Mekke'de çok bilgili iki hristiyan köle vardı. bunlar aslen Iraklı idiler. adları Yesar ile Hayr idi. bunların birçok kitapları vardı. fırsat buldukça bu kitapları okurlardı. Muhammed de çoğu kez onlara uğrar, kendilerini dinlerdi. günün birinde, peygamberlik iddiası ile ortaya çıkınca, muhalif olanlar, 'hayır, Muhammed bu bilgileri Allah'tan değil de adı geçen kölelerden almıştır. Allah'ı ise işini sağlama almak için kullanıyor' demeye başladılar. bu yüzden, nahl suresi'nin 103.ayeti cevap olarak indi."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Sadece bunlar mı? Artık Varaka kimdir necidir onu da siz araştırın. Selman-ı Farısi’nin dini bilgisi ve Muhammed’e yakınlığı nedir? Ona da siz bir bakın. Bunları da siz kendiniz bulun ki yüreğiniz kani olsun. Eh fazla söze gerek yok. İslam’la ilgili tüm araştırmaları gördüğünüz gibi İslami kaynaklara dayandırıyorum.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Başka peygamberler de vardı onlar da Arapları kendi etraflarında bir arada toplamak ve tüm Arap yarımadasına hakim olmak istiyorlardı. Ve onların da inanırları vardı alın bir örnek tamamen İslami kaynaklardan:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;"İlk dinden dönme hareketi Peygamber (s.a.s)'in sagliginda Yemen'de ortaya çikmisti. Kendisinin peygamber oldugunu iddia eden Esved el-Ansî, topladigi kuvvetlerle önce Necran bölgesini, pesinden de San'ayi, Vali Sehr ile yirmi bes gün savasarak ele geçirdi. Hz. Peygamber'in Amil ve muallimi olarak bölgeye gönderdigi Mu'az b. Cebel, Ma'rib'de bulunan Ebu Musa el-Esari'ye iltihak etmis daha sonra Ikisi birlikte Hadramevt'e gitmislerdi (Taberi, III, 229-230). Ibnül-Esir'in ifadesiyle, "Esved'in çikarmis oldugu fitne bir alev gibi, Hadramevt'ten Taif, Bahreyn ve Ahsa'dan Aden'e kadar her yeri kaplamisti" (Ibnül-Esir, II, 338). Hadramevt'te toplanan müslümanlar endiseli bir sekilde beklerken, durumu haber alan Rasûlüllah (s.a.s)'in, Yemen bölgesinde bulunan müslümanlarin tamamina yönelik, Esved'e karsi savasIlmasi emri bölgeye ulasti. Veber b. Yuhannis vasitasiyla gönderilen mektubta; dinin korunmasi, mürtedlere karsi savasIlmasi, Esved el-Ansî'nin açikça savasilarak veya gizli bir tertiple ortadan kaldirIlmasi ve bu emrin Islâm'da sebat eden bölgedeki bütün müslümanlara ulastirIlmasi gibi talimatlar yer almaktaydi" (Taberi, III, 231; Ibnül-Esir 338).&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;"Rasûlüllahın n emri San'a'daki müslümanlara ulastigi zaman, planlanan bir suikast ile Esved el-Ansî, Firûz adindaki biri tarafindan öldürülmüs ve Kenan bölgesi tekrar Islâm'in hâkimiyetine girmisti. Onun öldürüldügü haberi Medine'ye Rasûlüllah (s.a.s)'in vefat ettigi günün sabahinda ulasmisti" (Taberi, III, 227 ).&amp;nbsp;Ama içlerinden galip gelenin adı ve ayetleri yaşayacaktı. Bu kişi Muhammet oldu.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-1452486824724658639?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/1452486824724658639/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=1452486824724658639' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/1452486824724658639'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/1452486824724658639'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2012/01/islam-ortaya-ckaran-kosullar.html' title='islamı ortaya çıkaran koşullar'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-1864282893810721971</id><published>2011-12-18T05:00:00.001-08:00</published><updated>2011-12-18T05:04:13.741-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dinde kanıt'/><title type='text'>Dindeki dört delil</title><content type='html'>&lt;span style="color: #656b78; font-family: Verdana, 'Lucida Sans Unicode', 'Lucida Sans', Tahoma, Helvetica, Arial;"&gt;&lt;span style="font-size: 12px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #656b78; font-family: Verdana, 'Lucida Sans Unicode', 'Lucida Sans', Tahoma, Helvetica, Arial;"&gt;&lt;span style="font-size: 12px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #656b78; font-family: Verdana, 'Lucida Sans Unicode', 'Lucida Sans', Tahoma, Helvetica, Arial;"&gt;Kurbanınız olan hayvan, daha tam ölmemişken, titrerken, bacağından ters asıp derisini yüzmeye başlayacaksınız. Bu eziyet ederek öldürme ve parçalama ameliyesinin adına da 'ibadet' diyeceksiniz. Bir canlıyı parçalamayı; kurbanınız üzerinde hakimiyet kurmak değil de "yiyecek paylaşımı" adına savunacaksınız. Cesede uyguladığı aşırı şiddetin, cesedi parçalamanın, seri katile hem cinsel tatmin, hemde egosuna psikolojik doygunluk verdiği"ne de kafayı takmayacağınızdan, kanlı yiyecek paylaşımı harekatınızla "cinsel tatmin"i bağdaştırmayacaksınız. Oysa, fantazi olmadan şiddetin gerçekleşemeyeceğini içten içe biliyorsunuz değil mi! Biz de Kurban Bayramı'nı birşeyler keserek geçireceğiz. Potansiyel katillerle 'ilişik' keserek. Asteğmen Kubilay'ın başını kesenler gibi, seri katillerin çoğu, dindar ve düzenli ibadet eden insanlar olduğunu bilerek ve bu gürûhla ilişik keserek.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #656b78; font-family: Verdana, 'Lucida Sans Unicode', 'Lucida Sans', Tahoma, Helvetica, Arial;"&gt;*&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #656b78; font-family: Verdana, 'Lucida Sans Unicode', 'Lucida Sans', Tahoma, Helvetica, Arial;"&gt;ört delil, müctehidler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdigi hükümdür. Çünkü bizler ayet ve hadîsten hüküm çikaramayiz. Mezhebin bir hükmü ayete, hadîse uymuyor gibi görünse de yanlis degildir. Bunun için tefsîr ve hadîs okumamiz uygun olmaz. Diyelim ki, Süyûtî ve Zehebî gibi hadîs âlimleri, Imâm-i a'zâm ve Imâm-i Gazâlî hazretlerinin sahîh dedigi bir hadîse mevdû' dese, o hadîs, ancak bu iki zâta göre mevdû' sayilir. Hadisi bildiren imâmlara göre yine sahîhtir. Fakat Aclûnî, hadîs imâmlarinin bildirdigi hadîs-i serîflere mevdû derse, o hadîs mevdû olmaz. Peygamber mu'cize olarak gelecekten haber veren birçok hadîs-i serîfleri vardir. Bunlarin çogu çikti. (Uydurma hadîs çoktur, Kur'ân okuyalim) diyenlerin de çikacagini bildirerek buyurdu ki: Bir zaman gelir beni tekzib edenler çikar. Söyle ki, kendisine benden bir hadîs söylenince, "Resûlullah böyle sey söylemez. Bunu birak, Kur'ândan söyle" der. Ebû Ya'lâ&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #656b78; font-family: Verdana, 'Lucida Sans Unicode', 'Lucida Sans', Tahoma, Helvetica, Arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: #656b78; font-family: Verdana, 'Lucida Sans Unicode', 'Lucida Sans', Tahoma, Helvetica, Arial;"&gt;Eger herkes Kur'ân-i kerîmden hüküm çikarabilseydi, hadîs-i serîflere, Eshâb-i kirâma ve âlimlere ihtiyâç kalmazdi. Onun için Allahü teâlâ da, Peygamber efendimiz de âlimlere uymamizi emrediyor.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-1864282893810721971?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/1864282893810721971/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=1864282893810721971' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/1864282893810721971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/1864282893810721971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2011/12/dindeki-dort-delil.html' title='Dindeki dört delil'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-3748597490048657585</id><published>2010-09-27T14:34:00.000-07:00</published><updated>2011-03-04T04:22:26.927-08:00</updated><title type='text'>Burak ulay(ve) Lamassu</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Miraç öyküsünü epimiz duymuşuzdur. Miraç; Muhammed’in göğe yükselip, Allah’la  buluşması olayıdır. Mescid-i Aksa’nın üzerinden Burak isimli varlığın  üzerine binerek, göğe ulaşmıştır. Miraç'ı temsil eden minyatürler &lt;a href="http://www.google.com.tr/images?hl=tr&amp;amp;client=firefox-a&amp;amp;hs=0Nx&amp;amp;rls=org.mozilla%3Atr%3Aofficial&amp;amp;biw=1366&amp;amp;bih=583&amp;amp;tbs=isch%3A1&amp;amp;sa=1&amp;amp;q=Mira%C3%A7+minyat%C3%BCr&amp;amp;btnG=Ara&amp;amp;aq=f&amp;amp;aqi=&amp;amp;aql=&amp;amp;oq="&gt;tıkla&lt;/a&gt;yınız.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="pinMsgCont" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;div id="pinMsgg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://suphelikani.wordpress.com/2009/12/17/burak-ve-lamassu/"&gt;Ben&lt;/a&gt; Miraç ve İsra olaylarından fazla bahsetmeyeceğim. Zira bunda da  tartışmalar var ve çelişkiler mevcut (gerek göğün yedi kat olması ve  orada geçen olaylar; gerekse Mescid-i Aksa’nın o dönemde inşa  edilmemesi; İslam âlimleri arasında farklı görüşlere sebep olmuştur.) Ancak dediğim gibi ben bunlarla ilgilenmiyorum. Benim burada  ilgilendiğim asıl konu bu olayın başkarakterlerinden olan Burak isimli  binek hayvanıdır. Kendisi, insan başlı ancak boyundan aşağısı hayvan  bedenli olan ve iki kanadı bulunan bir karakter. İslam kaynaklarda Burak anlatılırken şu ifadeler geçer:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;“O Burak; cüssesi katırdan küçük hımardan büyük ve yüzü insan yüzü gibi.  Lisanı Arabi; Her bir azası cevherden. Tırnakları mercandan. Ayakları  altından, kuyruğu deve kuyruğu gibi, ayakları da deve ayağı gibi.” &lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Geniş çaplı ve daha anlaşılır anlatımı ise şöyledir:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;…….Bundan sonra, Cebrail bana şöyle dedi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;— Ey Allah’ın Resulü, size cennetten Burak getirdim. Binin; me-le-i âlâ teşrifinizi bekler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Bakınca Burak’ı gördüm. Güneş gibi aydınlığı vardı. Yıldırım hızı ile  yürüyordu. Ayağını yerden kaldırdığı zaman, gözünün iliştiği yere  basıyordu. Ayrıca, o Burak’ın yanında iki kanadı vardı; dilediği zaman,  onlar vasıtası ile havada uçuyordu.»&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Âlimler Burak’ı şöyle anlattılar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;— O Burak’ın Cüssesi katırdan küçük; merkepten büyük. Anlaşılır biçimde,  fasih Arapça konuşur. Yüce Hak, onun her azasını bir başka cevherden  yaratmıştır. Tırnaklan mercandan, ayakları altındandı. Göğsü kırmıza  yakuttan, sırtı inciden. İki yanında kırmızı yakuttan kanatları var.  Kuyruğu deve kuyruğuna benzer. Başka rivayette: Tavusku-şu kuyruğuna  benzer. Son derece süslü idi. Yelesi at yelesine, ayakları da deve  ayağına benzerdi. Üzerinde cennet eğeri vardı. Üzengileri kırmızı  yakuttan ve cevherdendi.&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Şimdi ise eski Orta Doğu mitolojilerinden, Asurlularınkisine ait bir karakter olan &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Shedu"&gt;Lamassu&lt;/a&gt;’ya bakalım:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="wp-caption aligncenter" id="attachment_716" style="width: 310px;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;img alt="" class="size-full wp-image-716" height="424" src="http://suphelikani.files.wordpress.com/2009/12/h2_32-143-2.jpg?w=300&amp;amp;h=424" title="Lamassu" width="300" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="wp-caption-text"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Lamassu&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Lamassu, İnsan başlı, boynundan sonrası hayvan vücutlu ve kanatları  olan bir yaratık. (İnsan başlı, boğa vücutlu, kartal kanatlı). Karşılaştırdığımız zaman Burak’ın Lamassu’ya ne kadar çok benzediği  hemen anlaşılacaktır. He, belli başlı-ufak tefek farklar olabilir:  Örneğin; Burak katır ile eşek arası bir vücuda sahip iken, Lamassu boğa  vücutlu. Ya da Lamassu’nun kanadının kartala ait olduğu belirtilirken,  Burak’ınkinin neye ait olduğu belirtilmemiş. Ya da görevleri de farklı  olabilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="wp-caption aligncenter" id="attachment_717" style="width: 510px;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;img alt="" class="size-medium wp-image-717" height="390" src="http://suphelikani.files.wordpress.com/2009/12/al-buraf_hafifa.jpg?w=500&amp;amp;h=390" title="Burak" width="500" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="wp-caption-text"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Burak&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Ama yine de çok benzerlik var, özellikle şekil itibariyle hemen hemen aynılar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;1- Lamassu’nun boyundan sonrası hayvan vücudu; Burak’ınki de öyle.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;2-  Her ikisi de birbirine benzeyen hayvan vücutlarına sahip olmalarına rağmen, aynı şekilde insan başlarına da sahipler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;3- İkisinin de kanatları mevcut ve bunlar benzer şekilde.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;4- İnançları göz önünde bulundurursak, Burak ve Lamassu birbirine çok  yakın yerlerde ortaya çıkmış ve boy göstermiş inançlara aitler. Gerek  Asur mitolojisi, gerekse İslam dini Orta Doğu’da ortaya çıkmış ve boy  göstermişlerdir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Tüm bu bulguları göz önünde bulundurduğumuz zaman Burak’ın kökeninin  Lamassu’ya ait olması çok yüksektir. Burak’ın kökeninin Lamassu’ya dayandığını  düşünmekteyim. Ayrıca aynı bölgede bunlara benzeyen başka mitolojik karakterler de mevcut:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Örneğin Asurlulara çok yakın olan &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Susa#Assyrians"&gt;Perslerdeki Sfenks&lt;/a&gt;:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="wp-caption aligncenter" id="attachment_719" style="width: 352px;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;img alt="" class="size-medium wp-image-719" height="500" src="http://suphelikani.files.wordpress.com/2009/12/sphinx_darius_louvre.jpg?w=342&amp;amp;h=500" title="Perslerin Sfenks'i" width="342" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="wp-caption-text"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Perslerin Sfenks'i&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;***&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Mısırlıların &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Great_Sphinx_of_Giza"&gt;Büyük Giza Sfenks&lt;/a&gt;‘i:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="wp-caption aligncenter" id="attachment_720" style="width: 509px;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;img alt="" class="size-medium wp-image-720" height="333" src="http://suphelikani.files.wordpress.com/2009/12/great_sphinx_of_giza_-_20080716a.jpg?w=500&amp;amp;h=333" title="Büyük Giza Sfenks'i" width="500" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="wp-caption-text"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Büyük Giza Sfenks'i&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt; ***&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Ya da Yunan Mitolojisi’ndeki &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Centaur"&gt;Sentor&lt;/a&gt;:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;img alt="" class="size-medium wp-image-721" height="500" src="http://suphelikani.files.wordpress.com/2009/12/centaure_malmaison_crop.jpg?w=299&amp;amp;h=500" title="Centaure_Malmaison_crop" width="299" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-size: small;"&gt; ___ Alıntı; &lt;a href="http://suphelikani.wordpress.com/2009/12/17/burak-ve-lamassu/"&gt;Şüpheli Kanı&lt;/a&gt;.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="pinMsgg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-size: small;"&gt;Katır ile Eşşek arası hayvana (Adı Burak), Muhammet tarafından binilerek nasıl miraç olgusu gerçekleşmiştir Müslümanlar kanıt ile açıklayamamaktadırlar. Çok gereksinim vardır bir açıklamaya çünkü nerede nasıl Burağa binildiği bilinmiyor.  Ançıp mitoloji kökeni belirli olan yukarıdaki olgularla birleşince  bilinebiliyor. Müslümanlar&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-size: small;"&gt; Burağı şöyle anlatırlar:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-size: small;"&gt;— O Burak’ın Cüssesi katırdan küçük; merkepten büyük. Anlaşılır biçimde, fasih Arapça konuşur. Yüce Hak, onun her azasını bir başka cevherden yaratmıştır. Tırnaklan mercandan, ayakları altındandı. Göğsü kırmıza yakuttan, sırtı inciden. İki yanında kırmızı yakuttan kanatları var. Kuyruğu deve kuyruğuna benzer. Başka rivayette: Tavusku-şu kuyruğuna benzer. Son derece süslü idi. Yelesi at yelesine, ayakları da deve ayağına benzerdi. Üzerinde cennet eğeri vardı. Üzengileri kırmızı yakuttan ve cevherdendi. Kırmızı yakuttan üzengisi olan Burağın &lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-size: small;"&gt;fasih Arapça konuşması derken&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-size: small;"&gt; bir de aşağıdaki (&lt;a href="http://begteginli.blogetery.com/2009/11/14/cennet-sozcugu-kokeni/" target="_blank"&gt;tıkla&lt;/a&gt;) iletiyi okuyun bütünlük olsun. Bütünlük olunca daha iyi anlaşılacaktır.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-size: small;"&gt; Kur’an’da, cennetteki (şarap türünden) içkilerin, kimi zaman “ibrik”lerle içileceği açıklanır.520 “İbrik” de “Farsça”dır. Süyûtî de böyle aktarır.521 “İbrik”, bilindiği gibi, “su ve sulu şeyler koymaya yarayan kulplu ve emzikli kap”tır. Ve Türkçede de aynen kullanılır. Cennette, erkeklere “huriler” verileceğinin bildirildiğini bilirsiniz. Bu cennet kızları, sık sık övülür Kur’an’da.. Bir övülüşleri de şöyledir: Onlar, birer yakut ve mercan gibidirler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div id="pinMsgCont"&gt;&lt;div id="pinMsgg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black; font-size: small;"&gt;Yakut: Bilindiği gibi “değerli bir taş”. Süyûtî’nin aktardığına göre, incelemeciler, bu sözcüğün de “Farsça” olduğu konusunda görüş birliğindedirler.523. “Mercan”: “Çoğu kırmızı renkte, ince dal gibi, süs olarak kullanılan bir madde.” Bu sözcüğün de “Arapça olmadığı”nı aktarır Celaleddin Süyûti. Cennet kızları, bir de incilere benzetilirler. Aynı benzetme, cennette erkeklerin hizmetlerinde bulunsunlar diye verileceği bildirilen oğlanlar için de yer alır. Görülüyor ki, cennette neler bulunacağı anlatılırken, sözler, “Arapça olmayan”, özellikle de Farsça olduğu görülen sözcüklerle örülüp donatılmış bulunuyor. Cennet düşüncesinin nereden geldiğini oldukça ortaya koyan bir durumdur bu.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-3748597490048657585?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/3748597490048657585/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=3748597490048657585' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/3748597490048657585'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/3748597490048657585'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2010/09/burak-ulayu-ve-lamassu.html' title='Burak ulay(ve) Lamassu'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-495380742192884733</id><published>2010-09-21T08:25:00.000-07:00</published><updated>2010-09-21T08:48:21.073-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İbadetin Türkçe Anlamı'/><title type='text'>İbadetin Türkçe Anlamı</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;(&lt;span style="font-size: 21px;"&gt;عَبْد&lt;/span&gt;) abd = köle &lt;a class="bbc_url" href="http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=bakara&amp;amp;ayet=221" rel="nofollow" title="External link"&gt;2/221&lt;/a&gt; demektir. &amp;nbsp; (&lt;span style="font-size: 21px;"&gt;عَابِدُونَ&lt;/span&gt;) abidune =  köleler &lt;a class="bbc_url" href="http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=tevbe&amp;amp;ayet=112" rel="nofollow" title="External link"&gt;9/112&lt;/a&gt;&amp;nbsp;demektir.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: 21px;"&gt;عبودية&lt;/span&gt; -- &lt;b class="bbc"&gt;ibadiyeh --&lt;/b&gt; &lt;b class="bbc"&gt;ibadeh/t&lt;/b&gt; &lt;b class="bbc"&gt;-- İbadiyat/h&lt;/b&gt;  = &lt;b class="bbc"&gt;Kölelik&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;b class="bbc"&gt; &lt;/b&gt;demektir. &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b class="bbc"&gt;&lt;a class="bbc_url" href="http://dictionary.sakhr.com/SearchResults.aspx?Lang=A-E&amp;amp;TextBox1=%D8%B9%D9%90%D8%A8%D9%8E%D8%A7%D8%AF%D9%8E%D8%A9" rel="nofollow" title="External link"&gt;عِبَادَة&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;/  ibadet =  kölelik etmek, Tanrı/eLLahın dikta ettiği görevleri  gerçekleştirmek demektir.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Bu yalın gerçeği örtmek isteyenlerden bir kişi; H.Y.  &lt;a class="bbc_url" href="http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=zumer&amp;amp;ayet=10" rel="nofollow" title="External link"&gt;39/10&lt;/a&gt;ncu ayetin "&lt;b class="bbc"&gt;ya ibadi&lt;/b&gt; (&lt;span style="font-size: 21px;"&gt;يَا عِبَادِ&lt;/span&gt;)" kısmını açıklarken, köle çevirisi  yapılmasına &lt;a class="bbc_url" href="http://www.tebyinulkuran.com/index.php?page=zumer-10-ve-53-ayetler" rel="nofollow" title="External link"&gt;şunu&lt;/a&gt; diyerek karşı çıkmıştır;  "Sözcüğü “&lt;i class="bbc"&gt;köle&lt;/i&gt;” anlamıyla ele alarak ayete “&lt;i class="bbc"&gt;Ey kölelerim!&lt;/i&gt;”   diye anlam vermek her ne kadar mümkün olsa da, mesajı evrensellikten   mevziiliğe indiren bu anlamlandırmanın iyi bir çözüm olduğu söylenemez".  Kendisi de yaptığı yorumun çarpık olduğunun farkında ançıp inancı  gereği, eLLahı ayakta tutmanın uğraşına girişmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa yalın çeviri endoğrusudur!&lt;span style="color: black;"&gt; Köle/abd (&lt;span style="font-size: 17px;"&gt;عَبْد&lt;/span&gt;) sözcüğünün çoğulu,  çekimine göre &lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;" &lt;b class="bbc"&gt;köleler/abid&lt;/b&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; (&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 26px;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;عبيد&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; " sözcüğüdür, çekimine göre "&lt;b class="bbc"&gt;köleler/  ibad&lt;/b&gt; (&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 26px;"&gt;عِبَادِ&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;) " &lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;sözcüğüdür&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; Çoğul yapıldığında köle/abd&lt;/span&gt;(&lt;span style="font-size: 21px;"&gt;عَبْد&lt;/span&gt;)&lt;span style="color: black;"&gt; sözcüğünün &lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;çekimleri olan &lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;abidune, ibadune, &lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;abüdüne  kur'an da sıklıkla bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Abd'in çoğulu birincil anlamda  hep "köleler" demektir, "kullar" anlamı, daha az karşılık bulan ikincil  çevirisi olabilse de yeğ tutulmamalıdır bence. Çünkü Türkçe'de "kul"  ulayu(ve) "köle" sözcüğü, başka anlamlarda ulayu başka düşünç edimlerine  salık verdiren ayrık birer sözcükdürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu  anlam ayrışının örneklerini; " Enam &lt;/span&gt;&lt;a class="bbc_url" href="http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=enam&amp;amp;ayet=61" rel="nofollow" title="External link"&gt;61&lt;/a&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;'de ibâdi-hi / &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 21px;"&gt;عِبَادِهِ&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;/ onun-köleleri, &lt;br /&gt;Araf &lt;/span&gt;&lt;a class="bbc_url" href="http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=araf&amp;amp;ayet=194" rel="nofollow" title="External link"&gt;194&lt;/a&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;'de ibadün emsalü-küm / &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 21px;"&gt;عِبَادٌ أَمْثَالُكُمْ&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;  / siz gibi köleler) &lt;br /&gt;ulayu Nisa 118'de &lt;b class="bbc"&gt;min &lt;/b&gt;ibâdi-ke / &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 21px;"&gt;مِنْ عِبَادِكَ&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; /  köleleri&lt;b class="bbc"&gt;nden&lt;/b&gt;-senin " ayetlerine bakarak sınayabiliriz.&lt;/span&gt; Çoğumuzun bildiği fatiha süresinin köle özünden &lt;span style="font-size: 17px;"&gt;نَعْبُدُ &lt;/span&gt;/ &lt;b class="bbc"&gt;na'büdü&lt;/b&gt; çekimindeki sözcüğünü anımsatmış olayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iyya-ke &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b class="bbc"&gt;na'büdü&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; ve iyya-ke nesta'inü.&lt;br /&gt;(&lt;span style="font-size: 21px;"&gt;إِيَّاكَ &lt;span style="color: red;"&gt;نَعْبُدُ &lt;/span&gt;وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;Yalnız-sana &lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b class="bbc"&gt;köleyiz &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;ulayu yalnız-sana yardımlarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi; fatiha 5nci ayetinin çevirisinde "&lt;b class="bbc"&gt;kul&lt;/b&gt;" anlamı yerine "&lt;b class="bbc"&gt;köle&lt;/b&gt;"  anlamının çevirisi en doğru çeviri olmaktadır. Başka ayetlere bakınca,  abd sözcüğünün köle olarak, yalnık (insan) ilişkilerinin doğası gereği,  olağan koşulların savlanmasında (ifadesinde), Araplar tarafından  sıklıkla kullanılmakta olduğu anlaşılıyor. Örneğin 2/221 nci ayetinde,  müslüman olmayan kadınların, müslüman erkekler ile, müslüman olmayan  erkeklerin, müslüman kadınlar ile evlenmelerini önleyebilmek için  muhammet;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;özgür bir müslüman kadının, özgür olmayan ançıp (ama) müslüman olan erkek ile, özgür bir müslüman erkeğin, özgür olmayan ançıp (ama) müslüman olan  kadın ile evliliklerine koşul getirirken, abd sözcüğünü kullanmıştır. Bakınız; &lt;a class="bbc_url" href="http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=2&amp;amp;ayet=221" rel="nofollow" title="External link"&gt;Kmeali&lt;/a&gt;, &lt;a class="bbc_url" href="http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=bakara&amp;amp;ayet=221" rel="nofollow" title="External link"&gt;Kmeali2&lt;/a&gt;, &lt;a class="bbc_url" href="http://www.kurantefsiri.org/hidayet.aspx?sID=2" rel="nofollow" title="External link"&gt;Ktefsiri&lt;/a&gt;. Arapça sözcüklerin sonuna gelen (&lt;span style="color: red; font-size: large;"&gt;&lt;b class="bbc"&gt;ي&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;) tamgası, Arapçanın &lt;b class="bbc"&gt;iyelik eklentisi&lt;/b&gt;dir. &lt;a class="bbc_url" href="http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=12&amp;amp;ayet=23" rel="nofollow" title="External link"&gt;Yusuf 23&lt;/a&gt; ayetinde Yusuf'un, kendisini para ile köle olarak satın alan Potifar'a, "O benim Rabbi'&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b class="bbc"&gt;mdir&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;" (rabbi&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b class="bbc"&gt;m&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;/&lt;span style="font-size: large;"&gt;رَبِّ&lt;/span&gt;&lt;span style="color: red; font-size: large;"&gt;ي&lt;/span&gt;) demesindeki sav, Arapçanın iyelik kuralına bir örnektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;inne-hü rabb&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b class="bbc"&gt;iy&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; ahsene mesva&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b class="bbc"&gt;ye&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;...&amp;nbsp; (&lt;span style="font-size: large;"&gt;إِنَّهُ رَبِّ&lt;span style="color: red;"&gt;ي&lt;/span&gt; أَحْسَنَ مَثْوَا&lt;span style="color: red;"&gt;يَ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;Çünkü-o rabb'&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b class="bbc"&gt;imdir&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;, engüzel yerleşke'&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b class="bbc"&gt;mi &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;(...donatmıştır. "Benim yaşantım ile çokiyi ilgilenmektedir" diyor). Aynı iyelik eklentisi aşağıya aldığım Zümer 53ncü ayette muhammetin, yalnıklar (nas) ile aralarındaki konuşuklarda da görülmektedir. Muhammet, müslüman yaptığı kişilere, ibadi&lt;b class="bbc"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;ye&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;/kulları&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b class="bbc"&gt;m&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; savıyla aytım (hitap) etmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;İşte Muhammedin, yalnıklara (nas) ibadi&lt;b class="bbc"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;ye&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;/kulları&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b class="bbc"&gt;m &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;savıyla aytım (hitap) ettiği &lt;/span&gt;&lt;a class="bbc_url" href="http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=39&amp;amp;ayet=53" rel="nofollow" title="External link"&gt;Zümer 53&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;Qul ya ibadi&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b class="bbc"&gt;ye&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; ellezine esrefü ala enfusi-him. La taknetü min rahmeti allahi.&lt;br /&gt;(&lt;span style="font-size: large;"&gt;قُلْ يَا عِبَادِ&lt;span style="color: red;"&gt;يَ&lt;/span&gt; الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَىٰ أَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ&lt;/span&gt;)&lt;br /&gt;Söyle; ey kulları&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;b class="bbc"&gt;m&lt;/b&gt;&lt;/span&gt; ki o israftalar kendi özlerine karşı. Umutsuzlanmayın &lt;a class="bbc_url" href="http://forum.ateizm2.org/index.php?showtopic=34836&amp;amp;st=0&amp;amp;p=551178&amp;amp;fromsearch=1&amp;amp;#entry551178" rel="nofollow" title="External link"&gt;eLLah&lt;/a&gt;'ın rahmetinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası müslümanlık, yalnığa/insana kölelik ile biçimlenmiş bir derebeylik düzenidir.&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #993366; font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt;Köle-Abd, Köleler- İbad ile Akifün (itikaf) sözcüklerinin anlamları ayrışmaktadır; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;La tubaşiru-hünne ve entüm &lt;/span&gt;&lt;b style="color: red;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt;akifüne &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;fi el mesacidi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;2/187 (&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;لَا&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;تُبَاشِرُوهُنَّ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;وَأَنْتُمْ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color: red; font-size: large;"&gt;عَاكِفُونَ&lt;/span&gt;&lt;span style="color: red; font-size: large;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;فِي&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;الْمَسَاجِدِ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; Birleşmeyin-onlarla(kadınlarla) &lt;b style="color: red;"&gt;itikâf&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;'da o mescidlerde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;muhammet, toplumsal sermayeyi ele geçirmek için yalnığın (insanın)  kendisini köleliğe (ibadete) adamasına da ayrıca bir özellik biçerek ona  da &lt;b&gt;itikaf (akifun)&lt;/b&gt; demiştir.&lt;/span&gt; &lt;span style="color: black;"&gt;Müslümanların döktükleri kanlar, Türklerin'de (&lt;a href="http://forum.agnostik.org/viewtopic.php?f=7&amp;amp;t=425"&gt;Tıkla&lt;/a&gt;) içinde bulunduğu birçok ulusların günayına (tarihine) işlenmiştir.  Türklerinki'ne örnek; Talkan ulayu Curcan kıyımları'dır. bu kıyımlarda  Türklerin birazının kalplerini rüşvetle ısındırarak, birazını da kılıç  zoruyla müslümanlaştırmışlardır, sürgün avına gelenler. kalplerin islama  ısındırılması için kur'ana yerleştirilmiş ayetin (tevbe 90) bizlere  çarpıtılarak nasıl yutturulduğunu açıklayabilmeyi arzuluyorum. bakınız  ayetin sözcüklerine;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sadakatu li el fukarâi ve el mesâkîni ve el âmilîne aleyhâ.&lt;br /&gt;sadakalar yoksullar'ın, miskinler'in, memurlar'ın üzerlerine'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve el muellefeti kulûbu-hüm ve &lt;b&gt;fi el rikâbi&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;ve ısındırılan/meylettirilen kalpleri-onların &lt;b&gt;o denetçileriniz de &lt;/b&gt;(Eskortcularınız, Pusu kurucularınız) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat ediniz; çünkü rikabi sözcüğünü köleler diye çeviriyorlar. oysa  bu sözcük köleler değildir. Rikabi sözcüğünün anlamı; "İzleme yapmak,  Denetlemek, Koğuş gibi yerlerin nöbetinde bulunmak, Pusu kurmak için  hemşirelik yapmak" anlamlarına geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://kadinvedin.ipbfree.com/index.php?act=ST&amp;amp;f=6&amp;amp;t=3165&amp;amp;st=0#entry27843"&gt;Bakınız&lt;/a&gt;; Araştırmayı arzulayana sözlük sunayım;&amp;nbsp; &lt;a href="http://qamoos.sakhr.com/SearchResults.aspx" target="_blank"&gt;şunu&lt;/a&gt; kullanabilirsiniz. &lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;رِّقَبِ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt;  bu Arapça sözcüğü çift tıklayıp bulanağa yapıştırınız ulayu (ve)  arattıtırınız. Rikab sözcüğünün köleler olmadığını göreceksiniz. köleler  demek ibad demektir. tekil bir köle; abd demektir Arapça'da, abdün &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;عَبْدٌ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; iyelikli bir&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;span style="color: black;"&gt;&lt;a href="http://www.alternatiforum.com/forum_posts.asp?TID=7599&amp;amp;PN=12"&gt;köle&lt;/a&gt;&lt;/span&gt; demektir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt;&amp;amp;&amp;amp; &amp;amp;&amp;amp; &amp;amp;&amp;amp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #993366;"&gt;Neden Kuran da Dilbilgisi&amp;nbsp; yanlışları var ?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;span style="color: black;"&gt;Bugün elimizde bulunan Kur’an, Arapça bilen herkesin açıkça görebileceği açıklıkta gramer yanlışları bulunmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;1.nci Hata:&amp;nbsp; Mâide 69. ayetinde&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;:  Muhakkak ki inananlar, Yahudiler, Sâbi’îler ve Hıristiyanlardan kim  Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve güzel amel işlerse, onlar için bir  korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" &lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;إِنَّ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;الَّذِينَ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;آمَنُواْ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;وَالَّذِينَ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;هَادُواْ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;وَالصَّابِؤُونَ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;وَالنَّصَارَى&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;مَنْ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;آمَنَ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;بِاللّهِ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;وَالْيَوْمِ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;الآخِرِ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;وعَمِلَ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;صَالِحًا&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;فَلاَ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;خَوْفٌ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;عَلَيْهِمْ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;وَلاَ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;هُمْ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;يَحْزَنُونَ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki âyette gramer hatası bulunmaktadır. “es-Sâbi’ûne” sözcüğü  yanlış bir şekilde i‘râb edilmiştir.Aynı kelime, diğer iki âyette, aynı  gramer ortamında doğru şekilde i‘râb edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakara (2), 62; " &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;إِنَّ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;الَّذِينَ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;آمَنُواْ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;وَالَّذِينَ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;هَادُواْ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;وَالنَّصَارَى&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;وَالصَّابِئِينَ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;مَنْ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;آمَنَ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;بِاللَّهِ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; …"&lt;br /&gt;Hacc (22), 17; " &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;إِنَّ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;الَّذِينَ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;آمَنُوا&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;وَالَّذِينَ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;هَادُوا&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;وَالصَّابِئِينَ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;وَالنَّصَارَى&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-size: 10pt;"&gt;وَالْمَجُوسَ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt; …"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mâide 69. âyette kelimenin “es-Sâbi’ûne”, Bakara 62. ve Hacc 17.  âyetlerinde ise “es-Sâbi’îne” olarak yazıldığını müşahede ediyoruz. Son  iki âyette “es-Sâbi’ûne” kelimesi doğru bir şekilde i‘râb edilmiştir.  Çünkü &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: 10pt;"&gt;cümlenin  başında bulunan “İnne” lafzı “nasb” adı verilen bir harekeleme şeklini  gerekli kılar ve “ya” da “nasb alâmeti” dir. Fakat Mâide 69. âyette  “es-Sâbi’ûne”’ye “ref‘” alameti olan vav verilmiştir. &lt;/span&gt;Bu nedenle burada sarih bir gramer hatası vardır. Diğer yanlışları bilmek için lütfen &lt;a href="http://www.alternatiforum.com/forum_posts.asp?TID=6685"&gt;Tıklayın.&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-495380742192884733?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/495380742192884733/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=495380742192884733' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/495380742192884733'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/495380742192884733'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2010/09/ibadetin-turkce-anlam.html' title='İbadetin Türkçe Anlamı'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-3273200158569697074</id><published>2010-09-21T07:53:00.000-07:00</published><updated>2010-09-23T00:39:32.495-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='allahın evi beytullah'/><title type='text'>Ellah  Adı ulay Beytullah</title><content type='html'>8 ay okuduğum yatılı kuran kursunda, Ulu Önder Atatürk’ün fotoğrafından rahatsızlık duyan hocalar, geçte olsa dikkatimi çekti. Müslümanlar ne kladar razı görünselerde, Atatürk hakkında olumlu görüşleri yoktur. Ençok Atatürk büstlerinden şikayet ettiklerine tanık oldum, talebeliğimin 8 ay'ı içinde. Ama nedense aynı müslümanlar el-ilahın put olduğunu göremiyor, bilemiyorlar. &lt;a href="http://forum.ateizm2.org/index.php?showtopic=34836&amp;amp;st=0&amp;amp;p=551178&amp;amp;fromsearch=1&amp;amp;#entry551178"&gt;eLLah&lt;/a&gt; adının nereden geldiği ve ezanlarda okunan el-lahü ekberin, enbüyük ilah olduğunu, diğer ilahların küçük kaldığını bilseler, müslümanlarda kabullenir el-ilah gerçeğini. Büyüklük ve küçüklük nesneldir, yani madde özelliği gibi, boşlukta yer kaplar çünkü hacmi vardır, kütlesi olan tanecikli yapılardan renk barındırır, güneşte solar, evi bile vardır.inanılmaz değil mi? ama müslümanlar inanıyorlar bu maddi ilaha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El-ilahın madde özelliğinin olmasına kanıt çoktur. El-ilahın Ad kökü ele veriyor. Henüz ortada muhammet yoktu, vahiy yoktu ama el-ilah vardı. el-ilahın adı, Arapların biraz uzağında kuzey afrika da, libya, tunus, mısır civarında bulunan yazıtlarda kayıtlıdır. tam bölgesini internetten bulabilirsiniz. dişiline el-lat, erkeğine el-ilah denirdi. Baştaki El, İlahın belirteci'dir. Arapların sayıca çok fazla olan ilahlarını, bu şekilde belirteç kullanarak tarif ediyorlardı. bu tarifle bir kabile, öteki kabilenin tanrısını sahiplenemiyordu, konuşmayla muhabbet esnalarında. el-ilah demekle, the god demiş oluyorlardı, yani the car, oradaki o araba, işaret ettiğim o araba, demeyi kastederler'di. ingilizcede the kullanımıyla, arapların el kullanımı tam örtüşür. çok olan arabalar içinden, belirteç olarak&amp;nbsp; the (el) kullanılıyor ingilizler. tıpkı the car, işaretle belirtilen o araba gibi, el-ilah'da, işaretle belirtilen o ilah oluyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani Araplar El-İlah deyip, çok İlahlar arasından O İlahı, El-İlah olarak tarif ediyorlardı. belirteç kullanmanın anlamı budur. çoklukta kullanılır, çoğul olan için kullanılır. tekil olan birşey, tekil bir isim, el(the) ile asla tarif edilmez, Mantıksız kalır zaten. el(the) İngilizcede olsun, Arapçada olsun, ad ile asla birleşmez. Aynı isimde ki başka birini Tarif Etmek için kullanılır. aynı adın sahibi iki veya daha çok kişiyi, o tarif edilen birisinden ayırt etmek için kullanılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hac 26 ayetinin Arapçası:&amp;nbsp; Ve iz bevve'na li ibrahıme mekanel beyti el la tüşrk bı şey'ev ve tahhir beytiye littaifıne vel kaimıne ver rukkeıs sücud.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hac 26 ayetinin Arapçası:&amp;nbsp; Türkçesi: Bir zamanlar Kabe'nin yerini İbrahim'e şu şekilde hazırlamıştık "Sakın bana hiçbir şeyi ortak koşma,tavaf edenler, (kıyama) duranlar, rüku ve secdeye varanlar için Evimi tertemiz et''.&lt;br /&gt;Varsayalım, apartman kapısı önüne gelen mektubunuz var, nasıl olsa her ay faturalarmız geliyor apartman posta kutusuna. işte o faturaların tüm apartman sakini arasındakilerin, size ayit olanı the letter diyerekten uzandığınız mektup mantığı, her bir apatman sakinin ilahı gönderilse apartman önüne, size ait olan mektup gibi, size ait olan ilahı, el-ilah diyerekten üstlenirsiniz . el-ilahın muhammet tarafından diğer ilahlardan ayrıştırılması bu şekilde olmuştur. bende muhammetin bu yönünü severim ve takdir ederim. tıpkı akhenaton gibi, çoklu tanrıların, gider masrafını artırdığını anlamış ve reform yapmıştır. Akhenaton zamanında tanrı sayısı çoktu. Akhenaton, mö 1352 ve 1334 tarihleri arasında firavunluk yapmıştır.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akhenaton öncesinde tanrılar sürü sürü olmuşlardı. dini otorite din adamları, sürü sürü olan bu tanrılardan geçimlik kazanıyor, beleşten yaşıyorlardı. (günümüzde halen din adamları işçilik nedir bilmezler). tanrılara adanan kurbanlık ve adaklar'dan, kendileri zıkkımlanıyorlardı, tanrıları beslemiyorlardı.. dolayısıyla tanrılar ac kalıyorlardı. ne yapsın garipler, put put oturmaktan başka çareleri de yoktu. o zamanlar miting veya grev hakkı nedir bilinmiyordu. Akhenaton düşündü taşındı ve tanrıları bire indirmeye karar verdi, ve başarılı oldu.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek Tanrı'nın adını Aton/Güneş Tanrısı koydu. artık tanrı denilen şey, gözle görülür derecede somut ançıp (ama) dokunulamazdı. bu dokunulmazlıktan yararlanan gene Akhenaton oldu, otoritesini güçlendirdi. zaten kendisini, Aton'un yeryüzündeki temsilcisi yapmak için tanrıyı göğe kaldırmak, Akhenaton planının bir parçasıydı. Akhenaton artık, sadece firavun değil aynı zamanda, tek tanrının yeryüzündeki temsilcisiydi. bunlar yığılarak geldi geldi, yaratıcı varlığa iftira edilerek, el-ilah'a bürünmesine ve evreni yaratmasına gerekçeli sebep, muhammetin doğumu şeklinde bizlere kılıflandı. Akhenaton'dan sonra mısırda bile, put sayıları gene çoğaldı. Ama benim bu konum, Muhammet ve el-ilah olduğu için, akhenaton’un teke indirdiği ve adına aton dediği tanrıya (puta) değinmeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabenin girişinde 360 tane put'un kıdemleri, kabenin ikinci katında oturan 3 Put'tan, Lat, Menat ve Uzza'dan daha düşüktü. Bence bodrum katında olmadıklarını yeğleseler yeterdi onlara. Kabenin en üst katında ise El-Lah vardı. şekilsel olarakta El-Lah, diğer ve genel putların arasında En Büyüğüydü. Günümüzde halen geçerliliğini koruyan Ellahü Ekber'in anlamı buradan gelir. El-ilah zamanla, Elahe ve Allah oldu. Abdu-lallah adı, muhammetin babasının da adıdır. Yani Muhammetin babası, iyibir puta tapar olduğundan, El-İlah'ın Kulu (Abd-Ullah) adını kazanmıştı. Muhammetin babası el-ilah putuna kulluk ederken henüz Muhammet, peygamber iddialarını ortaya dökmemişti. Belki de babasının el-ilaha tapınmasına içerlemişti. onu ve beraberindekileri el-ilah putuna somut hizmet etmektense, el-ilahı soyutlayıp,&amp;nbsp; tıpkı akhenaton un yaptığı gibi, masrafları kısmaya yönelmiş olabilirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten benim gözümde Muhammet, devrimci'dir sadece, bir Arap devrimcisi. ançıp Türk devrimcisi Ulu Önder Atatürk kadar erdem gösterip, sorunların üzerine cesaretle gitmektense, uyduruk yöntemlerle din icat ettiği için onu ayıplamamdan kurtulamaz. Gelin görünki bizim yurttaşımız, muhammeti olduğundan farklı görür. Çünkü bağnaz, yobaz ve madde bağımlısı olmaktan kurtulamıyorlar. Ançıp benim umudum vardır, insanları sömüren dinlerden kurtulacağımız günler gelecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti nde, dinimi yaşıyamıyorum tantanalarını yapan Müslümanlar madde bağımlılığına örnektirler. tıpkı madde bağımlısı gibi, uyuşturucu kırizine girdiklerinin ve tedaviye ihtiyaç duyduklarının belirtilerini verirler. Çünkü bağımlılık bir sendromdur ve dozajına göre çeşitli ölçütleri vardır. Maddesel teminliği azaldığında, maddenin varlığına karşı duyulan fizyolojik istek artar. Müslümanlar bu durumu ibadetlerinde sıklıkla yaşarlar. Namaz kılarken insanın aklına binbir türlü şeyler gelir. Silip atmaya ne kadar uğraştımsa ben, namaz kıldığım dönemlerde hep rahatsızlık duydum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir keresinde Cuma namazında, yeşil kırmızı halı seccade'nin üzerinde secdeye vardığımda, başımı kaldırmakta biraz geciktim ve önümdeki adamın götü, üsten başıma çarptı. Suç bende idi. Çünkü Ben, namaz kıldığım zamanlarda, kelimeleri yarım yamalak okuyup geçmezdim. Secde halinde 3 kere sübhanellah sübhanellah sübhanellah ritüelini, tam yapardım. O dönemde ben, Yaratıcı Varlığı, maalesef el-ilah ile bir tutuyordum. Şimdi anladımki, yaratıcı varlık, var olan her şeyin gerçekliği üzerine vardır. muhammed, isa, musa yokken, yaratılmış çok şey vardı ve o varlıklar, yaratıcısız olamazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.turandursun.com/images/genel/kabe2.jpg" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="242" src="http://www.turandursun.com/images/genel/kabe2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;Gene gelin görünki yobaz müslümanlar arasında, Türk Ulusunu nun az sayıdaki bilinçli yurttaşları nın, el-ilah putuna tapınmaktan geri durabilmesine içerleyip, yurttaşımızın özgürlüğünü çelmelemek için, Ulu Önder Atatürk ün yaptıklarına travma diyebilecek kadar küstahlaşanlar var. Açıp okusa günde 1 gazete, kendisi de görecekki, el-ilahın evi sapasağlam ayakta duruyorsa, bunu sağlayanlar Türkler olmuşlardır. Araplar kendilerini savunmaktan acizdir. Araplara göre kuranı ezberlemek yeterde artar bile. Her şeyi el-ilahın takdirine bırakırlar. işte el-ilahın kendisine olmayan faydası, evini sular seller götürürken çaresizliğini örnekliyen fotoğraf. İşte Kabenin Su Basılmış Durumu; Hani Kabe Güvenli Bir Bölge idi ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.turandursun.com/images/genel/kabe1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="235" src="http://www.turandursun.com/images/genel/kabe1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bakınız Ali imran 97 nci ayette ne deniliyor;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.turandursun.com/images/genel/ali-imran97.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://www.turandursun.com/images/genel/ali-imran97.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Orada apaçık nişaneler, İbrahin'in makamı vardır. Oraya giren Emniyette olur.&lt;br /&gt;Ali İmran 97 nci ayet, gerçekliği olmayan iddiayı perdelemek için bazı İslamcılar güvenlik kelimesinin anlamını bozarak burada ruhsal huzur gibi bir anlamın kasdedildiğini söylemektedir. Oysa pek çok mealde geçen kelime güvenliktir. Örnek olarak aşağıdaki Arapça-Türkçe kelime mealini inceleyebilirsiniz: 929 yılında Abbasi yönetimine isyan eden Karmati mezhebinin lideri Ebu Tahir Mekke'yi ele geçirdi. Hac mevsiminde, tavaf eden Hacıları, Kâbe'nin kapısına oturtup kılıçla kesti. Karmati Lideri, “Ben Allah'ım, Allah'layım, yaratan da, yok eden de benim!” diyordu. Hacılar kaçıp Kâbe'nin örtüsüne yapışıyor ama o halde öldürülüyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebu Tahir öldürdüğü hacıları Zemzem kuyusuna doldurttu. Zemzem kuyusunun üstündeki kubbeyi yıktıran Ebu Tahir Kâbe'nin örtüsünü parçalatıp askerlere dağıttı. Kâbe'nin kapısını söktürdü. Ebu Tahir, bununla yetinmedi. Hacerülesved'in sökülmesini emretti ve bunu balyozla söktürtüp yanı sıra götürdü. Hacerülesved, 22 sene dışarıda kaldı.(İbn Kesir, c. 11,s. 282) Hacerülesved, 1022 yılında da saldırıya uğradı. Mısırlı birisi hacılarla gelip Kâbe'yi tavaf etti ve Hacerülesved'i öpeceği sırada elindeki gürzle o mübarek taşa tam üç kez vurdu. Adam, “Ne zamana kadar şu taşa ibadet edeceğiz. Ne Muhammet ne de Ali beni yapacağım işten alıkoyamayacaktır. Bugün şu Beyt'i (evi) yıkacağım” dedi. Bunun üzerine Yemenli birisi onu öldürdü, adamları da öldürüldüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabe, beytullah adıyla da anılır. Allahın Evi anlamına gelen Beytullah, çevresi dağlık olan bir bölgede, düşük seviyedeki bir yere inşa edilmiştir. Bu nedenle tarihte çok kez yukarıdaki tepelerden akıp gelen sel nedeniyle yıkılmış bazen ise su altında kalmıştır: Kabe, bunun dışında çeşitli savaşlarda, örneğin mancınıklar tarafından da yıkılmıştır. Depremlerde zarar gördüğü de biliniyor. Kabe, eğer sıradan bir inşaat olsaydı tüm bunları normal sayabilirdik. Ancak Kabe, İslam inancına göre Allahın Evi'dir, Allah tarafından korunmaktadır. Bu durum özellikle Al-i İmran ve Fil Suresi'nden anlaşılmaktadır. Kabeyi güvenli bir yer olarak tasvir ediyor Al-i İmran 97.ayette. Zaten Fil Suresi'nde anlatılan Ebabil Kuşları hikayesi de bu fikri destekliyor. Oysaki Kabenin tarihi bunun tam tersini söylüyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halife Abdullah Bin Zübeyr, Haccac komutasındaki Emevi ordusu Mekke' yi kuşatınca son çare olarak Kabe' nin içine giriyor. Abdullah Bin Zübeyr' in Kabe' ye sığınmasında Al-i İmran Suresi' nin 97. ayetine olan inancının etkisinin olduğunu tahmin etmek zor değil çünkü o bir halife. Ancak Kabe mancınıklarla taşa tutuluyor, hem Kabe yıkılıyor hem de içindeki halife ölüyor. Böylece Al-i İmran 97. ayetindeki iddia asılsız çıkıyor. Güvenli olması gereken kabe, arap askerler tarafından silahla korunuyor. Hani el-ilahın vaadi vardı, oraya giren güvende olacaktı ? Peki ya el-ilahın evine, arap kralının girmesine ne demeli ! Değerli yurttaşlarım, bu işte bir tuhaflık var işte, görülüyor. Özgür bilincimizle az biraz düşününce, insan emeğiyle ortaya çıkmış taş duvarlı yapının, yaratıcının evi olması, imkansızlık dahilinde olduğunu anlarız. hangi kuvvetle yaratıcıya ev yapabiliriz ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lütfen mantıklı olalım!! Baksanıza adamlar çatı da geziniyor, hangi çatı'da? Muhammetin arap toplumunda devrim yapabilmek için geliştirdiği kuramlar ile yaşantımızı karartmayalım. Yaratıcı ve Yaratılan arasında dini argümanlar ve kutsal kişilik olanlar, herzaman ötekileri sövüşlemekte olmuşlardır. halen din adamları bu sövüşlemeyi yapıyorlar. diyanetin 2008 bütçesi, 1.998.000.412.595 YTL dir. Türkiye çapında 76.000 cami bulunur. hastane sayısı ise 1.156 dır. varın hesap yapın. bu ödenek eğitime ayrılmış olsa, sağlıklı ve bilinçli toplum olup, yaratıcı varlığı kanıtlarıyla anlarız. üstelik bu başarıyı bireysel yaparız. yani peygamber, kitap ve din olmadan, yaratıcı varlığı anlamak, kişiliğimize uzmanlık katkısı yapacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-3273200158569697074?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/3273200158569697074/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=3273200158569697074' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/3273200158569697074'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/3273200158569697074'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2010/09/ellah-ad-ulay-beytullah.html' title='Ellah  Adı ulay Beytullah'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-2615115899782045117</id><published>2010-09-20T09:40:00.000-07:00</published><updated>2010-09-20T10:14:51.055-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kirpicik ile Domuzcuğun Serüveni'/><title type='text'>Kirpicik ile Domuzcuğun Serüveni</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_100892" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;Yazan: Michael Schmid-Salomon.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İngilizce  Çeviri: Fiona Lorenz&lt;br /&gt;İngilizce'den Türkçe'ye Çeviren: Pergel.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Anıklayan: &lt;a href="http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=5644&amp;amp;page=2"&gt;ÜçKezAli&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://www.schmidt-salomon.de/ferkel1.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;“Tanrıya nereden gidilir?” diye sordu  Domuzcuk.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Kimsenin kendilerini aldatmasına izin vermeyenler için bir  kitap.&lt;/i&gt; Domuzcuk ve küçük Kirpi küvette oturmuş, içtenlikle ve neşeyle  gülüyorlardı. Tıpkı güneş parladığı ya da yağmur yağdığı zamanlarda hep  yaptıkları gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne güzel değil mi!” dedi Domuzcuk. &lt;br /&gt;“Daha iyi  olamaz!” diye yanıtladı Kirpi ve kollarını iyice açarak gerindi. “Bütün dünyayı  kucaklayabilirim!”&lt;br /&gt;Domuzcuk, “harika bir fikir!” diye yanıt verdi. “Ama önce  gidip biraz elma toplayalım. Kurt gibi açım.”&lt;br /&gt;“Güzel” dedi  Kirpi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisi de evden çıktıklarında, tuhaf bir şey dikkatlerini çekti.  Geceleyin birisi kulübelerinin duvarına bir afiş yapıştırmıştı. Üzerinde;  “Tanrı’yı bilmeyen, bir şeyleri kaçırıyor demektir.” yazıyordu. Okulda pek de  dikkatli olmadığı için, yazılanları Kirpi’ye Domuzcuk okudu. &lt;br /&gt;Kirpi;  “Domuzcuk, Tanrı’yı tanıyor musun?” diye sordu. “Hayır”, dedi Domuzcuk. “Ben  de”, dedi küçük Kirpi. Bu, ikisini de oldukça korkutmuştu. Bir şeyleri  kaçırdıklarından hiç haberleri olmamıştı. Bu nedenle, gidip Tanrı’yı aramaya  karar verdiler.&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://www.schmidt-salomon.de/ferkelpl1.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Domuzcuk, “Tanrı’yı nerede bulabiliriz?”, diye  yolda rastladıkları her hayvana sordu. Fakat *Kaz, Tavşan, Köstebek, hiç kimse  Tanrı hakkında hiç bir şey duymamıştı. Fakat kurnaz Tilki yanıtı biliyordu.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir keresinde, insanların Tanrı hakkında tartıştıklarını duymuştum”,  dedi Tilki. “Tapınak dağının tepesinde ona bazı büyük evler inşa ettiler”.  Kirpi; “neyi tartışıyorlardı?” diye sordu. Tilki; “Sanıyorum, Bay Tanrı’nın  hangi evde yaşamakta olduğu konusunda anlaşamıyorlardı” diye yanıtladı ve  sessizce ekledi: “Bana sorarsanız oraya gitmeyin! Oradaki insanlar çıldırmış!”  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Domuzcuk ve küçük kirpi bu güzel tavsiyesi için Tilki’ye kibarca  teşekkür ettiler. Fakat çok meraklı oldukları için, bu uyarıyı dinlemeyerek dağa  tırmandılar. Ne kaçırdıklarını öğrenmeleri gerekiyordu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağa  tırmandıklarında yanyana duran çok büyük üç tane ev gördüler. Daha önce bu kadar  büyük hiç bir şey görmemişlerdi. “Bu Bay Tanrı bu evlere ihtiyaç duyduğuna göre,  dev gibi bir şey olmalı” dedi Kirpi. Aynı zamanda da korkmuştu, “Domuzcuk, eve  dönsek daha iyi olmaz mı?”, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Saçmalama, Kirpi!”, dedi Domuzcuk.  “Buraya kadar geldiğimize göre Beyefendiyle tanışmalıyız!” Bu çok yürekli bir  cümleydi ama gizliden gizliye Domuzcuk da biraz korkuyordu. Bunu Kirpiye belli  etmek istemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kirpi ve Domuzcuk birinci eve yaklaştılar. Komik bir  şapkası, siyah ve uzun bukleleri olan bir adam, evin önünde duruyordu. “Tanrıya  nereden gidilir?” diye sordu Domuzcuk. “Burası Efendi’nin tapınağıdır, bir  sinagog”, diye açıkladı adam. Adam neden söz ettiğini iyi biliyordu, çünkü o bir  “haham” yani Yahudi din bilginiydi. &lt;br /&gt;“Çok iyi!” dedi Kirpi. “Beyefendi evde  mi? Onunla kısa bir görüşme yapabilir miyiz? Çok vaktini almayız...” “Eğer  anneniz bir Yahudi kadınıysa!” diye yanıtladı haham. Domuzcuk; “Benimki sadece  bir domuz” dedi.&lt;br /&gt;“Üzgünüm!” dedi haham. Bu törensel yordam sırasında,  tapınağa sadece Yahudiler girebilir. Küçük domucuklar ise asla  giremezler!”&lt;br /&gt;“Bu hiçte nazikçe değil!”, dedi Domuzcuk. “Her şeye kaadir olan  Tanrı, nazik değildir”, dedi haham. “Her şeyi bilir ve çok bağışlayıcıdır ama On  Emrini dinlemeyen olduğunda çok da kızabilir!” diye ilave etti ve bunu  kanıtlamak için onlara büyük Tufan hikayesini anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir gün” dedi  haham, “Tanrı, Efendimiz, insanlar tarafından çok kızdırıldı ve dünya üzerindeki  tüm yaşamı yok etmeye karar verdi.”&lt;br /&gt;“Tüm yaşamı mı?” diye sordu Domuzcuk  korkuyla. “Bütün bebekleri, bütün büyükanneleri ve bütün hayvanları mı?  Domuzcuklar, Kirpiler, Kelebekler ve küçük Gine Domuzcuklarını da mı?” “Evet,  tüm yaşamı” dedi haham. “Sadece her türden bir çift hariç. Nuh, bu türleri  yaptığı gemide topladı. Bu, Nuh’un gemisidir. Sonra Tanrı kalan bütün insanlar  ve hayvanlar boğulana dek yağmur yağdırdı.”&lt;br /&gt;Kirpi ve Domuzcuk bir süre  sessiz, kalakaldılar. Herhalde bu kadar çok boğulmuş bebek, büyükanne, domuzcuk,  kirpi ve Gine Domuzcuğunu hayal edemediler. “Bu çok acımasız” diye düşündü  Domuzcuk ve eğer Bay Tanrı ile karşılaşırsa, onun ayağına çok kuvvetli şekilde  basmayı kararlaştırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük Kirpi merakla; “insanlar boğulmalarını  gerektirecek kadar kötü ne yapmışlardı?” diye sordu. Haham; “başka tanrılara  tapmışlardı” dedi. Kirpi hayretle “Aa, öyleyse başka tanrılar da var?” dedi.  “Hayır” dedi haham, “İnsanlar bunu sadece uydurdular. Gerçekte bu tanrılar,  sadece mavi ve yeşil renkli hayaletler kadar gerçektiler.”&lt;br /&gt;Domuzcuk bir süre  düşündükten sonra; “Eğer insanlar tanrılar uydurabiliyorlarsa”, diye konuşmaya  başladı ve ağır ağır devam etti, “sizin de Tanrınızı uydurmadığınızı nasıl  bilebiliriz?” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gerçekten çok güzel bir soruydu! Ama maalesef haham bunu  hiç bir biçimde takdir etmedi. Müthiş kızdı, ve o kadar bağırarak bir şeyler  söylemeye başladı ki, Kirpi ve Domuzcuk olabildiğince hızlı bir şekilde oradan  kaçtılar.&lt;br /&gt;“Bahse girerim, o hikayeyi bizi korkutmak için uydurmuştur!” dedi  Domuzcuk nefes nefese kaçarlarken. “Kim böyle bir hikayeye inanacak kadar aptal  olabilir?” “Bazı insanlar hayalet gördü diye küçük Gine Domuzcuklarını boğan bir  Tanrıya kesinlikle inanmıyorum!”, dedi Kirpi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra Kirpi ve Domuzcuk  ikinci eve gittiler. *“Bana gelin, ey zayıf ama yükü ağır olanlar!” dedi evin  önünde duran adam. Komik, mor bir şapka giyiyordu ve yere kadar uzanan garip bir  giysisi vardı. &lt;br /&gt;“Tanrıya nereden gidilir?” diye sordu Domuzcuk. Adam, ne  dediğini bilen gerçek bir piskopostu. &lt;br /&gt;“Burası Tanrı’nın evidir, bir kilise!”  diye açıkladı piskopos. “Efendimizin adıyla bir araya geldiğimizde, o da  aramızdadır.” “Güzel!” dedi Kirpi. Hep birlikte kiliseye  girdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçerisi oldukça karanlıktı ve tuhaf kokuyordu. Domuzcuk; “E,  nerede Bay Tanrı?” diye sordu. Piskopos ileride bir yeri işaret etti. Kirpi ve  Domuzcuk, ellerinden ve ayaklarından bir haça çivilenmiş yarı çıplak bir adamın  korkutucu görüntüsüne baktılar. Başının üzerinde dikenli bir taç vardı ve  vücudunun her yanı kanla kaplanmıştı.&lt;br /&gt;“Of!” dedi küçük Kirpi. “Bu çok fena  acıtmaz mı?” “Efendimiz Tanrı, bize günahlarımız için çarmıha gerilerek ölen,  oğlu İsa’yı gönderdi.!” Diye açıkladı piskopos. Küçük Domuzcuk; “Ama Beyefendi  bunu yapmak zorunda değildi” dedi. “Küçük Kirpi ve ben her zaman iyi  olduk...”&lt;br /&gt;“Tanrı günahlarımızı İsa’nın kanıyla yıkayıp temizledi!”, dedi  piskopos. “Kanıyla? Hık!” dedi Domuzcuk. Kirpi de şaşkınlıkla; “Ben her zaman  sabunla yıkanmak gerektiğini düşünürdüm.” dedi .&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://www.schmidt-salomon.de/ferkelbisch2.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tanrı bize müjdeledi ki; eğer onun yolundan  gidersek, cennetin kırallığı bizi bekliyor olacak!” dedi piskopos.&lt;br /&gt;Domuzcuk;  “Buradaki insanlar pek de mutlu görünmüyorlar” diye düşündü. “Neşesiz ve kederli  görünüyorlar!” Hayır, Domuzcuk burada daha fazla kalmak istemiyordu. Fakat sonra  kendisini çeken bir şeyi farketti. Bir sürü kurabiye! Öndeki masanın üzerinde,  büyük, altından bir tabağın içindeydiler. Domuzcuk aç olduğu için bir kaç  tanesini ağzına atıverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bu piskoposun hoşuna gitmedi. “Tanrı aşkına,  ne yapıyorsun orada!” diye öfkeyle bağırdı. “Bir kaç tane kurabiye yiyorum,  çünkü çok açım” dedi Domuzcuk. “Ama onlar kurabiye değil, İsa’nın bedeni!” diye  homurdandı piskopos. Haçtaki adamı işaret ederek; “Onlar kendini bizim için feda  eden İsa’nın etidir!” Bu Domuzcuk’u gerçekten kötü hissettirdi. Elma, havuç ve  mantar yemeyi severdi ama çok uzun yıllar önce ölmüş bir adamı değil! Çabucak  tuhaf kurabiyeleri tükürdü ve Kirpi’nin elini yakalayıp “Buradan hemen  uzaklaşalım!” diye haykırdı. “Bunlar Yamyam! Bay Tanrı’nın oğlunu bile  yiyorlarsa küçük kirpi ve domuzcuklara kim bilir neler  yaparlar...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kiliseyi terk ettikten sonra küçük Domuzcuk ve küçük Kirpi,  üçüncü eve bakmayı pek istemiyorlardı. Diğer yandan, gerçekten ne kaçırdıklarını  da öğrenmeyi çok istiyorlardı. Bu nedenle bütün cesaretlerini toplayıp son bir  şans daha denemeye karar verdiler. Üçüncü evin önünde kocaman sakallı bir  adam duruyordu. Başının üzerine, Kirpi’ye büyük annesi Frieda’yı hatırlatan bir  kumaş *örtmüştü. Elbette büyük anne Frieda’nın sakalı yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tanrıya nereden  gidilir?” diye sordu Domuzcuk. “Bu caminin içinde Efendimiz Allah’la  karşılaşabilirsiniz” dedi adam. Adamın bir bildiği olmalıydı çünkü o bir müftü,  yani islam bilginiydi. “İçeri gelin!”, dedi müftü. Küçük Kirpi, büyük kapıdan  camiye girerlerken; “Bizi burada nelerin beklediğini merak ediyorum”, diye  fısıldadı. Küçük Domuzcuk başını sallayarak onayladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tanrıyı, yani  Allah’ı bilmek için Müslüman olmanız gerekir!” diye açıkladı müftü. “Nasıl  Müslüman olunur?” diye merakla sordu küçük Kirpi. “Önce islami sadakat sözünü  tekrarlamanız gerekir” dedi müftü. “Sonra da Allah’ın emirlerini içtenlikle  yerine getirmelisiniz. İlk ve en önemlisi, günde beş kere ibadet  etmelisiniz!”&lt;br /&gt;“Beş kere mi?” diye sordu küçük Domuzcuk. “Evet”, dedi müftü.  “İbadet etmeden önce de kendinizi iyice yıkamalısınız!” &lt;br /&gt;“Kendimizi günde beş  kere yıkamak mı?” Küçük Kirpi’nin gözlerini şaşkınlıkla açıldı. “Bu, haftada  otuzbeş kere, ayda yüzelli kere yıkanmak demek!” Küçük Kirpi yılda kaç defa  yıkanmak gerektiğini de hesaplamak isterdi ama bu onun için oldukça  zordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük Domuzcuk; “Acaba Bay Tanrı’nın temizlik takıntısı mı var?” diye  kendi kendine düşündü. Kirpiyle haftada bir kere küvete girmek oldukça  yeterliydi ama haftada otuzbeş defa değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kesinlikle günde beş defa  ibadet etmem!” dedi küçük Kirpi. “Yapacak başka işlerim de var!” Müftü; “O zaman  Müslüman olamazsın!” dedi. Kirpi; “Ben de oluruna bırakırım!” diyerek omuz  silkti. “Bu o kadar da kötü olamaz...” &lt;br /&gt;“O kadar kötü olamaz mı?” Müftünün  gözleri ateş saçıyordu. “Eğer Efendimize boyun eğmezseniz, sonunuz cehennem olur  ve cehennem ateşinde sonsuza kadar pişersiniz!” Küçük Domuzcuk merakla; “Sadece  kendimizi yeteri kadar sık yıkamadığımız için mi?” diye sordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Allah’ın  peygamberi Muhammet’e verdiği emirlere uymadığınız için!” dedi müftü. &lt;br /&gt;“Peki,  bunu sizin Muhammetinizin uydurmadığını nereden bilelim?” diye sordu Domuzcuk.  “Belki de o peygamber değildi, sadece sizinle eğleniyordu...”&lt;br /&gt;Küçük Domuzcuk  keşke bunu söylemeseydi! Çünkü müftünün duyguları incinmişti; “Sizi kahrolası  inançsızlar!” diye haykırarak çılgınca Domuzcuğun ve Kirpi’nin üzerine doğru  koşmaya başladı. İkisi birden koşabildikleri kadar hızlı, caminin kapısına  yöneldiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat, eyvah. Dışarıda haham ve piskopos onları bekliyordu.  “Yakalayın onları!” diye bağırdı haham. “Tanrıya küfrettiler!” Piskopos da;  “İsa’nın vücudunu kirlettiler!” diye kükredi. Camiden dışarı fırlayan müftü de;  “Peygamberi aşağıladılar” diye haykırdı. Kirpi ve Domuzcuk korkudan  donmuşlardı. Domuzcuk; “Sanırım sonumuz geldi!” diye kekeledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piskopos;  “Onları şeytan delirtmiş ama şimdi o şeytanı çıkaracağım!” diye bağırdı. Haham;  “Hayır! Sizin varolmanızdan çok önce biz şeytanları kovduk!” dedi. Müftü ise;  “Peygamber, inanmayanlara nasıl davranılacağını gösteren ilk kişidir!” diye  yanıtladı. “Her neyse, bizim cehennemimiz sizinkinden çok daha sıcaktır!” “Ne  yüzsüzlük!”, piskopos bağırarak müftünün kafasına incili indirdi. “Bizim  cehennemimiz en, en kötüsüdür!” Böylece Tanrının üç hizmetkarının arasında ciddi  bir kavga başladı. Birbirlerini çılgınca yumruklarlarken, Kirpinin ve Domuzcuğun  sessizce süzülüp uzaklaştıklarını fark edemediler. &lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://www.schmidt-salomon.de/rabbibischofmufti.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve döndüklerinde Kirpi; “Domuzcuk, şimdi  kaçırdığımızın ne olduğunu biliyorum...” dedi. “Neymiş o?” diye sordu Domuzcuk.  “Tanrı olmayınca korkmamıza da gerek yok!” dedi Kirpi. “Bu doğru!” dedi  Domuzcuk. “Korkmayı özledin mi?” “Hayır!” diye yanıtladı küçük *Kirpi. “Tuhaf  hizmetkarlarıyla Bay Tanrı gerçekten benden uzak olsun!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kirpi ve  Domuzcuk esrarengiz afişe bir daha baktılar. Küçük Domuzcuk; “Sanırım bazı  harfler fazla yazılmış!” dedi ve kalın bir kalemle “bilmeyen” kelimesindeki  “mey” harflerinin üzerini karaladı. “Şöyle demeliydi: ‘Tanrı’yı bilen, bir  şeyleri kaçırıyor demektir!’ Tam olarak buradan...” diyerek kafasını işaret  etti.&lt;br /&gt;Küçük Kirpi başını sallayarak onayladı. “Tapınak Dağındaki insanlar  gerçekten çıldırmış! Gerçekte Tanrı’nın olmadığına inanıyorum. Eğer olsaydı,  kesinlikle o hayalet şatolarında yaşamazdı!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kesinlikle haklısın,  Kirpi!” dedi küçük Domuzcuk. “Peki şimid bu afişi ne yapalım?” Burada bırakalım  mı?” “Hayır!” diye yanıtladı Kirpi. “Daha iyi bir fikrim var!” Afişi duvardan  söktü ve küçücük, minicik parçalara böldü. Sonra küçük Kirpi ve küçük Domuzcuk  parçaları gök yüzüne, çok yükseklere savurdular. Çok eğlendiler. Sonunda ikisi  de yeniden içtenlikle ve neşeyle gülüyorlardı. Tıpkı güneş parladığı ya da  yağmur yağdığı zamanlarda hep yaptıkları gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masalın ana  fikri: Tanrıyı bilmiyorsan, bundan memnun olmalısın.&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://www.schmidt-salomon.de/ferkelflieger.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;Dipçe;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer biri tavsiye dinlerse: “Tanrıyı  bilmeyen boşluktadır” diye&lt;br /&gt;Sana bir sır vereyim. Başkalarına da  söyle.&lt;br /&gt;Dünyada Tanrıya bağlılık. Kötü büyüdür, ya da bir  şaka&lt;br /&gt;Hahamlar, papazlar, imamlar. Çıplak maymundurlar senin ve benim  gibi&lt;br /&gt;Tek fark; onlar uçuşan hayaletler görürler. Ve komik şapka ve  kıyafetler giyerler.&lt;br /&gt;Onlar Domuzcuk’u kandıramazlar. Onlara gülmesini  durduramazlar. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-2615115899782045117?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/2615115899782045117/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=2615115899782045117' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/2615115899782045117'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/2615115899782045117'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2010/09/kirpicik-ile-domuzcugun-seruveni.html' title='Kirpicik ile Domuzcuğun Serüveni'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-1922192771138208198</id><published>2010-09-01T02:57:00.000-07:00</published><updated>2011-01-20T08:01:45.272-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Muhammed'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Marya'/><title type='text'>Marya ile Muhammed</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Muhammed peygamber, Hicri 7 nci yılda (yani 60 yaşındayken) 4 kadınla evleniyor, yalnızca bu yılda 4 kez damat oluyor. Tabi ki diger eşleri ve diğer yıllar  da hariç. Az sonra olayını özetleyeceğim Marya adındaki zavallı bayan da  bu dört kadından biridir. Marya'nın annesi Rum asıllı bir hıristiyandı; kendisi  ise, aslen Habeşistanlıydı. İskenderiye kralı onu cariye olarak,  herhangi bir mal gibi Muhammed’e hediye ediyor. Bunun dışında, ayrica  Marya’nın Sirin adında bir kız kardeşini de Muhammed’e gönderiyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Yanı  sıra ona “Me’bur” adında bir köle, bin miskal altın (yaklaşık olarak 5  kğ.), güzel kumaştan 20 takım elbise, Düldül adında bir katır, Afir  adında bir merkep, bir miktar bal, çeşitli misk ve esanslar.. hediye  ediyor.[1] Fazla anlatmağa gerek yok; kadının ne kadar genç ve güzel  olmasının kanıtı şu: Bir kere hem genç, hem de çok güzel olmasaydı  elbette ki başka bir devletin kralı onu Muhammed’e hediye etmezdi. Her  halde kalkıp da çirkin, ihtiyar birini Muhammed gibi önemli bir kişiye  hediye etmez .&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Safvan bin Muttalib adında biri, onları Muhammed'e teslim  etmek üzere Iskenderiye'den getirirken, yolda Sirin’le cinsi ilişkiye  giriyor; bu yüzden Muhammed onu kendine almayıp arkadaşlarından şair  Hasan’a hibe ediyor. Bu konu, Kur’n’ın Kökeni adlı yapıtımda detaylı  olarak ele alındığından burada özet şeklinde değinmek isterim.  Muhammed’in, şair Hasan’a hediye ettiği Sirin'in zina yapması şöyle  dursun, Muhammed'in kendine aldığı Marya da zinayla suçlanıyordu ve onun  guya Muhammed'den doğurduğu çocuğu (İbrahim), Muhammed'den degil; daha  önce onunla başkası cinsi ilişkide bulunmuş ve bu çocuk ondan olmuştu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Bunu bizzat Marya, Muhammed’e söylüyor[2] Halk arasinad, “Muhammed’in  cariyesi Marya’nın doğurduğu İbrahim, Muhammed’den değil de; zinadandır”  söylemi dilden dile dolaşınca Muhammed, bir arkadaşına, Marya’yı  recimle(taşlayarak) cezalandırsın diye görev veriyor. Fakat adam onu  cezalandırmadan geri dönüp şu gerekçeyi öne sürüyor: "Kadın henüz doğum  yapmış; dolayısıyla onun kanaması devam ediyor, o yüzden cezasını  erteledim" diyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Muhammed de buna karşı o adama, “İyi ettin; daha sonra  onun kanı kesilince gider cezasını uygularsın” karşılığını veriyor. Bu  arada Muhammed aynı adama ,“Git Marya ile ilişkiye giren adamı da öldür”  talimatını veriyor. O kişi adamın yanına varıyor; fakat kendisini  cezalandırmadan geri dönüyor. Niçin ceza vermediğinin gerekçesini  Muhammed'e şöyle açıklıyor: "&lt;b&gt;Adamın yanına varınca gördüm ki, onun  tenasül organı yok; Hal böyle olunca nasıl zina yapabilir ki! Bu nedenle  ben onu öldürmekten vazgeçtim&lt;/b&gt;" diyor. Buna karşılık Muhammed, “İyi ki  onu öldürmedin” karşılığını veriyor. [3] Sanki Muhammed bilmiyor mu ki  eşi yeni doğum yapmış, kanaması var diye ve o adamın hatırlatması  üzerine ’Sen iyi ettin ki ceza vermedin’ desin.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Burada apaçık bellidir  ki işin içinde bir senaryo, planlı bir oyun söz konusu.&lt;b&gt; Açıklamalarda geçen adamın tenasül  organı yokmuş falan hep hikaye&lt;/b&gt;. Bunlar, Muhammed’i, onun aile namusunu,  politik ağırlığını kurtarma operasyonlarıdır, Muhammed'le  görevlendirilen şahıs arasında danışıklı bir döğüş oldugu kesin. Bunun  ispatı çok kolaydır. Bu konuda iki noktayı hatırlatmak istiyorum;  sanırım olayın çözümü için şu iki ipucu yeterlidir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;a)Bu cariye  Muhammed’e hediye edildiği zaman, Muhammed'in yanında 16 yaşında Ayşe,  17 yaşında Safiye, 22 yaşında Cüveyriye, 24 yaşında Hafsa, 30 Yaşında  Ümmü Habibe, 37 yaşında Zeynep binti Cahş, 32 yaşında Ümmü Seleme, 39  yaşında Meymune ve ayrıca Reyhane ile Sevde adlarında 10’larca eşleri  vardı. Peki, bütün bu gencecik hanımlar kısır mıydı ki, hiçbiri  Muhammed’den hamile kalmadı da , Muhammed'e bu ömrünün son yılında Marya  yetişir yetişmez hemen hamile kalıyor ve İbrahim adında bir çocuk  doğuruyor? Bir kere bunun inandırıcılığı olamaz.Kaldı ki ben burada  sadece mantık yürütmüyorum; az önceki tarihi bilgiler de islami  kaynaklarda geçiyor. Dolayısıyla akıl ile bu bilgiler birbirlerini  tamamlıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;b) Muhammed’in adama , “Git onun boynunu vur” demesinin  izahı var mı? Hani Islam inancına göre Muhammed mucize/keramet yoluyla  geçmişi, geleceği ve her şeyi biliyordu, neden bu çok önemli hadisede  mucizesi görünmedi? Peki, diyelim ki adam bu suçu işlememiş/ masum  biridir; bu durumda Muhammed’in talimatı üzerine şayet görevli olan kişi  o zanlıyı öldürseydi onun vebalı kime olurdu, Muhammed katil olmaz  miydi? Üstelik bir değil; iki kişiyi cezalandırmak istiyordu; Görevli  şahıstan olmasaydı ikisi de cezalandırılacaktı. Bir de neden o ana kadar  kimse bilmiyordu ki o adamın tenasul organı yok da bu hadise ortaya  çıkınca bir tesaduf eseri onun bu eksikligi ortaya çiksın. Şayet tenasul  organı yoksa, nerede, ne zaman , niçin böyle oldu açıklamasının olması  icabeder; bunun ispatı yok ve sadece bu olayda geçiyor. Yineliyorum ki,  Muhammed'e bir leke gelmesin, namusu kurtarılsın diye bu uydurulan bir  senaryodur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Çünkü, eğer cezalar uygulansaydı, o zaman zinanın işlendiği  kabul anlamına gelirdi/kesinlik kazanırdı. Bu ise Muhammed için çok kötü  olurdu, halk nezdinde ‚Muhammed’in hanımı zina yapmış’ denilirdi. İşte  az önceki yöntem, eleştirileri bertaraf etmek için uygulanıyor. Bunun  başka yorumu yok. Konuyla ilgisi nedeniyle şunu da eklemekte yarar var:  Muhammed'in hanımlarından Hz. Ebu Bekr'in kızı Ayşe- Safvan ilişkisi,  (Safvan'ın onunla zina yapması, yani İfk olayı) meşhurdur. Ayşe zina ile  suçlanıp sonuçta Nur Suresinden 10’dan fazla ayet uydurulup kendisi  böylece kurtarılıyor. Aynı senaryoyu Marya olayında da görüyoruz:  İbrahim Muhammed’den değildir hadisesi etrafa yayılınca, o her zamanki  gibi Cebrail yöntemine başvuruyor. Şöyleki, “Arkadaşlar! Cebrail bana  vahiy getirip ey İbrahim’in babası diye hitap etti” diyor. İbrahim  başkasından olsaydı Cebrail böyle demezdi demek istiyor, bu nedenle  İbrahim’in kendisinden olduğunu Cebrail kanalıyla ispatlamaya  çalışıyor[4]&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Burada şunu sormadan geçmemek gerek: Öyle bir Allah  düşünülür mü ki, başka bir devletin başkanı, Allah'ın guya gönderdiği  peygambere kadınlar göndersin ve bu çirkin olay da yaratıcıdan kabul  görsün! Böyle bir tanrıya inanmak mümkün mü! Hiç o kadınların  görüşlerine başvurmadan, onları insan yerine koymadan Muhammed’e peşkeş  çekmek nasıl tanrı emri olsun!. Kur’an’da değişik yerlerde geçiyor ki,  hem Muhammed, hem de diğer müslümanlar, hanımları dışında cariyeler de  kullanabilirler. Marya’nın Muhammed’e peşkeş çekilmesinin gerekçesi de  bu ayetlere dayanır[5]. Muhammed Mekke’de sistemini kurunca buna benzer  birçok cariye kullanmış, hepsinin ad ve hayat hikayeleri islam tarihinde  anlatılıyor. Ben bunların hepsini bir araya getirip &lt;b&gt;Muhammed ve  Kurmaylarının Hanımları&lt;/b&gt; adlı betiğimde &lt;a href="http://www.idefix.com/kitap/muhammed-ve-kurmaylarinin-hanimlari-arif-tekin/tanim.asp?sid=U8V2PQIWDE7E2CIDXPWP"&gt;işledim&lt;/a&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Kaynakça; A.Tekin. (Türk&amp;nbsp;&lt;a href="http://efrasyap.org/Icerik/IcerikDetay.aspx?IcerikID=109"&gt;Destan&lt;/a&gt;ları).&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;[1]  Dımyati, Ezvaci Nebi, 73; Kastalani, Mevahib.. 1/416; İbni Esir, Üsd  no:7268. Ayrıca evlenirken Muhammed’in 60, kadınınsa 20 yaşlarında  olmalarıyla ilgili Siret Ansik.Yeni Şafak gazetesi, 2/196 bilgi var.[2]  .Örneğin, Taberi, Milletler ve hükümdarlar Tarihi, MEB tercemesi  5/854[3] 1).Müslim, Tevbe,11 no:2771-Hudud, 7 no:1705/34;2.)Ebu Davud,  Hudud,32 no:4473;3.)Tirmizi, Hudud 13 no:1441;4)Ahmet bin Hanbel, Müsned  1/83,95, 3/281;5)İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte, 6/219, no:1593, 6/228  no: 1602;6)Ali Nasıf, Tac Hudud, 4,3/27;7)Seyyid Sabık, Fıkh-i Sünne  2/571;8)İbni Sad, Tabakat 8/355;9) İbni Asakir, Tarihi Medinei Dımaşk  3/236;10)İbni İshak, Siret Terc. Zezai Özel, s. 329;11)Askalani, İsabe  no:7587;12)Mahmut Halebi, Nisaün Havle’r-Resul 144;13)Ahmet Halil Cuma,  Nisaü Ehlil Beyt 433 (Sebti Semin,165, Hülliyetü’l Evliya, 3/177,  Mec’meü’z-Zevaid, 4/4297dan alıntı yapıyor.)14)İbni Abdi’l Ber,İstiab  no: 4091 Marya, md.1) İbni Esir, Üsd no:4544; İbni Beşkeval,  Gavamıd..1/497 .&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;[4] Örneğin, Askalani, İsabe no:398 İbrahim md, 7587  Me’bur, md; Salihi, Ezvaci Nebi, 231: Burada İbni Sad, Bezar ve  Heysemi’den de alıntı yapıyor; Mahmut Halebi, Nisaün Havle’r- Resul 144.  Yazar burada, Ayşe’den başka ikinci bir “İfk” olayını yaratmak  istediler diyor.[5] Nisa suresi, 3 ve 24 ile Ahzab suressi 52.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-1922192771138208198?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/1922192771138208198/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=1922192771138208198' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/1922192771138208198'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/1922192771138208198'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2010/09/marya-ile-muhammed.html' title='Marya ile Muhammed'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-5113849147607432908</id><published>2010-04-19T06:02:00.000-07:00</published><updated>2011-01-20T17:07:28.368-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İlkArapça'/><title type='text'>Arapça İlk Yazı Örneği</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Bugün artık ilmî araştırmalar sonucu kabul edilen görüş, Arap yazısının nabat yazısından türediği, hatta onun gelişmiş bir devamı olduğu şeklindedir.(3)&amp;nbsp; Nabatî yazısından Arap yazısına geçiş IV. ve V. milâdî asırda olmuş, yazının Hicaz bölgesine geçişi, Havran, Petra ve el-Ulâ üzerinden gerçekleşmiştir.(4)&amp;nbsp; Arap yazısı, ârâmi halkasıyla fenike yazısına bağlanmaktadır. Arâmi yazısından nabat yazısı geliştirilmiş ve bundan da Arap yazısı doğmuştur.(5) Nabat yazısından Arap yazısına geçişteki merhaleleri görme imkânı verecek kitabelerin en eskisi Ümmü'l-Cimâl (m. 250) ve en-Nemâre (m. 328) kitabeleridir. Bu kitabeler Araplara ait olduğu halde Nabat kültürünün etkisi ile Nabat yazısıyla yazılmıştır.(6)&amp;nbsp; Bahsedilen kitabeler dikkatlice incelendiğinde, ilk devir Arap yazısının, Nabat yazısı harf şekillerine yakınlığı görülebilir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Arapça, Süryâni dili ve yunanca olarak yazılan Zebed Kitâbesi (m. 512), artık Nabat yazısının Araplarca benimsendiğini, Arapçanın da yazı dili olarak kendini göstermeye başladığının işaretidir. İslâm'ın doğuşu sırasındaki Arap yazısı ile, Şam'ın güneydoğusunda bulunan milâdî 528 tarihli Üveys kitâbesi ve Şam'ın güneyinde bulunan, milâdî 568 tarihli Harran kitabelerindeki yazılar arasındaki benzerlik çok ileri bir seviyededir.(7)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Yazının Sanat Olarak Çeşitlenmesi &lt;a href="http://ismek.ibb.gov.tr/portal/bransicerik.asp?icerikID=353&amp;amp;BransCode=1"&gt;01&lt;/a&gt;/ &lt;a href="http://www.nuveforum.net/508-filoloji/87759-arap-yazisinin-ortaya-cikisi-i/"&gt;02&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Bazı araştırmacılara göre Nabatîler, göçleri sırasında Arap nüfusla karışmış Ârâmîlerdir. Bunun kanıtı erken devir Nabatî yazıtlarının Arap etkisinden uzak oluşu, M.S.I yüzyıldan itibaren ise Arap etkisinin açıkça görülmesidir. Bu günkü kanı Nabatîlerin yazı dili olarak Ârâmî yazısını kullanan Araplar olduklarıdır . Ancak Ârâmî yazısını aynen almakla yetinmeyip bu yazıyı geliştirmişler, kendi adlarıyla anılan alfabeyi bulmuşlardır. Nabatî alfabesinin 22 harfi vardır. Yine yazı sağdan sola doğru yazılmaktadır. Harfler bitişik ve noktasızdır. Bu yüzden bitişmiş bir harf grubu birkaç değişik şekilde okunabilir. Erken devir Arapçasında da gözlenen bu durumun sözde ya da yazıda yapılan bazı tashiflerle dilin zenginleşmesine katkıda bulunduğu düşünülmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Gün ışığına çıkarılan Nabatî yazıtlarını bir tarih sırasıyla sergileyecek olursak erken dönem Arapçaya doğru olan değişim rahatlıkla izlenebilir. Bu gün elde bulunan en erken tarihli Nabatî yazıtı Tenûh kralı Cezime’nin mürebbisi Fihr b.Selî’nin mezar taşıdır. Bu yazıtın tarihi M.S.250 ya da 270 olarak tahmin edilmektedir. Şam civarında bulunan Busra yakınlarındaki Ummu’l-Cimâl adlı yerde bulunmuştur. Bu yazıtlar Arap yazısının el-Musned ya da el-Himyerî yazılarından türediği görüşünü çürütmektedir. (Bkz.Şekil-3) Yazıtın bu günkü Arap harflerine transkribe edilmiş hali şöyledir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;دنه نفسو فهرو بر شلي ربو جذيمت(جذيمة) ملك تنوخ&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Arapçası:هذا قبر فهر بن سلي مربي جذيمة ملك تنوخ “Bu Tenûh kralı Cezime’nin mürebbisi Fihr b. Selî’nin mezarıdır.” Bu yazıtı müsteşrikler Arap etkisi olmayan bir Nabatî yazıtı saymışlardır. İkinci yazıt ise ilk Hira krallarından olan İmrû’u’l-Kays b.Amr’ın mezar taşıdır . Yazıt Şam civarında en-Nemârâ adlı yerde bulunmuştur. M.S 328 tarihine aittir. Kureyş lehçesine yakın bir dille geç devir Nabatî yazısıyla yazılmıştır . Yazıt beş satırdan oluşmaktadır.(Bkz.Şekil-4) Müsteşriklerin tercümesinde görüş ayrılığına düştüğü bu yazıt bu gün kullanılan Arap harfleriyle şöyle transkribe edilmiştir: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;تي نفس (نفش) مر القيس بر عمرو ملك عرب كله ذو اسرالتج&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;ملك الاسديين و نزرو وملوكهم وهرب محجوعكدى و جا&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;بزجى في حبج نجرن مدينة شمر و ملك معدوو نزل بنيه &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;الشعوب ووكلهن فرسو لروم فلم يبلغ ملك مبلغه &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;عكدى هلك سنت 223 يوم 7  بكسلول بلسعد ذو ولده&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Günümüz Arapçasıyla metin şöyledir:  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;هذا قبر امرئ القيس بن عمر ملك العرب كلّهم الذي نال التاج&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;و ملك الاسديين و نزاراً و ملوكهم وهزم مذحجا بقوّته و قاد.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;الظفر الى أسوار نجران مدينة شمر و ملك معداً واستعمل .&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;قسّم أبناءه على القبائل (كلّهم فرساناً للرّوم فلم يبلغ ملك مبلغه.)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;في القوّة هلك سنة 223 يوم 7 من كسلول (كانون الأوّل)ليسعد الذي ولده. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Bu, bütün Arapların kralı, taca nail olan İmru’û’l-Kays’ın mezarıdır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Esedlilerin Nizarlıların ve krallarının kralı Muzhic’i kuvvetiyle yenip lider oldu&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Şemer’in şehri Necran’ın surlarının aştı, Ma‘ad’i aldı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Evlatlarını ,Hepsi Rum’a akıncılar olmak üzere kabilelere böldü. Hiç bir kral kuvvette onun yerine ulaşamadı. 223 yılının 7 Aralığında onu doğuranı mutlu etmek için öldü.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; font-family: Verdana,sans-serif; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S9gt33ABOuI/AAAAAAAABkc/RbayatSIc-U/s1600/mn2.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S9gt33ABOuI/AAAAAAAABkc/RbayatSIc-U/s1600/mn2.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Makale Yazarı - Kemal Tuzcu; Öğr. Gör., A.Ü. D.T.C F. Arap Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Allah adı niçim çok yeni? :&lt;a href="http://epochturk.blogspot.com/p/allah-ad-nicin-cok-yeni-1.html"&gt;Tıkla&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-5113849147607432908?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/5113849147607432908/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=5113849147607432908' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/5113849147607432908'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/5113849147607432908'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2010/04/ilk-arapca-yaz-ornegi.html' title='Arapça İlk Yazı Örneği'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S9gt33ABOuI/AAAAAAAABkc/RbayatSIc-U/s72-c/mn2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-8356566575029815269</id><published>2010-04-19T02:28:00.000-07:00</published><updated>2010-04-19T05:03:54.117-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eLLah'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nefs'/><title type='text'>eLLahın Nefsi vardır ulayu ölümlüdür.</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S8xGoM0664I/AAAAAAAABd8/HoQqLj1Gsk0/s1600/og3b.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S8xGoM0664I/AAAAAAAABd8/HoQqLj1Gsk0/s320/og3b.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Muhammet ile yoldaşları tarafından eLLahın kendisi (nefsi), tıpkı yaşayanların ki gibi gereksinimli, biyolojik varlık olarak kurgulanmıştır ulayu (ve) eLLah ölümlüdür çünkü nefs'i vardır. Önen (zaten) muhammetten sonra el-ilah dan haber getiren hiç kimse olmadı. muhammetin aşıladığı arap töresi, arap olmayanların (Acem) çoğunu (Berberiler, Afgan, Pakistan, Bangladeş) yiyip tüketti. tüketemediği ekinçleri ise pazar yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eLLah arap töresi ile sarmaladığı islam dinini, arap dilbilgisi ile dikta ederken, nefs sözcüğünde, musayı yeğ tutmasını ''kendim için seni yetiştirdim'' (ta ha 41) deyişinin altında, her yalnıkta (insan) olan nefs gibi, eLLahın'da temel gereksinmeleri olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ta ha &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;41-42&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;astana'tu-ke &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;li&lt;/span&gt; &lt;span style="color: red;"&gt;nefsi&lt;/span&gt;; izheb ente ve ehü-ke bi ayati &lt;br /&gt;yetiştirdim seni &lt;span style="color: red;"&gt;nefsim &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;için; &lt;/span&gt;gidin sen(musa)ve kardeşin ayetler ile&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ölüm sadece yaşayan nefisler içindir islama göre. el-ilahın nefsi ile yalnık (insan) nefsinin sözcük anlamı aynıdır. nefs'lerin biyolojik yaşayan olmaları, onların ölümlerini kaçınılmaz yapmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Al-i imran&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; 185&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;küllü &lt;/span&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;nefsin &lt;/span&gt;zâikatu el &lt;span style="color: red;"&gt;mevti &lt;/span&gt;ve innemâ tuveffevne ücureküm...&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;her &lt;/span&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;nefs &lt;/span&gt;tadıcıdır &lt;span style="color: red;"&gt;ölümü &lt;/span&gt;ve kuşkusuz ödenir ücretiniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kusursuz tanrı, nefs taşıyor olması dolayısıyla ölümlüdür, bu da kusur demektir el-ilah için. ''&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;nefs&lt;/span&gt;''in Türkçesine '&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;kendi&lt;/span&gt;'' anlamı veren diyanet gibi çevirmenler, gerçeğin bizler tarafından anlaşılıp değerlendirilmesini istememektedirler. inak (dogma)'dan sıyrılıp bakanlar, nefs sözcüğüyle al-i imran 185. ayetinin kapsadığı ölümlü olmak deyişinin, ellahı da içine almakta olduğunu bilebilirler.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S8wi1wdzlOI/AAAAAAAABdE/LfTGsfWS1-s/s1600/zad731.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S8wi1wdzlOI/AAAAAAAABdE/LfTGsfWS1-s/s320/zad731.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-8356566575029815269?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://forum.agnostik.org/viewtopic.php?f=7&amp;t=95' title='eLLahın Nefsi vardır ulayu ölümlüdür.'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/8356566575029815269/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=8356566575029815269' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/8356566575029815269'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/8356566575029815269'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2010/04/ellahn-nefsi-vardr-ulayu-olumludur.html' title='eLLahın Nefsi vardır ulayu ölümlüdür.'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S8xGoM0664I/AAAAAAAABd8/HoQqLj1Gsk0/s72-c/og3b.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-140372062942125879</id><published>2010-04-06T01:14:00.000-07:00</published><updated>2010-10-14T12:51:08.880-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='allah yazısı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='allah adı'/><title type='text'>İslam toplumları niçin aydınlanamadı ?</title><content type='html'>Arşimet'in kaldıracı, Curie'nin cevheri. Aydınlanmacı ile emekçinin buluşması, kilit mesele. Peki bu kilit nasıl  açılacak, yani anahtar ne? Anahtar aydınlanmacının elinde olsaydı eğer,  şimdiye dek çoktan aydınlanmıştık; ülkemizin yabana atılmayacak bir  aydın birikimi vardır çünkü. Anahtar emekçinin elinde. Cevher, Madam  Curie'de değil, tonlarca çamurun içinde. Aydınlanmacı bu alçakgönüllü  tespiti yapmadan emekçi ile buluşamaz. Yani aslında, emekçi  aydınlanmacının kaldıracı değil, aydınlanmacı emekçinin kaldıracıdır.  Burjuva Aydınlanması ile Emekçi Aydınlanması arasındaki temel fark da bu  noktadadır. Ne mutlu ki, kaldıraç ile cevher ilk kez  çakışıyor.Elinizdeki sayının kapak dosyasında "Aydınlanma" meselesini  tartışmaya devam ediyoruz. Bu kavram genellikle, "emekçilerin nasıl  aydınlanacağı" sorunsalı çerçevesinde ele alınıyor. Konunun bu şekilde  kavranması, "burjuva aydınlanması"nın sınırları içinde kalmak anlamına  gelir. Yani sorunun, "aydınlanmışların aydınlanamamışları aydınlatması"  biçiminde ortaya konulması… Oysa "emekçi aydınlanması" kavramını,  aydınlanmaya "emekçi bir karakterin" nasıl kazandırılacağı sorunsalı  çerçevesinde kullanıyoruz. Birincisinde emek ve emekçi nesnedir;  ikincisinde ise özne. Öyle bir noktadadır ki insanlık, aydınlanmacılar  emekçi bir karakter kazanabildikleri ölçüde aydınlatma işlevini  sürdürebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü artık 18. veya 19. yüzyılda (hatta ülkemizi baz  alırsak 20. yüzyılda) yaşamıyoruz. 21. yüzyılda burjuvazinin hiçbir  ilerici ve aydınlatıcı potansiyeli kalmadı. 21. yüzyılda küresel sermaye  var gücüyle emekten (üretimden) kopmaya ve bağımsızlaşmaya çalışıyor  (tabii bu bir ütopya, kara ütopya). Bu eğilim bilim alanına, bilimin  teknolojiye indirgenmesi, felsefi ilkelerinden koparılması biçiminde  yansıyor. Günümüz küresel burjuvazisinin artık (18. ve 19. yüzyıllarda  olduğu gibi) toplumun aydınlanması gibi bir derdi yok. Onun ihtiyacı  artık emekçilerin aydınlanması, kulluktan kurtulması ve yurttaş olması  değil. Tam tersine emeğin yeniden kullaşması, parçalanması  (feodalleşmesi), içine kapanmasıdır günümüz burjuvazisinin hedefi.  Dolayısıyla artık, aydınlanmacı aydınlatmak istiyorsa, hatta bilimci  bilim yapmak istiyorsa, bu işi burjuva aydınlanması çerçevesi içinde  kalarak başaramaz; emek ile tanışmalı ve emekçi bir karakter  kazanmalıdır. Konuya dünya siyaset arenasının penceresinden  yaklaştığımızda ise şu soru gündeme geliyor: Geri kalmış Doğu (bizim  özelimizde İslam) toplumları nasıl aydınlanacak? Daha önce aydınlanmış  olan Batılılar (Avrupalılar ve ABD'liler) mı gelip bizi aydınlatacaklar?  Aydınlatabilirler mi? Batı'nın artık bir Büyük İskender'i, -hadi ona da  razıyız- bir Napolyon'u var mı? Bu soruya yanıt bulmak için derin  kuramsal tartışmalara hiç gerek yok. En güzel laboratuvar Türkiye, yani  Cumhuriyet Türkiyesi. Ne kadar Batılılaştıysak (kapitalistleştiysek) o  kadar gericileştik! Burjuvazimiz küreselleştikçe halkımız gericileşti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki Batı'dan (kapitalist-emperyalist dünyadan) artık aydınlanma  gelmiyor, tam tersine ortaçağ karanlığı geliyor. Bunu da kavrayamazsa  aydınlanmacı, gün gelecek, Avrupa'ya kaçmaktan başka çaresi kalmayacak!  Aydınlanma ithal edilemez. Kendi toprağımızla haşır neşir olmamız  gerekiyor. Öncelikle bu toprağın insanı olmak, bu toprakla hesaplaşmak,  bir yandan ayrık otlarını temizlerken diğer yandan aydınlanma  tohumlarını bulmak ve filizlenmesini sağlamak zorundayız. Aydınlanmayı  aşağıdan yukarıya köktenci bir tarzda ele alıyorsak, kendi  toprağımızdaki dinamikleri bulmak ve çıkış noktası yapmak durumundayız.  Bu nedenle İslam'ı tartışıyoruz, İslam'la hesaplaşıyoruz. Tıpkı Batılı  aydınlanmacıların Hıristiyanlıkla hesaplaştıkları gibi… Hasan Aydın  soruyor: İslam'ın, özellikle 9.-11. yüzyıllar arasında bir Rönesans  yaşadığı söylenebilir mi? Batı Rönesansı'nın temelinde İslam dünyasının  aktardığı birikimin rolü nedir? İslam dünyasında Batı'dakine benzer bir  bilimsel aydınlanma neden gerçekleşmemiştir? Mehmet Dağ soruyor.  İslam'da bir "Kopernik Devrimi" olasılığı var mı? Bunlar gerçek  sorulardır; toplumunu dönüştürmek ve sonuç almak isteyen kişinin  sorularıdır. Dünyayı düşünceler değil, eylem değiştirir. Uygarlık  sürecinde (sınıflı toplumlarda) toplumsal dönüşümün motoru sınıf  mücadelesidir. Düşünceler, toplumdaki maddi güçlerle buluşabildikleri  oranda rol sahibi olabilirler; yoksa unutulup giderler. Dolayısıyla,  Aydınlanma sorunsalı çerçevesinde Batılı toplumlar ile İslam  toplumlarını karşılaştırırken ve benzer düşüncelerin ilkinde büyük bir  toplumsal dönüşüme yol almışken ikincisinde neden etkili olamadığı  sorusuna yanıt ararken dikkatimizi toplumsal dinamiklerin analizine  yoğunlaştırmak durumundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı'da ortaçağlar boyunca -bizzat İslam  düşünürlerinden- yapılan çeviriler, Rönesans'ın, giderek Bilimsel  Devrimin ve Aydınlanma atılımının oluşumuna zemin hazırlarken, bu  düşünsel birikimin çevirisine değil aslına sahip olan İslam toplumları  neden aynı dönüşümü gerçekleştirememişlerdir? Batı'nın sırrı nedir?  Hıristiyanlık, İslamiyet'e göre daha mı ileriye açık bir dindir? Hayır,  hatta tam tersi… Yoksa Hıristiyanlık İslamiyet'e göre daha mı zayıftır  da ötelenmesi daha kolay olmuştur? Yine hayır, hatta İslamiyet'ten 600  yıl önce oluşmuş bir din olan Hıristiyanlık doğal olarak daha köklü bir  kurumsal yapıya sahipti. Düşünsel düzlemde birçok tartışma yapılabilir  ve açıklama getirilebilir, ama bu sorunun asıl yanıtı, ilerici ve  eleştirel düşüncenin Batı'da (Doğu'dan farklı olarak) bir toplumsal  kaldıraçla buluşabilmiş olmasıdır; bir toplumsal sınıfın ihtiyacı haline  gelebilmesidir: Burjuvazinin. O dönemlerde Batı'da olup da Doğu'da  olmayan tek şey burjuvazidir. İlerici düşünce, çıkarları aristokrat  sınıfların yıkılmasından yana olan bir toplumsal sınıf ile  birleşebildiği için Batı'da sonuç alabilmiştir. En başta çıkarılması  gereken sonuç, Arşimet'e bir kaldıraç gerektiğidir. Bu kaldıraç,  geçmişte, Batı'da burjuvaziydi. Peki, Doğu'da (İslam coğrafyasında)  nedir? Bugün artık, -ister Batı'da ister Doğu'da olsun- hangi toplumsal  sınıfın çıkarları ilerici, bilimsel düşünceden yanadır? Burjuvazinin mi?  Dünyanın ve insanlığın başına çöreklenen bir kabuk halini almış küresel  burjuvazinin ve onun bizim gibi ülkelerdeki işbirlikçilerinin böyle bir  potansiyelinin kalmadığının en güzel kanıtı ülkemizin 80 yıllık  tarihidir. O halde günümüz Arşimetleri yeni bir kaldıraç bulacaklar.  Parlak fikirlerinin hayat bulmasını ve toplumda yeşermesini arzu  ediyorlarsa yeni bir toplumsal dinamik ile buluşacaklar. Bu nedenle  dönüp dolaşıp "Emekçi Aydınlanması" diyoruz. Aydınlanmacı ile emekçinin  buluşması, kilit mesele. Peki bu kilit nasıl açılacak, yani anahtar ne?  Anahtar aydınlanmacının elinde olsaydı eğer, şimdiye dek çoktan  aydınlanmıştık; ülkemizin yabana atılmayacak bir aydın birikimi vardır  çünkü. Anahtar emekçinin elinde. Cevher, Madam Curie'de değil, tonlarca  çamurun içinde. Aydınlanmacı bu alçakgönüllü tespiti yapmadan emekçi ile  buluşamaz. Yani aslında, emekçi aydınlanmacının kaldıracı değil,  aydınlanmacı emekçinin kaldıracıdır. Burjuva Aydınlanması ile Emekçi  Aydınlanması arasındaki temel fark da bu noktadadır. Tarihte ilk kez  öyle bir ezilen sınıf oluşmuştur ki, sadece yıkıcılığı değil yapıcılığı  (cevheri) da barındırıyor. Kaldıraç ile cevher ilk kez çakışıyor. Ancak  bunu anladığımızda Madam Curie gibi o tonlarca çamura âşık oluruz.  Sadece kaldıraç değil cevher de oradadır çünkü. İşte bu da bizim  üstünlüğümüz. Batı karşısında aşağılık duygusu içinde olmaya hiç gerek  yok, hatta tam tersi bir ruh hali içinde olmalıyız. Onlarınki de  (burjuvazininki de) Aydınlanma mı! Nice cefalar çekerek 1000 yılda  yaptıklarını 100 yılda hovardaca harcayıverdiler. Bugün Galilei'nin,  Newton'un, Voltaire'in, Rousseau'nun, Darwin'in kemikleri sızlamıyor mu?  Burjuva Aydınlanması ancak burjuvaziyi aydınlatabildi; sağ olsun, o da  bir katkıdır, mirasımızdır. Ama Emekçi Aydınlanması bütün insanlığı  aydınlatma potansiyeline sahip. Ve öyle anlaşılıyor ki, bu ışığın  kaynağı esas olarak Doğu'dadır, Ezilen Dünya'dadır, emekçilerin  coğrafyasındadır. Bilim ve Gelecek, kaldıracı öteden beri tespit  etmişti; farkı buradadır. Ama artık sorun cevheri bulup çıkarmakta. Bu  noktada zorlanıyoruz, elimiz ayağımız birbirine dolaşıyor. Üzerimize  çamur sıçrıyor, tiksiniyoruz. Bazılarımız yılıyor, cevheri daha temiz  olduğunu düşündüğü, ama aslında çok daha kirli olan yerlerde arama  yoluna sapıyor; kafayı toslayıp geri dönüyor. Ama şu veya bu şekilde bir  mücadele de sürüyor. Bu sayımızın kapak dosyasında değerli yazarlarımız  Mehmet Dağ ve Hasan Aydın soruları formüle ediyorlar ve bir arayış  çabasına girişiyorlar. Henüz bir başlangıç. Tartışmaya önümüzdeki  sayılarda da devam edeceğiz. Dergimizin misyonu budur; Curie'lere yöntem  bulmak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimdeki en büyük 10 bilmece: Bilimin yüzyıllardan beri bilginler  tarafından tespit edilen bazı sırları hâlâ çözülememiştir. Ancak  bilginler yine de haklı olarak bu sırlara meydan okumaktan vazgeçmezler.  İşte bazıları: Neden bir şey vardır da hiçlik yoktur? Yaşam nasıl  başladı? Başka evrenler de var mı? Bilinç nedir? Düşüncelerimiz nereden  geliyor? İnsanın doğası nedir? Zamanın doğası nedir? Her şey nasıl  sonlanacak? Ve diğerleri…Bilim sayesinde yıldızların nasıl doğup  öldüklerini biliyoruz. Ayın 4 milyar yıldır ışıdığını, yaşayan türler  arasındaki bağlantıları, atomun yapısını, nöronların işleyişini, evrenin  yaşını… Bu bilgiler gözlem, deney ve düşünce yüzyılının meyveleridir.  Bilim bu bilgileri sınıflandırır, isimlendirir ve insanın atalarından  aldığı akıldan yararlanarak bugünü inşa eder. Peki, tüm bunlar dünyanın  karmaşık yapısına bir son verir mi? Hayır. Çünkü bilimin yüzyıllardan  beri bilginler tarafından tespit edilen bazı sırları hâlâ  çözülememiştir. Ancak bilginler yine de haklı olarak bu sırlara meydan  okumaktan vazgeçmezler. Bilim büyük bilmeceleri soruşturduğunda kuşku  götürmez ilkeler keşfeder, kendi bilgisini sınar ve sorularını  genişletir. Kısacası bilim, dünyalarını daha iyi anlamaları için  insanlara yardım eder. Tıpkı "insanın özü" bilmecesindeki gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biyoloji  insanı doğanın içine götürüp onun davranışlarını inceler. Bizler de bu  şekilde bilinen birçok türle ortak olan karakteristik özelliklerimizi  görürüz. Ancak yine de inanç ve düşüncelerimizdeki sorgulamalar insanı  diğer hayvanlardan ayıran ya da insanı diğer hayvanlara yaklaştıran  şeyin ne olduğunu anlamak için bize yetmez. Eski sorgulamaları gölgede  bırakan bilim bunun yerine yeni sorular yaratır. Hislerimizin üretildiği  beyin, düzenleme ve çalışmasıyla düşüncemizin sınırlarını belirler.  Peki, bu durum bilincin ortaya çıkmasıyla mı başlar? Düşünceler nereye  kaydolur?Dünyada ortaya çıkıp sonsuza tekerrür eden ilk şey nedir?  Evrendeki "şey"lerin anlaşılmaz bir yapısı olsa da bilim, yaşamın  temelinin herhangi bir büyü ya da el değemeyecek bir şeye dayanmadığını  ortaya koymuştur. Ancak bazen yine de bilimsel teoriler eski büyülerden  temel alır. Bugün fizik de başlıca teorileri için kendine hâlâ  çözümlenememiş bazı bilmeceleri temel almıştır: Zamanın yapısı, diğer  evrenlerin varlığı, her (...) Yazının tamamını Bilim ve Gelecek dergisinin &lt;a href="http://www.bilimvegelecek.com.tr/?px=1.2.10"&gt;56ncı&lt;/a&gt; sayısında bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Allah adı niçin çok yeni? &lt;a href="http://epochturk.blogspot.com/p/allah-ad-nicin-cok-yeni-1.html"&gt;Tıklayınız&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-140372062942125879?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/140372062942125879/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=140372062942125879' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/140372062942125879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/140372062942125879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2010/04/23-sanaa-tomarlar-13-23-tanesi.html' title='İslam toplumları niçin aydınlanamadı ?'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-2363749061882363048</id><published>2010-03-14T03:48:00.000-07:00</published><updated>2010-03-14T05:16:28.912-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tamga (Harf) Devrimi'/><title type='text'>Tamga (Harf) Devrimi ulayu Sağladığı Kolaylıklar</title><content type='html'>Avram Galanti, da Arap harflerinin yükselmeye engel olmadığını açıklamış, sonra da “Elifbamız Nasıl Ta’dil Olunur?” adlı makalesinde, Milaslı Doktor İsmail Hakkı Beyin, Necip Asım Beyin ve Enver Paşanın kabul ettiği çalışmalarda görüldüğü gibi, alfabemizin sesli harflere ihtiyacı olduğunu belirtmiştir. Bunun için de sessiz harfler olan “he, ye, vav” harflerine nokta ve çizgi ilave ederek sesli harfler oluşturmuştur. Buna göre “vav” harfinin üzerine bir nokta koyarak “o” sesli harfini, iki nokta koyarak “ü” sesli harfini, çizgi koyarak “ö” sesli harfini ve yine “vav” harfinin üzerine “med” (uzatma) “^” işareti koyarak “u” sesli harfini; “ye” harfini “i” sesli harfi olarak; kapalı (yuvarlak) “he” sessiz harfini “vav, je, ze, ra, zel, dal” harflerinden sonra “e” sesli harfi olarak; yine iki gözlü ‘/ze’ harfini ise diğer harflerden önce ve sonra “e” sesli harfi olarak; “elif harfini ise “a” harfi yerine kullanmıştır. Ayrıca “h” harfini sesli “e” harf olarak kullandığından, kelimelerin sonundaki sessiz “h” harfini oluşturmak için de yine kapalı (yuvarlak) “he” harfinin üzerine iki nokta koyarak “h” harfini oluşturmuştur: Ah, vah, şah vs. Kısacası Galanti, Latin harflerinin kabul edilmesine karşı çıkmıştır.&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=DergiIcerik&amp;amp;IcerikNo=264"&gt;(Tümü)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;amp;&amp;amp;&amp;amp;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;30.000 Yıllık Piktogramlarda Proto Türkçe&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S5zD1K9IyEI/AAAAAAAABSg/iWuVwpPq8to/s1600-h/27t.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S5zD1K9IyEI/AAAAAAAABSg/iWuVwpPq8to/s320/27t.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Msır’ın Theben (Sudan) yakınlarındaki Negade  bölgesinde  M.Ö. 3000-2000 yıllarına ait bulgular, Sümer ekincine (kültürüne) şaşırtıcı  derecede benzemektedir. Menes’den önce  Mısır’da hiç bir resim-yazıya rastlanmamaktadır. Ancak o günay'dan (tarihten) (M.Ö.2948 yılı) sonra, birdenbire uygarlık hızla gelişme  göstermiş, karmaşık piktogramlar bütün yapıları süslemiştir. İşte biz bunu  Sümerler’den Teb kentine, oradan da Kuzey Mısır’a  gelen Ögül-Okuş ekincine bağlıyoruz. Yani Proto Türklere. M.Ö. 1650’de  Mısır’da bir HİKSOS istilası vardır... Hiksoslar,  Anadolu’yu, Mezopotamya’yı ve Yunan ülkesini etkisine alan Ok (Türk)  ırkıdır. Mısır’a, at'ı ulayu (ve) savaş arabalarını getiriyorlar. 108 yıl  Mısır, onların egemenliğinde kalıyor. Sonra M.Ö. 1542’de Hiksoslar,   Mısır’dan çıkartılıyorlar. Bu günaydan sonra Mısır’da büyük  piramitlere rastlanmaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır yazısı  1821’de Fransız alim Şampolyon’un Rosetta taşı’nı  okumayı başarması ile çözüldüğü belirtilmektedir. Bugün 24 harfi  olduğu kabul edilmektedir, oysa 604 değişik harf vardır. Öte yandan,  Mısır hiyeroliflerinde 3,000 kadar değişik şekil vardır.  Tıpkı bugünkü Çin ulayu Japon abecesinde 2000’in üstünde biçim olması  gibi. Çince’deki ideogramların (kavramları belirten biçim)  sayısı 40,000’dir. Mısır dilinin  çözülmesini, Kleopatra gibi birkaç sözcüğün iki  ayrı dilde aynı taş üzerinde yazılı olmasının sağladığı öne  sürülmektedir. Abece dizgesinden biliyoruz ki başlangıçta her  tamha/Harf bir İdeogram idi, yani anlatmaya çalıştığı şeyin betizi/resmi idi.  D betizin kendisinin bir okunuşu, bir de o harfin sonradan geliştirilen  okunuşu vardır. Her dilde bugün bile her ses için bir kaç harf  vardır, veya bir harf bir kaç ayrı şekilde telaffuz edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arapça da  üç H (Ha, Hı, He) tamgası vardır. İngilizce’de C tamgası bazen S (city),  bazen de K (case) okunur. Türkçe’deki K harfinin bir ince, bir de  kalın hali vardır (Kal-Kel). H tamgası da öyle, (Hap-Hep). Bu nedenle Kâzım Mirşan Mısır yazısının doğru okunduğu inancında  değildir ulayu şöyle der: "Mısır  Ölüler Betiğini dikkatle gözden geçirdim ulayu  gördüm ki okuyucu (esas metni okuyup tercüme eden) anlamlandırabileceği şekiller aramakta, ve bu anlamlara göre tümceler kurarak metni çeviri ettiğini iddia etmektedir. Bazı metinlerde okuyucunun (çevirmenin)  bulabildiği anlamlı tamgalar o kadar azdır ki, yalnık (insan), 'Bu koca yazıda  sadece bunlar mı yazılmış?' demekten kendini alamıyor".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kazım  Mirşan’a göre Mısır yazılarını çözmenin tek yolu,  o dönemde  bütün Avrasya’da kullanılan, ve Sümerler’den Mısır’a ulaşmış  olan  Ögül-Okus Abecesinden yararlanmaktır. Çünkü yazılar o dille   yazılmıştır.  (Bakınız Ot-Oğ tamğaları)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S5zSrYvNrRI/AAAAAAAABSo/QgDEK1rveGY/s1600-h/t0e.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S5zSrYvNrRI/AAAAAAAABSo/QgDEK1rveGY/s320/t0e.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Elbetteki  zamanla bir tek Tamğa’dan bir kaç ayrı ideogram çıkmıştır. Örneğin ÜY tamğası, Ortaasya’da Keçe çadır şekli ile ifade edilmişken,  Pre-Mısırda bu, Dirsekten Bükülmüş Kol halini almıştır. Aynı  şekilde AN tamğası, Proto-Türkçe’de Kişinin Beyni ulayu Omurİliğinden oluşan Düşünç ulayu Duyum Dizgesi’ni savlarken; Mısır’da bu, Kişilerin usunu başına getiren tokmak haline dönmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ED tamğası,  Proto-Türkçe'de "Cinsel ilişki arzusu le yatan kadın" anlamı taşırken,  Mısır’da bu Afrika ekincinin (kültür) de etkisi ile Dişilik Organı haline  gelmiştir. ER tamğası Uçan Kuş iken, Kuş Tüyü olmuştur. Üs tamğası  Gök iken, Mısır’da Göğü Gösteren Kişi’ye dönüşmüştür. Pre-Mısır uygarlığının Mezopotamya-Teb-Nil Deltası yolunu takip  eden Proto Türk- Sümer ekinci sonucu kurulduğunun kanıtı, Pre-Mısır  dilindeki resim-yazıların Proto Türkçe ile çevirileridir.&lt;a href="http://www.angelfire.com/tn3/tahir/trk90g.html"&gt;(Tümü)&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-2363749061882363048?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=DergiIcerik&amp;IcerikNo=264' title='Tamga (Harf) Devrimi ulayu Sağladığı Kolaylıklar'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/2363749061882363048/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=2363749061882363048' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/2363749061882363048'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/2363749061882363048'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2010/03/cift-basl-kartal.html' title='Tamga (Harf) Devrimi ulayu Sağladığı Kolaylıklar'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S5zD1K9IyEI/AAAAAAAABSg/iWuVwpPq8to/s72-c/27t.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-6557852754087761027</id><published>2010-01-31T05:37:00.000-08:00</published><updated>2010-05-01T00:56:39.440-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Allah yazımı'/><title type='text'>Nüfus ulayu Ellah Yazımı</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;2008 yılında İstanbul nüfusu 217,000 kişi artarak 2007 yılının 12,7 milyon nüfusundan 12,9 milyona çoğalmıştır;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&amp;amp;kid=72"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black;"&gt;Tıklayınız&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Değerli hukukçu arkadaşlarımız Türk Dil Kurumu'nun paşa tasarruflarıyla kapatılmasının bir hukuk cinayeti olduğunu çok yazdılar. Gerçekten de yüce Atatürk her şeyini bu ulusa bağışladı. Buna karşılık bir şey istedi. İş Bankası'nda hisse senetleri var. Bunların geliri Tarih ve Dil Kurumuna verilsin dedi. "Baba oğluna bir bağ bağışlamış, oğul babaya bir salkım üzüm vermemiş." Onu bile çok gördüler. Dünyanın her toplumunda bir adamın son isteği kutsal sayılır. Bu kutsal isteği de çiğnediler. Rahşan Ecevit o zaman güzel bir söz söyledi; -kendisiyle aynı görüşte değilim, bunu belirtmek isterim- o söz çok hoşuma gitti. "Heykellerini diktiler, ilkelerini gömdüler.''&amp;nbsp;Şimdi bu o kadar çok hukuk ilkesini birden yıkıyor ki, bir taşla birçok kuşu devirir gibi. Bir kere, Anayasamızda herkes mülkiyet ve miras hakkına sahiptir diye bir madde var. "Bonn Anayasasından alınmış. Doğru anlamı, herkes mülkiyet güvencesine, miras güvencesine sahiptir... İşte yıktığı baş ilke budur. Bu kurumların tüzel kişilikleri vardı ve gelirleri vardı. Bunları yok ettiler.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.turkdilidergisi.com/033/ikiay.htm"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black;"&gt;Türk dili dergisi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Genlerimizdeki "hayvan postu" bilgisi.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.turkish-media.com/forum/topic/96956-genlerimizdeki-atalarimiz/"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black;"&gt;Genlerimizdeki Atalarımız&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;(&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www2.five.tv/programmes/hiddenlives/wolfboy/"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black;"&gt;2.five.tv&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;) &lt;i&gt;&amp;amp;&amp;amp;&amp;amp; &lt;/i&gt;&lt;b&gt;Ellah Yazımı.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S5teYNBQMEI/AAAAAAAABSY/4lhaUp1ghBg/s1600-h/adszla8.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S5teYNBQMEI/AAAAAAAABSY/4lhaUp1ghBg/s320/adszla8.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;Böyle idi.&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;Böyle oldu.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S2a7i1YtRyI/AAAAAAAABQw/ylXbjNohdIc/s1600-h/ad4tamga.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S2a7i1YtRyI/AAAAAAAABQw/ylXbjNohdIc/s320/ad4tamga.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="border-collapse: separate; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: medium; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: 400; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: 2; text-indent: 0px; white-space: normal; widows: 2; word-spacing: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,Tahoma,Arial,sans-serif; font-size: 12px; line-height: 19px;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; Ellah sözcüğünün harfi tarif (El-İlah) ile bütünleştirilerek, özne (Ellah) yapıldığı belirgindir. Ellah yazısı, Arapçanın "İdğamı Şemsiyye" kuralına uymasının açıklaması budur. Harfi tarifsiz özne olsaydı ellah (yani el-ilah değilde ellah olsaydı gerçekten), idğamı şemsiyye kuralı ile açıklanması gerekmezdi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="border-collapse: separate; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: medium; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: 400; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: 2; text-indent: 0px; white-space: normal; widows: 2; word-spacing: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,Tahoma,Arial,sans-serif; font-size: 12px; line-height: 19px;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Lam tamgası  tarifinden ( اَلْ - El ile tarif edilen nesne) sonra, İdğamı Şemsiyye  tamgalarından (harflerinden) biri bulunur ise İdğamı Şemsiyye olur.  İdğamı Şemsiyye, Lam tamgasını (ل) okumayıp, ardındaki tamgayı şeddeli  okumaktır. Ellah yazısında olan da budur. El okunan "lam" tamgasının  ardından gelen nesne (İlah), nesneyi tarif eden "harfi tarif" ile  bütünleşerek (E&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;L&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;-i&lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;L&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;AH), şedde alıp Ellah okunur olagelmiştir  bizlere. (&lt;a href="http://www.alternatiforum.com/forum_posts.asp?TID=53&amp;amp;PN=2"&gt;Tıklayınız&lt;/a&gt;)-(&lt;a href="http://www.bilimselfelsefe.net/viewtopic.php?f=10&amp;amp;t=1068"&gt;Tıklayınız&lt;/a&gt;).&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S9acdaN0GGI/AAAAAAAABhc/A3ZShMGdmDE/s1600/ad5tg.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S9acdaN0GGI/AAAAAAAABhc/A3ZShMGdmDE/s320/ad5tg.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="border-collapse: separate; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: medium; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: 400; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: 2; text-indent: 0px; white-space: normal; widows: 2; word-spacing: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,Tahoma,Arial,sans-serif; font-size: 12px; line-height: 19px;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Sağdan sola doğru eLLah yazısı okunularak gelindiğinde, birinci lam tamgası, asla okunmaz. Buna karşın okunmayan lam tamgasının sol yanındaki, ikinci lam tamgası, şeddeli okunur yani ikiletir. (Şedde işareti, üzerinde bulunduğu tamgayı/harfi iki kere okutur, yani bir tamgayı iki seslemde okutur; w biçiminde tamgaların üzerinde gösterilir.) &lt;b&gt;&lt;span style="color: #660000;"&gt;"El" Artikeli/Harfi tarifi/Lamı tarifi &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;nedeni ile birinci lam tamgası okunmayıp bitişiğindeki lam ikiletilmektedir. Bütün idğamı şemsiyye olan sözcük kaynaşmalarında bu durum yaşanır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S9af0zN8W6I/AAAAAAAABhs/DbAeVNBL4v8/s1600/ll281.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S9af0zN8W6I/AAAAAAAABhs/DbAeVNBL4v8/s320/ll281.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="border-collapse: separate; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: medium; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: 400; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: 2; text-indent: 0px; white-space: normal; widows: 2; word-spacing: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,Tahoma,Arial,sans-serif; font-size: 12px; line-height: 19px;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;eLLah adının kökenini açıklamakta, idğamı şemsiyye kuralınca tam uyumlu iki olasılık vardır.&amp;nbsp; &lt;i&gt;&lt;b&gt;1)&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,Tahoma,Arial,sans-serif;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;b&gt;İki lam (&lt;span style="font-size: large;"&gt;ا&lt;span style="color: red;"&gt;ل&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;)  -  (&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;span style="color: navy;"&gt;ا&lt;/span&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;ل&lt;/span&gt;ه&lt;/span&gt;)    )   tamgası arasında &lt;span style="color: navy;"&gt;"i sesi"ni veren elif tamgası&lt;/span&gt;  &lt;/b&gt;kalkınca, iki lam tamgası yanyana kalıverdi ulayu iki lam tamgası, birbiriyle etkileşerek idğamı şemsiyye gereğince eLLah adını oluşturmasının olasılığı %50'dir.&lt;i&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S9vesBs3FJI/AAAAAAAABkk/tgFQvgH6HDw/s1600/ad6tg.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S9vesBs3FJI/AAAAAAAABkk/tgFQvgH6HDw/s320/ad6tg.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt; 2)&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; &lt;/span&gt;eLLah adının &lt;b&gt;"el"&lt;/b&gt; arikeli ile  kaynaşan (&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;ال&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; - &lt;b&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;span style="color: darkred;"&gt;له&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; = &lt;b&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;eL&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;-&lt;b&gt;&lt;span style="color: darkred;"&gt;Lah)&amp;nbsp; &lt;span style="color: black;"&gt;"Lah" &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;teriminden türemesinin olasılığı %50'dir. Üçüncü bir olasılık ne yazık ki yoktur. &lt;a href="http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=17536&amp;amp;page=2"&gt;Abd&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=17540&amp;amp;page=3"&gt;el&lt;/a&gt;/ul Lah deyişinden de nlayabiliyoruz bunu..&lt;br /&gt;&lt;span style="border-collapse: separate; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: medium; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: 400; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: 2; text-indent: 0px; white-space: normal; widows: 2; word-spacing: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana,Tahoma,Arial,sans-serif; font-size: 12px; line-height: 19px;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S3ksz2YJPAI/AAAAAAAABRY/my2pSVyPocM/s1600-h/31ze.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="122" src="http://4.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S3ksz2YJPAI/AAAAAAAABRY/my2pSVyPocM/s400/31ze.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;Kubilay 'ın başına gelenleri anlatan Emin Çölaşan'ın bir yazısı.  &lt;a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5658423&amp;amp;yazarid=5"&gt;1tık&lt;/a&gt;./&lt;a href="http://www.belgenet.com/1930/kubilay-01.html"&gt;2tık&lt;/a&gt;.&lt;b&gt;(Sana'a kodeksleri ; &lt;/b&gt;&lt;a href="http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=9070"&gt;TD&lt;/a&gt;&lt;b&gt;)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-6557852754087761027?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/6557852754087761027/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=6557852754087761027' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/6557852754087761027'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/6557852754087761027'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2010/01/nufus.html' title='Nüfus ulayu Ellah Yazımı'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S5teYNBQMEI/AAAAAAAABSY/4lhaUp1ghBg/s72-c/adszla8.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-1217012065861675480</id><published>2010-01-19T02:15:00.000-08:00</published><updated>2010-02-19T00:40:32.758-08:00</updated><title type='text'>Diyanet Kapatılmalıdır. Din Afyondur, Evrim Vardır.</title><content type='html'>Şiva Linga = Hacerül Esvet; &lt;a href="http://forum.ateizm2.org/index.php?showtopic=34596&amp;amp;s=0dd654c0d68b5bc178339315ef1740a1"&gt;Tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ellah Yazısı Kökeni ;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.bilimselfelsefe.net/viewtopic.php?f=10&amp;amp;t=1068"&gt;Tıklayınız&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;Kuran'ın Arapça Kökü ; &lt;a href="http://cigirtu.net76.net/"&gt;Tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kurban Ritüelinin Kökeni; &lt;a href="http://forum.agnostik.org/viewtopic.php?f=9&amp;amp;t=887"&gt;Tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://uluturkculuk.com/forum/Themes/dilbermc/images/post/xx.gif" /&gt; Nasıl Böyle Olduk? ; &lt;a href="http://www.uluturkculuk.com/forum/index.php?topic=1264.msg5666"&gt;Tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div id="subject_5634" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/div&gt;Şeriat Sözcüğünün Anlamı Nedir ; &lt;a href="http://forum.ateizm2.org/index.php?showtopic=26087&amp;amp;st=0"&gt;Tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ellah'ın Matematik Yanlışı ; &lt;a href="http://ateistplatform.ipbfree.com/index.php?showtopic=2269"&gt;Tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S30EWWU8VYI/AAAAAAAABRw/Be9jqepZFOE/s1600-h/yim.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S30EWWU8VYI/AAAAAAAABRw/Be9jqepZFOE/s400/yim.jpg" width="375" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;!&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S30ExiVRKOI/AAAAAAAABR4/KScNNAGIfkk/s1600-h/at2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://3.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S30ExiVRKOI/AAAAAAAABR4/KScNNAGIfkk/s200/at2.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S30IDux8HFI/AAAAAAAABSA/lAYgzgwptMw/s1600-h/egs1.PNG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="91" src="http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S30IDux8HFI/AAAAAAAABSA/lAYgzgwptMw/s400/egs1.PNG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;*&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-1217012065861675480?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://video.google.com/videoplay?docid=4535212370917819835&amp;hl=tr' title='Diyanet Kapatılmalıdır. Din Afyondur, Evrim Vardır.'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/1217012065861675480/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=1217012065861675480' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/1217012065861675480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/1217012065861675480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2010/01/yaratc-ve-yaratlan-dandahas.html' title='Diyanet Kapatılmalıdır. Din Afyondur, Evrim Vardır.'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S30EWWU8VYI/AAAAAAAABRw/Be9jqepZFOE/s72-c/yim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-6099658376495318956</id><published>2009-02-23T00:28:00.000-08:00</published><updated>2010-02-18T01:02:10.138-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ahlak din'/><title type='text'>Ahlak için din şartmı ?</title><content type='html'>Ahlaki değerler içgüdüsel midir, yoksa dini inançların yönlendirmesiyle mi oluşmuştur? Ahlaklı olmak için dine gerek var mıdır? Gerek yok ise, tüm kültürlerde niçin din var? Ve din ne işe yarıyor? New Scientist dergisi 1 Eylül sayısında ahlak ve din arasındaki ilişkiyi masaya yatırıyor. Dawkins, dini, ahlaki değerlerin kaynağı olarak gören geleneksel görüşe karşı çıkan çok sayıdaki düşünürlerden yalnızca biri. Bu kişilere göre din, ahlaksız davranışları mazur göstermeye yarayan bir araç. Dinin ahlakın veya ahlaksızlığın kaynağı olarak değerlendirilmesi yerine, bazı bilim adamları ahlakın ve dinin insan doğasının bir özelliği olduğuna inanmayı tercih ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm dünyada din çok çelişkili bir konumda. Dini inanışlar her zamanki gibi güçlü ancak Aydınlanma hareketi ve bilimsel gelişmeler, din kavramına ile hiç olmadığı kadar şiddetle karşı çıkıyor. Richard Dawkins gibi dini sorgulayan bilim adamları, bizleri dinin bir hayal olduğuna ve aynı zamanda tehlikeli de olduğuna inandırmak istiyor. Dawkins, dini, ahlaki değerlerin kaynağı olarak gören geleneksel görüşe karşı çıkan çok sayıdaki düşünürlerden yalnızca biri. Bu kişilere göre din, ahlaksız davranışları mazur göstermeye yarayan bir araç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu görüş, son günlerde giderek daha fazla destek buluyor, son bilimsel çalışmalar ahlakın beynimizin derinliklerine kazındığını, başka bir deyişle içgüdüsel kaynaklı olduğunu gösteriyor. Bu da, hepimizin doğru ve yanlışı ayırt etme yeteneği ile doğduğumuz ve dini öğretilerin bu çok temel ahlaki içgüdüleri değiştiremeyeceği anlamına geliyor. Ne var ki bu radikal görüş pek çok biyoloğu ikna etmeye yetmiyor. Son yıllarda dinin insan davranışları üzerindeki etkileri konusunda çok sayıda araştırma yapılmış ve halen de yapılıyor. Bu, üzerinde bilimsel araştırmalar yapmak için çok kaypak bir konu. Bilim adamları bu konuyu şimdi dinin nasıl evrilmiş olabileceğine, hangi amaca hizmet ettiğine ve insanları daha ahlaklı -veya daha ahlaksız- yapıp yapmadığına bakarak irdeleme yolunu tercih ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çalışmaların sonucunda, din ve ahlak arasındaki ilişki konusunda hâlihazırdaki basite indirgenmiş fikirlere meydan okuyan yeni bir görüş oluşmaya başladı. Dinin ahlakın veya ahlaksızlığın kaynağı olarak değerlendirilmesi yerine, bazı bilim adamları ahlakın ve dinin insan doğasının bir özelliği olduğuna inanmayı tercih ediyor. Bu bağlamda ahlaklı bir yaşam sürmek için aslında insanların dine ihtiyacı yoktur; ama din olmadan ahlakın evrimleşme şansı olamazdı. Böyle bir yaklaşım, dini inanışlar ve ahlaklı davranışlar arasındaki karmaşık ve çelişkili ilişkiyi açıklayabilir. Bu düşünce şekli ayrıca, dinin kalıcı gücünün altında yatan etmenleri ortaya çıkarttığı gibi, inanmışları akıl yolu ile inançlarından vazgeçirmeye çalışmalarının ne kadar faydasız olduğunu da gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1970'li yılların sonlarında 1980'lerde Seattle'daki Washington Üniversitesi'nden sosyolog Rodney Stark ve William Sims Bainbridge, dini inançlar ile ahlaklı davranışlar arasında bir ilişki olduğu yolundaki görüşü tartışmaya açtılar. Bu ikilinin araştırmaları, ibadet etme alışkanlığının, ahlaki normların toplu olarak daha iyi anlaşılmasına ve insanların daha az suç işlemesine yol açtığını ortaya çıkarttı. Daha sonra yapılan çalışmalar ise aşırıya kaçmayan dindarların daha mutlu, daha şefkatli, daha adaletli ve daha eli açık olduklarını gösteriyor. Bir diğer çalışmaya göre ise sigara, uyuşturucu ve alkol gibi kötü alışkanlıklardan din yardımı ile daha kolay vazgeçiliyor. Din, bunların yanı sıra insanları cinsel yönden de daha ahlaklı olmaya özendiriyor. ABD'de RAND Health adında, kâr amacı gütmeyen araştırma grubunun yürüttüğü bir araştırmaya göre, dini inançlara sahip HIV'li hastalar, inançsız HIV'li hastalara göre daha az sayıda eş değiştirmiş (Journal of Sex Research, vol 44, p 49).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak dini inanç tek başına doğruya ve iyiye yönlendirmekte yetersiz kalıyor. Bu inananlar için de geçerli. RAND çalışmasından elde edilen bir başka bulguya göre AIDS hastalığına yakalanmış Katolikler, kiliselerinin doğum kontrolünü yasaklamasına karşın, diğer gruplara göre daha fazla kondom kullanıyor. "Katolikler ahlakın kaynağının kendi vicdanları olduğuna inanma eğilimi içinde" diye konuşan RAND çalışanlarından David Kanouse , "Bu çalışma ahlaki değerlerin içgüdüsel olduğu görüşünü inkar etmiyor; yalnızca dinin doğru ve yanlış ile ilgili iç sesimizi yorumlamakta bize yol gösterdiğini ileri sürüyor" diyor. Bu görüş, dinin kötü insanları ve kötü toplumları "hizaya sokmak" için varolduğu düşüncesi ile nasıl bağdaşıyor? Dawkins ve diğerleri, nefretin ve savaşların yol açtığı olumsuzluklara gerekçe oluşturmak için dinden yararlanıldığına ilişkin çok sayıda örneğin olduğunu söylüyorlar Bu kişiler ayrıca dini kitaplarda kınanması gereken davranışların nasıl değişikliğe uğratıldığına dikkat çekiyorlar. Bunlara örnek olarak zina yapanların, dinini reddedenlerin, eşcinsellerin taşlanması, söz dinlemeyen çocukların dövülmesi, köleliğin kabul görmesi, bir babanın kendi çocuklarını fuhşa zorlaması gösterilebilir. Dawkins, dinin yalnızca diğer bilişsel süreçlerin bir yan ürünü olduğunu, insanların doğuştan sahip olduğu ahlak anlayışı ile bir ilgisinin olmadığını savunuyor. Kaldı ki pek çok ateist, tanrı inancı olmadan da iyi bir insan olmayı beceriyor. Öte yandan inananların, kendi ahlaki kurallarını uyguladıkları zaman inanmayanlardan daha iyi bir insan haline geldikleri de görülmüş değil. Boston'daki Tufts Üniversitesi'nden filozof Dan Dennett, hapishanelerdeki mahkumların -en azından ABD'de- dindarlık açısından toplumun diğer kesimlerinden daha farklı bir yapıda olmadığına dikkat çekiyor. Ayrıca Hıristiyan nüfus içindeki boşanma oranının dindar olmayan Amerikalılardan farklı olmadığı belirtiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİNİN OLUMSUZ ETKİLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2005 yılında Maryland, Baltimore'dan bağımsız bir araştırmacı olan Greg Paul, dinin olumsuz etkilerine ilişkin bir rapor hazırladı (Journal of Religion and Society, vol 7 p1) Bu çalışmada Paul, 18 sanayileşmiş ülkede dindarlık düzeyi ile toplumsal bozukluk göstergelerini karşılaştırdı. Çalışmanın sonucunda, inanç düzeyinin yüksek, ibadetin yoğun olduğu ülkelerde cinayet, çocuklarda ve gençlerde görülen ölümler, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, ergenlerde hamilelik ve çocuk aldırmanın daha sık görüldüğü ortaya çıktı. Bugün ahlakın dinden değil, toplumda hissedilen güvensizlikten kaynakladığına inanan Paul, "Kitlesel olarak Tanrı inancını, korku ve yetersiz mali koşulların yarattığı endişenin oluşturur. Dolayısıyla Tanrı inancının altında derin bir biyolojik, genetik ve başka bir köken aramak gereksizdir" diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çalışmanın sert eleştirilere hedef olması kaçınılmazdı. Bazı araştırmacılar Paul'un ülke ve ahlaki gösterge seçiminde yanlı davrandığını ileri sürdüler. Daha kapsamlı bir test için Tennessee'deki Vanderbilt Üniversitesi'nden sosyolog Gary Jensen, Paul'un göstergelerinden biri olan cinayet verilerini alarak, farklı dini inançlar ile karşılaştırdı. Jensen'in çalışmasında da cinayet oranlarının inanç düzeyi ile ilişkili olduğu ortaya çıktı. Cinayetler, özellikle Tanrı ve Şeytan inancının geçerli olduğu dualist dinlerde daha fazlaydı. Cinayet oranı ABD'de -nüfusun %96'si Tanrı'ya, %76'sı Şeytan'a inandığını belirtiyor- Filipinler'de, Dominik Cumhuriyeti'nde ve Güney Afrika'da yüksek çıktı. Bu ilişki, yalnızca Tanrı inancının yaygın olduğu, ancak Şeytan inancının az olduğu İsveç gibi ülkelerde -nüfusun yalnızca %18'i bu ikisine inandığını belirtiyor- daha düşüktü. (Journal of Religion and Society, vol 8, p 1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinin rolü, Tanrı'nın gücü olarak ele alındığında ortaya buna benzer, karmaşık bir tablo çıkıyor. Kansas Üniversitesi'nden sosyal psikolog Daniel Batson dinin rolünü iki kategoride ele alıyor. Biri, Tanrı'ya inanç ve ibadeti çıkar gözetmeden yapma güdüsünü içeren "İçselleşmiş Dindarlık" tır. İkincisi ibadetin bir sosyal etkinlik olarak yapıldığı ve kişisel çıkarların gözetildiği "Göstermelik Dindarlık" kategorisidir. Batson'a göre içselleşmiş dindarlık ile merhamet veya önyargıların azalması arasında yakın bir ilişki var. Oysa, bunun tam tersi, göstermelik dindarlıkta önyargılar derinleşmiş, merhamet hissi azalmış ve yardımlaşmada bile karşılık beklentisi öne çıkmıştır. Batson üçüncü kategori olarak "Arayış Dindarlığı"nı öne sürüyor. Bu kategoriyi oluşturan insanlar dinselliği sorgulama alışkanlığına sahiptir. Bu grubu araştıran Batson, bunların diğer gruplara göre en hoşgörülü ve en yardımsever insanlardan oluştuğunu ileri sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çalışmalar dinin ahlaki davranışları etkilediği fikrini desteklemekle birlikte etkinin kapsamı konusunda yeterli bilgi vermiyor. Başka bir deyişle, bu etki inanan kişinin sosyal grubu ile sınırlı mı kalıyor, yoksa evrensel bir merhamet ve vericilik duygusuna mı yol açıyor? Davis'teki Kaliforniya Üniversitesi'nden kültürel evrim uzmanları Peter Richerson ve Brian Paciotti bu soruyu yanıtlamak için ekonomi oyunlarından yararlandılar. Bunlardan biri insanların vericilik ve adalet duygularını ölçen Diktatör Oyunu'ydu. Richerson ve Paciotti bu oyunu üniversite öğrencilerinden ve dindar kişilerden oluşan iki farklı gruba oynattılar. Richerson sonuçları şöyle değerlendiriyor: "Din ahlaklı bir insan olmak için gerekli olmadığı gibi her zaman olumsuz etki yaratmaz. Bu sonuçlar insanların doğuştan ahlaki değerlere sahip olduğu fikrini destekliyor. Bu arada din, ahlaki davranışların doğasını ve kapsama alanını belirliyor ve kimlerle işbirliği yapacağımız konusunda bize yol gösteriyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖZETLENME DUYGUSU&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere, Belfast'taki Queen's Üniversity'deki Bilişim ve Kültür Enstitüsü'nden Jesse Bering , hem dinin hem de ahlakın evrimsel uyumun bir sonucu olduğunu şu sözleriyle açıklıyor: "Ahlak dinden kaynaklanmaz. Ancak sosyal ortamdaki benzer güçlere tepki olarak ortaya çıkmakla birlikte, din ve ahlak ayrı ayrı evrimleşmişlerdir. Atalarımız dil geliştirip, başkalarının ne düşündüğünü anlama yetisine sahip oldukları anda, bireysel haberler kendi gruplarının dışına taşmaya başladı. Topluluklarının onaylayacağı şekilde davranma eğiliminde olan insanlar bundan yarar sağladılar. Ahlaklı davranışlar bu aşamada başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğüne bağlı olarak şekillenmeye başladı. Böylece ahlak uyum sağlama özelliğine kavuştu."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahlakın evrilmesiyle aynı anda dini inanç kapasitesi doğdu. Başkalarının haklarında ne düşündüğü kaygısına kapılan atalarımız, gözetlendikleri ve yargılandıkları duygusuna kapılmış olabilirler. Bering, atalarımızın bu rahatsız edici duyguyu doğaüstü güçlere atfettiklerini ileri sürüyor, çünkü başkalarının düşüncelerini okuma becerisinin altında yatan bilişsel sistem her şeyde anlam ve niyet arama eğilimindedir. Böylece ahlakın evrimleşmesini sağlayan uyum yeteneği dinin de evrimleşmesini sağlamış olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GRUBA BAĞLILIK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;State University of New York'tan evrim biyoloğu David Sloan Wilson, grup içi bağlılığı sağladığı için ibadetin önemine değiniyor ve ibadetin grup seçiminde önemli bir rol oynadığını söylüyor. İnsanlar son 100.000 yıl içinde giderek sosyalleştikçe ve son 10.000 yıl içinde tarımsal faaliyetler kapsamlı bir iş bölümüne yol açtıkça, din ve ahlak birlikte evrilerek sosyal birlik ve beraberliği pekiştirir bir nitelik kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kültürel ve teknolojik gelişmelerin yaşam şeklimizi değiştirdiğine dikkat çeken Virginia Üniversitesi'nden psikolog Jonathan Haid t, buna bağlı olarak Batılı liberal toplumların ahlak ve din arasındaki ilişkiyi anlamamız için iyi bir model oluşturmadığını ve atalarımıza göre bizlerin daha bireysel olduğumuzu söylüyor. "Teknoloji yaşantımızı kökünden değiştirdi. Böylece din olmadan da ahlaklı olma şansımız doğdu, çünkü artık sosyal kontrol için başka araçlarımız var" diye konuşan Haidt, bunlara örnek olarak sivil yasaları, emniyet güçlerini ve kapalı devre televizyonları gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİNİN BİREYSEL ETKİSİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinin, tüm toplumlarda bireyleri harekete geçirici bir güce sahiptir. Pennsylvania Üniversitesi'nden Andrew Newberg'in gerçekleştirdiği görüntüleme deneylerin,de ibadet eden veya meditasyon yapan kişilerin beyin görüntülerinde beyin faaliyetlerinde geçici bir azalma olduğu tespit edildi. Bu bölgeler insanın kendi farkındalığı ile ilgilidir. İnsan faaliyetlerinin pek çoğunda -müzik festivallerinden askerlik hizmetlerine dek- gruba dahil olma arzularımız tatmin edilir. Heidt'e göre insanlarda, bireysel çıkarlarının üzerine çıkma arzusu çok yüksektir. İbadet sırasında birey, kendi fiziksel varlığının dışına çıkarak benliksiz bir düzleme geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heidt bu yükselme duygusunda oksitosin adı verilen hormonun çok önemli bir rol oynadığını belirtiyor. Oksitosin kendimizden hoşnut olma, barışık olma duygusunun kaynağıdır. Benliğin üzerine yükselme duygusu çeşitli şekillerde ortaya çıkar. Saygın bir amacın peşinde koşarken, birilerine iyilik ettiğimiz zaman, güzel bir şiir okuduğumuz zaman, yetenekli birinin performansını izlerken, kendini iyi hisseden biriyle empati kurduğumuz zaman bu yükselme duygusunu yaşarız. Yine de dindar insanların bütün bunlardan farklı, daha fazla bir yükselme, bireysellikten kopma duygusuna sahip oldukları ileri sürülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek çok insanın, sosyal ilişki sağlaması veya doğru yolu göstermesi açısından dine ihtiyacı yoktur. Bu kişiler için ateizm en akılcı yoldur. Ancak dinin evrim tarihimizde kilit bir rol oynadığını da unutmamak gerekiyor. Ahlaki değerleri güçlendirmek ve içsel ahlak duygumuzu şekillendirmekte de etkin bir rol oynayan din, bizim inançlarımızı kabullenmeyen kişilere yönelttiğimiz ahlaksız davranışları da mazur gösterir. (Reyhan Oksay)&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S30CCWAhprI/AAAAAAAABRo/jiJGZ3Bwh-8/s1600-h/eagse.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S30CCWAhprI/AAAAAAAABRo/jiJGZ3Bwh-8/s320/eagse.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-6099658376495318956?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/6099658376495318956/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=6099658376495318956' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/6099658376495318956'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/6099658376495318956'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2009/02/ahlak-icin-din-sartm.html' title='Ahlak için din şartmı ?'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S30CCWAhprI/AAAAAAAABRo/jiJGZ3Bwh-8/s72-c/eagse.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-1664575794055906173</id><published>2009-02-09T08:06:00.000-08:00</published><updated>2011-05-05T11:41:17.223-07:00</updated><title type='text'>Bir yaşındaki kızla evlenilirmiş</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Suudi evlilik yöneticisinin verdiği fetva insanın kanını donduracak cinsten &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;!!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Suudi evlilik uzmanı Dr. Ahmad Al-Mub'i kendi görüşlerine referans olarak da Hz. Muhammed'in hayatını örnek gösterdi. Vahhabi imam, Hz. Muhammed'in Hz. Ayşe ile 6 yaşında evlendiğini, 9 yaşında cinsel ilişkiye girdiğini savundu. İmamın bu sözleri karşısında programı sunan sunucu bile şaşkınlığını saklayamadı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Suudi evlilik yöneticisi Dr. Ahmad Al-Mub'i'nin insanın kanını donduran fetvaları şöyle: "Evlilik iki şeyden ibarettir: İlki aralarında kontrat olması. Bu evliliğin ilk şartıdır. İkincisi ise karınızla seks yapmanızdır. Evliliğe girmek için minimum bir yaş yoktur. Bir yaşındaki bir kızla bile evliliğe girebilirsin. 7-8-9 yaşındaki kızlardan bahsemetmeye bile gerek yok. Bu bir rıza anlaşmasıdır. Veli genelde baba olmalıdır. Çünkü baba kararı zorunludur. Böylelikle kız, kadın olmuş olur. Ama kız seks için hazır mıdır, ilk seferinde ilişkiye girmenin doğru yaşı nedir? Bu çevre ve geleneklere bağlı olmak üzere değişir. Yemen'deki kızlar 9-10-11 yada 13 yaşında evlenirken diğer ülkelerde 16 olabilmektedir. Bazı ülkerde kızların 18 yaşına gelmeden ilişkiye girmeleri kanunla yasaklanmıştır."&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;HZ. MUHAMMED BİZİM MODELİMİZ; Suudi yetkili insan aklının kabul etmesi mümkün olmayan bu tezlerini sıralarken, bir de çekinmeden Hz. Muhammed'i referans gösteriyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;"&lt;b&gt;Hz. Muhammed izlediğimiz bir modeldir. Hz. Ayşe'yi 6 yaşında eş olarak aldı, 9 yaşında iken onunla ilişkiye girdi. Hz. Muhammed'i modelimiz olarak görüyoruz. &lt;/b&gt;Eğer veli baba ise ve uygun bir ortamda evlenilmişse bu evlilik geçerlidir. İnsanlar kendilerini çeşitli koşullar altında bulabilmektedir. Örnek olarak; 2-3 hatta 4 kızı olan-ki hiç karısı olmasın- ve bir yolculuğa çıkmak zorunda kalsın. Kızını böyle bir durumda evlendirse iyi değil mi? Onu koruyacak ve destekleyecek ve uygun bir yaşa geldiğinde onunla ilişkiye girecek. Bütün erkeklerin azılı kurtlar olduğunu kim söylüyor?" diyerek, sözlerine kendince mantıklı bir açıklama da getiriyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;*Bahreyn Televizyonu açıklama yaptı : Ayrıntılı olarak kadın nasıl dövülür;&lt;a href="http://www.vidivodo.com/video.php?myvideo_id=76458"&gt;vidivodo&lt;/a&gt;.com&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: separate; color: black; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: 2; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 2; word-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;*Ladin'in yakalandığı operasyonda yanında olan&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.sabah.com.tr/Dunya/2011/05/05/ladin-icin-kendini-feda-etti"&gt;6 nci&lt;/a&gt; ulay/ve son karısı olan Fatah'ın Yemenli bir aile tarafından çocuk yaşta El Kaide'ye verildiği ve sonrasında 3 çocuk sahibi olduğu bilgisinin yanı sıra Ladin'in boşandığı diğer 4 karısının Suriye'ye gönderildiği yazıldı.&lt;span class="Apple-converted-space"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-1664575794055906173?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='enclosure' type='' href='http://video.google.com/videoplay?docid=4535212370917819835&amp;hl=tr' length='0'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/1664575794055906173'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/1664575794055906173'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2009/02/bir-yasndaki-kzla-evlenilir-mis.html' title='Bir yaşındaki kızla evlenilirmiş'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-2685231496314160247</id><published>2009-01-22T04:33:00.000-08:00</published><updated>2010-10-01T11:35:27.440-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Araplar Rice’ı mücevhere boğmuş'/><title type='text'>Bir Yanda Altın Kaplama Mercedes, Diğer Yanda Elektrikli Jaguar.</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/SXhom6SsgAI/AAAAAAAAAg0/NEM4aucV0Ck/s1600-h/mmmmmmmmmmmm.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5294096379666006018" src="http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/SXhom6SsgAI/AAAAAAAAAg0/NEM4aucV0Ck/s400/mmmmmmmmmmmm.JPG" style="float: left; height: 187px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 300px;" /&gt;&lt;/a&gt;Abu Dabi'de dünyanın tek beyaz altın Mercedesi. Mercedes Benz fabrikasından çıktı, Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'de sergilendi. Şimdi Abu Dabi'de trafiğe kayıtlı. Kime satıldığı giz gibi gizleniyor. Tamamı beyaz altın kaplama spor Mercedes'in dünyada bir eşi benzeri yok. Fiyatı ise açıklanmadı. Zenginliğin ve görkemin sembolü olan altını araplar çok kullanıyor. Ocak 2009&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/GaleriDetay.aspx?cid=19541&amp;amp;p=3&amp;amp;rid=2"&gt;fotogaleri&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Araplar Rice’ı mücevhere boğmuş ;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; Bush yönetimi, 5 yıllık görev süresinde yabancı ülke liderlerinden gelen hediyelerin dökümünü açıkladı. Arap liderlerin başta Dışişleri Bakanı Rice olmak üzere Amerikalı yetkilileri mücevhere boğduğu ortaya çıktı. ABD’de George W. Bush ve kabinesi görevlerini terk etmeye hazırlanırken, Beyaz Saray yabancı devlet adamlarından hükümet üyelerine gelen hediyelerin listesini açıkladı. Listeye göre Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, yabancı devlet adamlarından en yüksek pahada hediye alan siyasetçi oldu. Rice’ın sadece Ürdün ve Suudi Arabistan krallarından aldığı hediyelerin tutarı 316 bin dolar. ABD Prorokol Birimi tarafından hafta başında açıklanan listeye göre, geçtiğimiz Ocak ayında Suudi Arabistan Kralı Abdullah, Rice’a 147 bin dolar değerinde zümrüt ve elmaslardan yapılmış kolye, bilezik, yüzük ve küpe seti hediye etti. Suudi Kral, Rice’a yakut ve elmaslardan yapılma 165 bin dolarlık bir mücevher seti de armağan etmiş. Ürdün Kralı Abdullah ve eşi Kraliçe Rania da Rice’a 4 bin 630 dolar değerinde bir takı seti hediye etmiş. Bush’un aldığı hediyelerin değeri ise 100 bin doları geçiyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ın, first lady Laura Bush’a da 85 bin dolar değerinde safir ve elmastan oluşan bir mücevher seti ve 10 bin dolar değerinde Arap motifleri içeren bir sanat eseri de verdiği bildirildi. Hediyeleri kabul etmeleri yasak olan devlet adamları, bu armağanları görev sürelerinin bitiminde Beyaz Saray’a teslim edecek. Protokol birimi tarafından hazırlanan, listede en ufak değerdeki aramağanlar bile yer alıyor. Bunların arasında Tibet ruhani lideri Dalay Lama’nın George W. Bush’a verdiği 6 dolar değerindeki kuru meyve ve ceviz karışımı bile yer alyor. Başkan Bush’a verilen hediyeler arasında İsveç Başbakanı Fredrick Reinfeldt’den elektrikli testere, Ürdün’den çelik kama, Ruslardan makineli tüfek de var.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Singapur Başbakanı’ndan, karın ve kalça yağlarını eritmek için 450 dolar değerinde fitnes aletleri, eski Japon başbakanı Shintaro Abe’nin karısından Laura Bush’a üzerinde first köpeklerin resmi ve Amerikan bayrağı işlenmiş iki yastık, ayrıca 700 dolar değerinde üzerinde el boyamasıyla hayvan resimleri bulunan porselen kutu, bir adet de oyuncak Scotty yine Bush’a gelen hediyeler arasında. (&lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/470185.asp"&gt;Kaynakça&lt;/a&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: separate; color: black; font-size: small; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: 2; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 2; word-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 22px;"&gt;&lt;b style="color: #990000;"&gt;Elektrikli Jaguar 330 km hız yapıyor; &lt;/b&gt;&lt;b&gt; HİNTLİ Tata’nın sahibi olduğu İngiliz Jaguar’ın Paris Fuarı’nda tanıttığı süper&lt;span class="Apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;a class="keywords" href="http://www.hurriyet.com.tr/spor/" style="color: #00256c; outline-style: none; text-decoration: none;" target="_blank" title="spor"&gt;spor&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-converted-space"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;konsept modeli 2010 Jaguar &lt;a href="http://www.topspeed.com/cars/jaguar/2010-jaguar-c-x75-ar97047.html"&gt;C&lt;/a&gt;-X75, 195 beygir gücündeki elektrikli motoruyla tam 330 kilometr&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: separate; color: black; font-size: small; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: 2; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 2; word-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 22px;"&gt;&lt;b&gt;e maksimum hıza ulaşıyor. Jaguar’ın 1994 yılından bu yana geliştirdiği ilk &lt;a href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=3985629933604522044&amp;amp;postID=2685231496314160247" name="aspx1" style="outline-style: none;" target="_blank"&gt;&lt;/a&gt;mega performanslı aracı olan C-X75 0’dan 100 kilometreye 3.4 saniyede çıkarak elektrikli otomobiller arasında rekora imza atıyor. Araç elektrikli motorla 68 mil yol katederken, araçta yedek olarak bulunan ve isteğe bağlı doğal gaz, dizel veya bio yakıtla çalışan iki küçük turbo motorla bu uzaklık 900 kilometreye çıkıyor.&lt;/b&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: separate; color: black; font-size: small; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: 2; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 2; word-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 22px;"&gt;(&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/15909422.asp?gid=373"&gt;Kaynakça&lt;/a&gt;) Geniş betizler için bakınız; &lt;a href="http://forum.donanimhaber.com/m_43450407/tm.htm"&gt;FDH&lt;/a&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: separate; font-size: small; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: 2; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 2; word-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 22px;"&gt;Rusların Uçan Kaleleri (Russian Flying Fortresses); &lt;a href="http://englishrussia.com/index.php/2009/01/25/russian-flying-fortresses/"&gt;E.R&lt;/a&gt;.&lt;a href="http://2leep.com/news/47923/2403/"&gt;2L&lt;/a&gt;.&lt;b&gt;İzle&lt;a href="http://www.evo.co.uk/news/evonews/257647/968bhp_205mph_jaguar_cx75_supercar.html"&gt;nce&lt;/a&gt;.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: separate; font-size: small; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: 2; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 2; word-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 22px;"&gt;Yıltırıklı [Elektrikli] Tesla için bakınız;&amp;nbsp; &lt;a href="http://www.treehugger.com/files/2007/03/tesla_to_open_f.php"&gt;A1&lt;/a&gt;.&amp;nbsp; &lt;a href="http://www.dispatch.com/live/content/business/stories/2010/07/29/crazy-for-teslas.html"&gt;A2&lt;/a&gt;. Innovations [inıveyşınz okuyunuz] - Yenilikler &lt;a href="http://www.teslamotors.com/roadster/technology"&gt;T1&lt;/a&gt;. &lt;a href="http://techventures.wdfiles.com/local--files/technology-ventures-overview/tesla.jpg"&gt;T2&lt;/a&gt;. &lt;a href="http://www.businessweek.com/bwdaily/dnflash/content/mar2009/db20090326_679423.htm"&gt;B2&lt;/a&gt;/&lt;a href="http://news.cnet.com/8301-11128_3-10244414-54.html"&gt;B1&lt;/a&gt;. &lt;b&gt;İzle&lt;a href="http://www.mondaynay.com/2009/01/tesla-roadster-elektrikle-calisan-otomobil/"&gt;nce&lt;/a&gt;.&lt;/b&gt; Tesla Model S,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;tamamen yıltırık ile çalışan bir sedan olacak. 2011'de üretilmeye başlanması öngörülen &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: separate; font-size: small; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; letter-spacing: normal; line-height: normal; orphans: 2; text-indent: 0px; text-transform: none; white-space: normal; widows: 2; word-spacing: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 22px;"&gt;Tesla Model S&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;, &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/24951065/"&gt;57,000&lt;/a&gt; dolar fiyatla satışa sunulacak. Bildiğim 3ncü yıltırıklı otomobil olan "&lt;b&gt;Lotus Elise 1.8, Tesla Roadster'dan daha az mı erke kullanıyor&lt;/b&gt;" (&lt;b&gt;Does a Lotus Elise use less energy than a Tesla Roadster&lt;/b&gt;) adlı betke ile bu günce betini sonlandırıyorum. &lt;a href="http://electric-vehicles-cars-bikes.blogspot.com/2010/03/does-lotus-elise-use-less-energy-than.html"&gt;E.V&lt;/a&gt;. Uğrola&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-2685231496314160247?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/2685231496314160247/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=2685231496314160247' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/2685231496314160247'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/2685231496314160247'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2009/01/altn-kaplama.html' title='Bir Yanda Altın Kaplama Mercedes, Diğer Yanda Elektrikli Jaguar.'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/SXhom6SsgAI/AAAAAAAAAg0/NEM4aucV0Ck/s72-c/mmmmmmmmmmmm.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-4625004360107969011</id><published>2009-01-12T01:51:00.000-08:00</published><updated>2011-05-05T12:31:15.231-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hz muhammetin ölümü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akromegali'/><title type='text'>Muhammetin Akromegali Hastalığı</title><content type='html'>&lt;div style="color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Muhammet genc yaslarinda yakisikli biri olarak anilirdi.Fakat ilerki yillarinda etrafindaki kisiler Muhammed'in gorunumunde gariplik hissetmeye baslamislardi. Muslumanlar peygamberlerinden bahsederken gercek ve mantik disi benzetmelerde bulunurlar. Ornegin guldugunde dislerinin gunes gibi parlamasi veya yururken ona gölge etmek icin devamli uzerinde bir bulutun onu takip etmesi gibi hayal urunu bir suru soylemleri bir cok kere duymusuzdur. Tüm bunlar mantik disi ve bilime aykiri oldugu icin bu orneklerden soz etmeyecegim. Assagida Muhammed'in fiziksel ozelliklerini ve gorunusunu liste halinde sağlam kaynaklara dayanarak yaziyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;El ve Ayakları iri, dolgun ve kalındı…&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Hz. Ali şunu söylemiştir: "Rasulullah'in elleri iriydi." &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Osman Ibn Abdilmelik şöyle dedi: Hz. Ali'nin arkadaşlarından olan dayım, bana, Hz. Ali'nin şöyle dediğini anlattı: Rasulullahın el ve ayakları dolgundu (kalındı).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Avucu geniş ve yumuşaktı…&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;El-Hasen, dayısı Hind'in şöyle dediğini rivayet etti:"Rasulullahın avuçlarının içi genişti."&lt;/span&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Enes şöyle demiştir: "Ben, Rasulullahın avucunun yumuşaklığını atlasta ve ipekte görmedim."&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Mariye şunu söyledi: "Peygamber'e (s.a.v.) beyat ettiğimde, o güne kadar onun elinden daha yumuşak bir ele dokunmamış'dım"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Kafasi büyüktü..&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;El-Hasen Ibn Ali, dayısı Hind Ibn Ebi Hale'nin şu sözünü rivayet etti: ''Rasulullahın başı büyüktü."&lt;br /&gt;Nafi Ibn Cübeyr şöyle dedi: Ali Ibn Ebu Talib, bize, Peygamberi tarif ederken şöyle dedi: "Onun başı büyüktü."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;İri kemik ve iri eklemliydi...&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;Hind şöyle demiştir: Rasulullahın bilekleri uzun, mafsalları (eklemleri) kalındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;      &lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Derisinde Et Parcaciklari &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;(Peygamberlik Mührü / Hatem-i Nübüvvet)…&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Ben Resulullah Efendimizin kürek kemikleri arasında bulunan nübüvvet mührünü gördüm. O, güvercin yumurtası büyüklüğünde kırmızımtırak bir yumru idi (Et-Tirmizi İmam Ebu İ'sa Muhammed, Şemail-i Şerife, 1.cilt, Hilal Yayınları s. 36)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Geniş göğüs ve omuzlar..&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;El-Bera İbn Azib şunu söyledi: "Rasulullahın omuzları genişti." El-Hasen, dayısı Hind'in şöyle dediğini anlattı: "Rasulullahın göğsü enli, göğsü ve karnı bir seviyedeydi, çıkık değildi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Vucud kaslari genis (enli)&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;Et- Teveme'nin mevlası (azatlı kölesi) salih şöyle dedi: Ebu Hureyre, Rasuhıllahı tarif ederken şöyle dedi: "Rasulullah'm pazıları enliydi." Parmaklar kalın ve uzun..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Ali şunu anlattı: "Rasulullah'ın avuç ve ayaklan dolgundu, parmaklari uzundu."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Kavisli burun..&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Hind Ibn Ebi Hale şöyle dedi: "Rasulullahın burun kemiğinin ortasında bir kavis vardı. Burnunda, ona güzellik veren bir parlaklık vardı. Dikkat etmeyen kimse onun burun kemiğinin uzun olduğunu zannederdi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Genis agiz..&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;Cabir Ibn Semura şöyle dedi: "Rasulullah geniş ağızlıydı." Gozler iri.."Mübarek gözleri büyük idi." (Imam-ı Ahmed Kastalani, (Mevahib-i ledünniyye)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Dişleri seyrek ve aralikli..&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;Cumey' şöyle dedi: "Rasulullah geniş ağızlı ve seyrek dişliydi." İbn Abbas şöyle dedi: Rasuhıllahın Ön dişleri seyrekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Uzun Boyun..&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;            &lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Ümmu Ma'bed Rasulullah'ı tarif ederken şöyle demiştir: "Onun boynunda uzunluk vardı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Yüzünde ve cildinde parıltı (yağlanma)..&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;El-Hasen, dayısı Hind'in şöyle dediğini rivayet etti: "Her türlü büyüklük Rasulullah'ta toplanmıştı. Onun yüzü, ayın ondördü gibi parlardı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Kalin saçlar...&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;Hz. Aişe şöyle demiştir: "Peygamber tarakla saçlarını taradığında sanki kumlan kazırcasma tarardı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Sık (gür) Sakal..&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;El-Hasen Ibn Ali, dayısı Hind'in şu sözünü söyledi:"Rasulullahın sakalı sıktı. (gürdü)" &lt;/span&gt;      &lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Ali Ibn Ebi Talib şunu söyledi: "Rasulullahın sakalı sıktı.(gürdü)"&lt;br /&gt;Ummu Ma'bed: "Rasulullahın sakalı (sıkıydı) gürdü" demiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Gür Ses..&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Mübarek sesi, kimsenin sesinin yetişemediği yere yetişirdi. (Imam-ı Ahmed Kastalani, (Mevahib-i ledünniyye)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;    &lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Vucudunda sertlik yada kireclenme belirtileri..&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Yana ve geriye bakacağı zaman bütün bedeni ile dönüp bakardı (Imam-ı Ahmed Kastalani, (Mevahib-i ledünniyye)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Yürürken öne doğru eğilme..&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz önüne bakarak, süratle yürürdü. (Imam-ı Ahmed Kastalani, (Mevahib-i ledünniyye) Yürüdüğü zaman adeta yukarıdan aşşağı iniyormuş gibi kuvvetli adımlarla yürürdü (Tirmizi, Es-semailul Muhammediye).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Cildinin rengi beyaz ve Kırmızımsı…&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;     &lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Hz. Ali şunu söyledi: "Rasulullah'ın (s.a.v.) rengi, kırmızılığı bulunan beyazdı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Korkunc görünüm….&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;Resulullah efendimizi ansızın gören kimseyi korku kaplardı. (Imam-ı Ahmed Kastalani, (Mevahib-i ledünniyye)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Parfüm düşkünlüğü….&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;Gercekten ben Resulullahı misk sürünürken gördüm. Yoksa o koku degil miydi?" Nesai, Hacc,231, (5, 277); Ibnu Mace, Menasik 70, (3041).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Aise anlatiyor: "Resulullaha, ihrama gireceği zaman (ihrami icin), keza ihramdan ciktigi zaman da Kabe'yi tavaftan once hill'i icin, icinde misk bulunan surunme maddesini su iki elimle surdum."Buhari, Hacc 18, 143, &lt;/span&gt;     &lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Baş ağrısı..Peygamber'in baş ağrısı ve şiddetli ateşi vardı.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;"Yâ Âişe Senin değil, asıl benim vay başım. Senin başının ağrısı geçer gider. Baş ağrısı, benimkidir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Bakınız; (&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://islah.de/siret/sir00004.pdf"&gt;islah.de.pdf&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;)&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; (&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://www.menzil.net/kitap_html/siyer/siyer-10.htm"&gt;menzil.net&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;) (&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=405"&gt;dinimizislam&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;) (&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://egitimhane.blogcu.com/12643581"&gt;egitimhane&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;)&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Tümbunlar Akromegali hastalığının belirtileridir. &lt;/span&gt;  &lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Akromegali Nedir ?&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Hipofiz bezinin aşırı büyüme hormonu salgılaması sonucu gelişen bir hastalıktır. Akromegali hastalığında iskelet, yumuşak doku ve iç organlar aşın ölçüde büyür. Büyüme özellikle el, ayak ve yüz çıkıntılarında belirgindir ve hastaya tipik bir görünüm verir. Akromegali Hastalığı Belirtileri Hastalığın ilk görüşte tanınmasını sağlayan özgün belirtisi vücudun uç noktalarının büyümesidir. El ve ayaklar iridir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Abartılı bir şekilde genişleyen el parmakları sosis gibidir. Parmak uçlan dikdörtgen bir biçim alır. Burun iri ve şiş, üzeri tüylü ve gözeneklidir. Elmacık kemikleri, alın yayı, çene ve çene köşelerinin aşın genişlemesi hastaya akromegaliye has bir yüz görünümü verir. Yüzün boyuna doğru uzamasıyla normal oranlar kaybolur. Yüzün alt yansı belirgin bir şekilde uzar. Kafa ense yönünde büyüme gösterir. Çene öne çıkar (prognatizm). Çenenin genişlemesiyle diş yuvaları birbirinden uzaklaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu değişiklikler çok yavaş ve başlangıçta hiç belirti vermeden gelişir. Hasta genellikle olayı rastlantı sonucu fark eder: Yüzüğünün parmağına girmediğini, ayakkabılarının giderek sıktığını, eldiven ve şapka ölçülerinin arttığını görür. Akromegalinin bu belirtilerine genellikle baş, şakak ve elmacık kemikleriyle kol ve bacaklarda duyulan ağrılar öncülük eder. Yorgunluk ve bezginlik duygusu ön plandadır. Halsizlikle birlikte ruhsal bozuklukların, şaşkın, cansız, anlamsız bakışların eşlik ettiği bir ruh hali (apati) ve elemli davranışlar görülür. Yumuşak dokular da büyümeden etkilenir. Özellikle altdudaklar, dil ve dış eşey organları kalınlaşır. İskelet büyümesi sonucunda köprücük kemiği, kaburgalar, kürekkemikleri, el ve ayak kemikleri çıkıntılı, köşeli bir biçim alır ve kalınlaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eklem yerlerinde aşın esneklik gelişir. İstenirse el parmaklan ön kola paralel olacak kadar geriye bükülebilir. Bunun nedeni eklem kılıfının genişleyerek rahatlamasıdır. Gırtlak kıkırdakları ve ses tellerinin genişlemesi sonucunda ses gürleşir ve kalınlaşır. Kas sistemindeki büyümeyle birlikte önceleri güç artışı da görülür. Ama sonradan bunun kas dokusundaki yağlanmaya bağlı yalancı bir büyüme olduğu anlaşılır. İyice büyüyen dil çiğneme ve konuşma bozukluklarına neden olur. Deri katmanlarının da büyümesi (hipertrofı) ile deri kalınlaşmış, derialtı dokularının kütlesi artmıştır. Genişleyen ter bezleri deriye nemli ve yağlı bir görünüm verir. Saç telleri kalınlaşır, saçlar nemlidir. Bazen yüzde de görülen yaygın kıllanma başlar. Bu, kadınlarda, vücut ölçülerinin de kalınlaşmasıyla erkeksi bir gö¬rünüme neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Diger belirtiler..&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Terleme ve vücut kokusu (Muhammed'in parfum duskunlugunu anlatan belirti)&lt;br /&gt;• Ellerde ve ayaklarda büyüme (Muhammed'in iri elleri ve ayaklari)&lt;br /&gt;• Ciltte kalınlaşma ve Yağlanma, sivilcelenme (Muhammed'in cildinde ki parlakligin nedeni)&lt;br /&gt;• Seste kalınlaşma ( Mubarek sesi, kimsenin sesinin yetişemediği yere yetişirdi.)&lt;br /&gt;• Dil, dudaklar, burunda büyüme (Muhammed'in burnunda kanca seklinde buyuyen kemik)&lt;br /&gt;• Horlama (Muhammedin horladigina dair bir kac hadis mevcut..dogrulugu tartisilir)&lt;br /&gt;• Baş ağrısı (Muhammed'in son gunlerinde iyice artan bas agrisinin nedeni)&lt;br /&gt;• Erkeklerde iktidarsızlık (Muhammed'in ilerleyen yaslarinda iktidarsiz olma ihtimali)&lt;br /&gt;• Yumuşak doku (Muhammed'in ellerinin, avuc icinin ve ayak altinin yumusakligi)&lt;br /&gt;• Deri dokusunda küçük fazlalıkların oluşması (Muhammed'in peygamberlik mührü dedigi sirtindaki kucuk et parcasi)&lt;br /&gt;• Kalınlaşmış kaburgalar sayesinde fıçı göğüs oluşumu (Muhammed'in geniş göğsünün nedeni)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;        &lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/SWsdejB7UuI/AAAAAAAAAdw/_mrVdg6ckaY/s1600-h/ssssss.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5290354597913383650" src="http://3.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/SWsdejB7UuI/AAAAAAAAAdw/_mrVdg6ckaY/s400/ssssss.jpg" style="float: left; height: 237px; margin: 0px 10px 10px 0px; width: 360px;" /&gt;&lt;/a&gt;(&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://www.dermatechspa.com/images/skintag.jpg"&gt;dermatechspa&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;) Muhammetin peygamberlik mührü denilen sırtında , güvercin yumurtası büyüklüğünde et parçası, aslında &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Deri dokusunda küçük fazlalıkların oluşmasındandır&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; Yani Akromegali Hastalığı belirtisinden başka şey değildir.Yalın Gerçek Budur. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Cabir b. Semüre anlatıyor:&lt;a href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=3985629933604522044&amp;amp;postID=4625004360107969011" name="79."&gt;&lt;/a&gt; "Ben Resulullah Efendimizin kürek kemikleri arasında bulunan nübüvvet mührünü gördüm. O, &lt;b&gt;&lt;i&gt;güvercin yumurtası büyüklüğünde kırmızımtırak bir yumru idi&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;." &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Ebu Nadre anlatıyor : ''Mübarek sırtlarında gül tomurcuğu gibi &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;bir et parçası, iki küreği arasında&lt;/b&gt; &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;peygamberlik mührü yer alıyordu. Bu mühür sağ omzuna daha yakındı."&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Muhammed bir yöne dönerken, neden tüm vucudu ile döonüyordu?&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; &lt;b&gt;&lt;i&gt;''El-Bilek Kanalı'' Hastalığı..&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; Bazen bu hastalık başka bir hastalığın parçası olarak karşımıza çıkabilir. Diabetes Mellitus, Hipotiroidizm, Akromegali, Romatoid Artrit.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Nasıl teşhis konulur?&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; Tanı, şikayetlerin ayrıntılı öyküsü ve bu duruma yol açacak diğer nedenlerin araştırılmasıyla konulur. Boyun fıtığı ve kireçlenmesi tanısı konan hastaların bir kısmında el-bilek kanalı hastalığı da mevcut olup, bu duruma çift darlık adı verilir. Hem boyunda omurilik ve sinir kökü sıkışmıştır, hem de el bileği kanalı darlığı mevcuttur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yana ve geriye bakacağı zaman bütün bedeni ile dönüp bakardı'' (İmamı Ahmed Kastalani, (Mevahibi ledünniyye).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhammedin ayak izi, akromegali hastalarinin ayak izlerini animsattırıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.agnostik.org/resim/emanet/9.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&amp;nbsp;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Ayakları iri ve sosis idi.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;img border="0" height="204" src="http://www.agnostik.org/resim/emanet/9.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt; &lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_f_KOO2Wjnvs/SbKjIlhZOeI/AAAAAAAAAfs/oQKw7dfVUOA/6a010981137306000c0109d0f32ff6000f-120pi.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_f_KOO2Wjnvs/SbKjIlhZOeI/AAAAAAAAAfs/oQKw7dfVUOA/6a010981137306000c0109d0f32ff6000f-120pi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&amp;lt;Bu Bediz&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; Sıradan her insanda olması gereken ortalama ayak izi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: black; font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_f_KOO2Wjnvs/SbKjI_QW07I/AAAAAAAAAf0/QBjuHbsbnJM/6a010981137306000c010981535847000d-120pi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_f_KOO2Wjnvs/SbKjI_QW07I/AAAAAAAAAf0/QBjuHbsbnJM/6a010981137306000c010981535847000d-120pi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&amp;lt;Bu Bediz&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; Muhammetin sıradan olmayan, akromegali hastalığına kanıt olabilecek ayak izi. (&lt;a class="snap_shots" href="http://forum.ateizm2.org/index.php?showtopic=7841"&gt;AF&lt;/a&gt;-&lt;a href="http://forum.agnostik.org/viewtopic.php?f=7&amp;amp;t=2008"&gt;FA&lt;/a&gt;-&lt;a href="http://www.agnostik.org/13331-dunyanin-en-degerli-10-dini-mirasi.html"&gt;AO&lt;/a&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-4625004360107969011?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/4625004360107969011/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=4625004360107969011' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/4625004360107969011'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/4625004360107969011'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2009/01/muhammetin-akromegali-hastal.html' title='Muhammetin Akromegali Hastalığı'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/SWsdejB7UuI/AAAAAAAAAdw/_mrVdg6ckaY/s72-c/ssssss.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-6162541684513555661</id><published>2009-01-12T01:47:00.001-08:00</published><updated>2010-03-04T02:56:49.256-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dinler'/><title type='text'>Belgesel İzlevi</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Dinlerin doğuşu, yayılımı ve çatışması (görsel)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Program 1;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal; font-weight: normal;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;a href="http://www.mapsofwar.com/images/Religion.swf" target="_blank"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black;"&gt;mapsofwar.swf&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S4-R6f7df8I/AAAAAAAABSQ/43D1Tb6fuO0/s1600-h/im7.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S4-R6f7df8I/AAAAAAAABSQ/43D1Tb6fuO0/s320/im7.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal; font-weight: normal;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black;"&gt;Dinlerin doğuşu, gelişimi, çatışması ve dünyaya yayılmasını kronolojik bir bakış açısıyla anlatan 90 saniyelik bir görsel paylaşım. Bu çalışmada temel alınan, bölgelerin/ülkelerin çoğunluk esasına göre renklendirilmesidir. izlerken ilk bakışta pek fazla bilgi vermediği izlenimi yaratıyorsa'da, defalarca izlendiği zaman aslında inanç ticaretinin, emperyalizm ile kol kola yürütüldüğü bariz bir biçimde anlaşılabilmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal; font-weight: normal;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman';"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Program 2; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;a href="http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4336.msg7543#msg7543"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black;"&gt;Atatürk:Devrimcilikten Devlet Adamlığına(İndir)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Paylaşı Işık'ın yorumu: Asagida Alman Yazar Karl Hoffkes tarafindan yazilan kitaptan 2005 yilinda uyarlanan bir film var. Dogal olarak Almanlar gelismeleri biraz kendine yontmus ama bence daha once gormedigim goruntuleri de iceren Ataturk'le ilgili guzel ve arsivlik yapitlardan biri. Film turkce dublaj. Bence bu filmi de izleyin ve son dönemde Atatürk'un sozde insani yanini ortaya koyan malum film ile bir kiyaslayin.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman';"&gt;&lt;a href="http://rapidshare.com/files/180194862/M.K.Ataturk.DDA.part1.rar" target="_blank"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black;"&gt;rapidshare&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;-&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black;"&gt;&lt;a href="http://rapidshare.com/files/180226331/M.K.Ataturk.DDA.part2.rar" target="_blank"&gt;rapidshare&lt;/a&gt;&amp;nbsp;-&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman';"&gt;&lt;a href="http://rapidshare.com/files/180329640/M.K.Ataturk.DDA.part3.rar" target="_blank"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black;"&gt;rapidshare&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;-&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://rapidshare.com/files/180362706/M.K.Ataturk.DDA.part4.rar" target="_blank"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black;"&gt;rapidshare&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt; Rar Şifresi: samur&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Program 3;&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;M.K.Atatürk, Saat Kaç Belgeseli (İndir)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://rapidshare.com/files/12839154/saat_kac_belgeseli.part1.rar" target="_blank"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black;"&gt;rapidshare&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;-&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black;"&gt;&lt;a href="http://rapidshare.com/files/12743940/saat_kac_belgeseli.part2.rar" target="_blank"&gt;rapidshare&lt;/a&gt;&amp;nbsp;-&amp;nbsp;&lt;a href="http://rapidshare.com/files/12734401/saat_kac_belgeseli.part3.rar" target="_blank"&gt;rapidshare&lt;/a&gt;&amp;nbsp;-&amp;nbsp;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman';"&gt;&lt;a href="http://rapidshare.com/files/12725525/saat_kac_belgeseli.part4.rar" target="_blank"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black;"&gt;rapidshare&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Şifresiz olarak indirebilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black;"&gt;&lt;a href="http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=4336.msg7539;topicseen#msg7539"&gt;toplumsalbilinç&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Program 4&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kabala'nın simgesi Ampul ne anlama gelir?&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kabala (İbranice Qabbala):&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt; Kelime anlamı, "alma, kabul etme" olan bir Yahudi mistik öğretisidir. Yahudilerin gizli sırlar öğretisi olarak bilinen kabala, son günlerin moda akımı. Kabalistlerin Işık dedikleri şey, Yaradan'ın sonsuz ışığıdır. Kabala'nın simgesi Ampul’dür. Kabala'da Işık, bir ampulle simgelenir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Neyin Sarısı ? Kimin Mavisi ?&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt; Yedi Kollu Şamdan masonların önemli simgelerinden birisidir. Geleneksel olarak altından yapılır. Aynı zamanda 1948’de kurulan İsrail Devlet Amblemidir.Hindistan'da Mahatma Gandi'nin mezarini ziyaret eden Erdogan'a Ülkesinin bağımsızlığı için ömrünü veren Gandi'nin yazdığı 7 ölumcül sosyal günah listesini armağan ettiler. Gandi'nin 7 olumcul gunah listesi şöyle:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;1-İlkesiz siyaset&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;2-Emeksiz zenginlik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;3-Vicdansiz haz&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;4-Niteliksiz bilgi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;5-Ahlaksiz ticaret&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;6-Insaniyetsiz bilim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;7-Özverisiz ibadet&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman';"&gt;&lt;a href="http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?action=dlattach;topic=4205.0;attach=516"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black;"&gt;7 Iışık Ampül&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;(922.5 KB)&amp;nbsp;Dahasını Slayt Olarak İndirebilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;Kabala Öğretisini anlatan kitap ismi: Allah'ın Lambası : Yahudi Işığının KitabıThe Lamb of God : A Jewish Book of Light Kabala'cı Nathan Gaza (1643-1680) Sahte Mesih Sebatay Sevi'nin peygamberi olarak meşhur oldu. Ampulün etrafında 7 ışık hüzmesi vardır. AKP tüzüğünün 4. Maddesinde 15 temel amaç varken neden 7 ışık? 7 ışık hüzmesinin anlamı; Buzzina Kaddisha: Kutsal Lamba olarak adlandırdılar ve beraberinde Mesih’in Isığını getirdiğine inandılar. Sevi İslam’a döndü ancak Nathan,diasporadaki Yahudilere Sebatay’ın müdafii olarak misyoner faaliyeti üstlendi.Alttaki genelağ (internet) bağlantısına'da isteyen bakabilir. "&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman';"&gt;&lt;a href="http://engse.blogcu.com/belgesel-indir_33167271.html"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black;"&gt;engse/belgesel-indir&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana,sans-serif;"&gt;" Uğrola.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S30AQXXONxI/AAAAAAAABRg/oXVUs8IxcWg/s1600-h/engsey.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S30AQXXONxI/AAAAAAAABRg/oXVUs8IxcWg/s320/engsey.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-6162541684513555661?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/6162541684513555661/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=6162541684513555661' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/6162541684513555661'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/6162541684513555661'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2009/01/dinlerin-dousu-yaylm-ve-atmas.html' title='Belgesel İzlevi'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S4-R6f7df8I/AAAAAAAABSQ/43D1Tb6fuO0/s72-c/im7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-1999545307128410286</id><published>2009-01-12T01:24:00.000-08:00</published><updated>2009-01-12T01:35:44.872-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Papağan'/><title type='text'>Maypure dili konuşan papağan heykelleri</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kenya’da okula giden çocuk, anadili Gikuyu dilini konuşurken yakalanıyor. İngilizlerin cezası hazır.Çıplak popoya üç, beş sopa ve çocuğun boynuna asılan metal levha:"Ben aptalım, ben eşeğim".Tersi de var. Arizona’da yaşayan Hopi toplumunda herhangi biri, kendi dinsel törenlerinde konuştukları Tewa dili dışında bir başka dili konuşursa, o da sopa cezası alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes kendi dilini korumakta çok titiz. Çünkü, dil bir ulusun varlığını kanıtlıyor. O nedenle, Amin Maalouf’un dediği gibi, "bir insanın diline saldırı, ona yapılan en büyük saldırıdır". (Ölümcül Kimlikler, s. 58). Dil karşılıklı anlaşmak için ortak payda, daha önemlisi, dil aynı zamanda kimlik. Aleut, Tlingit, Haida, Yaku, İnuktitat, Cree, Ojibway, Arawakan, Eyak, Aramacic, Ubykh. Bunlar dünyada konuşulan dillerden bazıları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BM DİLLER EVİ PROJESİ; İlk anda marjinal gibi geliyor, ama örneğin Ubkyh dilinde seksen ünsüz harf var. İngilizcede yirmi dört ünsüz harf olduğu düşünülürse, Ubkyh’nın üçte biri, yerli dillerin ilkel olduğuna ilişkin efsane bir anda çöküyor. Bugüne kadar dünyada gelmiş geçmiş 600 bin dil olduğu tahmin ediliyor. Aynı tahminlere göre, halen dünyada yaşayan 6 bin 300 dil var. Bunun 1519’u Papua Yeni Gine ve Endonezya’da konuşuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;600 binden 6 bine düşmesinin nedeni, dillerin ölmesi. Dil ölüyorsa, o toplum ölüyor, toplum bir başka dile kaymış bile olsa, toplumun geçmişi ölüyor. Onun için, dil üzerine titremek, kendi hayatı üzerine titremekten farksız. Son yıllarda bizim ülkemizde temel tartışmalardan biri de, Kürtçe ile ilgili. Kürtçe eğitim, Kürtçe TV, Kürtçe bağlantılı tezler ve istekler. Bu isteklerden biri, Ocak başında resmi kanaldan karşılanıyor. TRT 6 Kürtçe yayına başlıyor. Beraberinde destek ve eleştirilerle birlikte.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bir süredir merakım dil üzerinde yoğunlaşıyor. Bu konuda okuduğum en iyi kitaplardan biri, Prof. David Crystal imzalı, "Dillerin Katli" isimli bir kitap. Burada aktardığım bilgilerin çoğu, o kitaptan. Crystal dünyanın önde gelen dil uzmanlarından biri. 1995’te İngilizceye katkısından dolayı, "İngiliz İmparatorluğu Düzeni Ödülü" alıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Dil mirası üzerine, Türkiye dahil, 60 ülkenin imzaladığı bir anlaşma var. Birleşmiş Milletler bu anlaşma çerçevesinde 2007’yi uluslararası diller yılı ilan ediyor. Geçen yıl Barselona’da dünyada ilk "Diller Evi" açılması yönünde karar alıyor. Ancak, 1801 yılında Güney Amerika’da Carib Kızılderilileri ile karşılaşıyor. Onlarda bol miktarda evcil papağan var. Papağanlar Maypure dilini konuşuyor. Ancak, ortada Maypure kabilesinden kimse yok. Carib Kızılderilileri onları yok ediyor. Buna rağmen papağanlar tarihe karışan bir kabilenin dilini konuşuyor. Bu gerçek öyküyü okuyan heykeltraş Berwick, özel kafes içinde Maypure dilini konuşan papağanların heykelini yapıyor. 1997’de heykeller Avrupa’nın pek çok kentinde sergileniyor. Büyük ilgiyle izleniyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bir dil, eğer 20 binden az kişi tarafından konuşuluyorsa, o dil artık tehlikeye düşüyor. Dünyadaki 6 bin dilin sadece yüzde dördü çok popüler. Dillerin yüzde dördü dünya halklarının yüzde 96’sı tarafından konuşuluyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;DİL EGEMENLİK SİMGESİ; Dinler de, dil ile yakından ilgili ve tezleri var. Örneğin, Tevrat’a göre, eğer dünyada tek bir dil olsaydı, insanlar arasında aydınlanma ve barış o kadar kolay olabilirdi. Dil tek değil, onun için barış uzakta. O kadar uzakta ki, tek dilli büyük ülkelerin hepsi iç savaş yaşıyor. Dil çünkü bir egemenlik simgesi. Hiçbir ulus papağan heykellerini unutmuyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;11 Ocak 2009 Yalçın Doğan (Alıntı)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-1999545307128410286?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/1999545307128410286/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=1999545307128410286' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/1999545307128410286'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/1999545307128410286'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2009/01/maypure-dili-konuan-papaan-heykelleri.html' title='Maypure dili konuşan papağan heykelleri'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-1150200128968393338</id><published>2009-01-11T03:31:00.000-08:00</published><updated>2009-02-09T08:03:25.717-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam töresi'/><title type='text'>Bu düğünü polis bastı</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/_np/5809/6735809.jpg"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;img style="margin: 0px 0px 10px 10px; float: right; width: 250px; height: 155px;" alt="" src="http://www.hurriyet.com.tr/_np/5809/6735809.jpg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Pakistan’da polis bir eve baskın yaparak 7 yaşındaki damatla 4 yaşındaki gelinin imam nikahıyla evlendirilmesine engel oldu.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;KARAÇİ Kenti’ndeki bir eve ihbar üzerine düzenlenen baskında polis, 7 yaşındaki erkek çocuğu ile 4 yaşındaki kız çocuğunun nikahını kıymak üzere olan imamı suçüstü yaparak gözaltına aldı. Küçük kızın, babası tarafından 500 bin rupi (6138 ABD doları) karşılığında evlendirilmek istendiği belirtildi. Bazı görgü tanıkları evliliğin, aileler arasında uzun süredir devam eden anlaşmazlığı çözmek için yapılmak istendiğini kaydetti. Polis, erkek çocuğun babasının yakalandığını, ancak kız çocuğun babasının kaçtığını belirtti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Evlilikle ilgili problemler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Birinci oturumun ana başlığı bu idi. Bu başlık altında resmî, ve gayr-i resmî evlenme, boşama yetkisi ve iddet konuları tartışıldı. Resmî evlenmenin İslâmî bakımdan geçerli ve yeterli olup olmadığı tartışılmadı (halbuki bundan yirmi otuz yıl önce bu konu hararetli tartışmalara ve ihtilaflara konu olmuştu). "Resmî olmayan evlenme akdi (meşhur deyişle dini nikah veya imam nikahı) geçerli midir, nikah sayılır mı" konusunda şu görüşler ileri sürüldü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Resmi olarak evlenmeyen kadınlar evliliğin getirdiği birçok haktan mahrum olabiliyorlar, koca dinin yüklediği borçlarını yerine getirmediğinde kadının başvuracağı bir merci bulunmuyor, bu yüzden kadın zulme uğruyor, İslam zulme karşı olduğuna göre bu nikahın da geçersiz olması gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Resmi olmayan evlenme akitlerini geçersiz saymak, İslam dünyasında yaşayan ve imam nikahı ile yetinen milyonlarca Müslüman kadın ve erkeğin evli olmadıklarına, meşru olmayan ilişki içinde yaşadıklarına ve çocuklarının neseplerinin de sahih olmadığına hükmetmek demektir. Evliliğin birçok sonucundan biri kadınla erkek arasındaki haramlığın ortadan kalkmasıdır. Bu bakımdan sıhhat şartlarına riayet edilmiş imam nikahını geçerli ve yeterli saymak zorunludur; aksine bir delil bulunamaz. Herhangi bir akdin, başta hedeflenmese bile bazı haksızlıklara sebep olması, bu akitlerin daha başta batıl olması sonucunu doğurmaz, ancak haksızlığın engellenmesi için başka tedbirler alınır, alınmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ikinci görüşten yanayım.&lt;br /&gt;Boşama yetkisi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda yaygın bir bilgi eksikliği vardır. İslam'da boşama hak ve yetkisinin yalnızca kocaya ait olduğu, kadının -kocası istemedikçe- evlilik birliğini sona erdirmek için hiçbir imkanı ve yetkisi olmadığı sanılır, söylenir. Halbuki işin doğrusu bu değildir. Fıkha göre koca, tek taraflı iradesini kullanarak ve usulüne uyarak eşini boşayabilir ve bunun hukuki sonuçlarına katlanır. Kadın evlilik birliğinden memnun değilse, haksızlık, eziyet ve mahrumiyet içinde ise hakemlere veya hakime başvurarak boşanmayı talep eder, sebepleri ileri sürüp ispat ederek boşanır. Ayrıca evlenme akdi yapılırken veya daha sonra boşama (talak) hakkını alması da mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim katıldığım görüşe göre, boşama yetkisinin kullanılması fıkhın çerçevesi içinde azami zorlaştırılmalıdır, buna rağmen karısını boşamakta ısrar eden bir kocayı zorla evliliğe mahkum etmenin bir anlamı ve faydası yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resmi olarak evlenen çiftlerin daha başta (bu resmi akdi yaparken) üstü kapalı da olsa boşama hakkını mahkemeye devretmiş oldukları, bu sebeple kocanın kendi başına boşamasının geçerli olmayacağı şeklindeki görüşe katılmam mümkün değildir. Çünkü bazı Batı ülkelerinde bulunmasına rağmen Türkiye'de Müslümanların önünde "ister imam nikahı ile ister resmi nikahla evlenme" şeklinde bir seçenek yoktur. Kanuna göre evli sayılmak isteyenler tek yol olarak resmi nikaha mecbur edilmişlerdir. Bu yüzden "hür irade ile bir yetki devri" sözkonusu değildir. Ayrıca koca, serbest iradesiyle birine boşama yetkisi verse bile bu, onun yetkisini elinden almaz; yetki çift yönlü hale gelir. Boşama yetkisinin kocadan tamamen alınması ise bu yetkiyi ona veren naslara (ayetlere ve hadislere) aykırı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın evli kalmayı istemediği halde kocanın boşamayı reddetmesi halinde günümüzde de kadının, hakemlere başvurarak evliliği dini bakımdan sona erdirmesi mümkündür.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.korpekalemler.com/subpage.php?s=article&amp;amp;aid=1003"&gt;http://www.korpekalemler.com/subpage.php?s=article&amp;amp;aid=1003&lt;/a&gt; (Alıntı)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-1150200128968393338?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/1150200128968393338/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=1150200128968393338' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/1150200128968393338'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/1150200128968393338'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2009/01/bu-dn-polis-bast.html' title='Bu düğünü polis bastı'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-5577220522676372569</id><published>2009-01-11T02:30:00.000-08:00</published><updated>2009-01-11T03:23:04.520-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='islam töresi'/><title type='text'>O şimdi kadın</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;color:#000000;"&gt;14 yaşında. Regl de oldu Tamam o zaman, artık evlenebilir, çocuk doğurabilir. O şimdi kadın, Öyle mi? Bir belgeselde duymuştum, Filler yavrularına su kaynaklarının yerini gösterecek kadar yaşıyormuş. Yanlış bir ifade herhalde, yaşam sürelerinin yavruyu suya götürdüm-getirdim ile direkt bir bağlantısı olmasa gerek. Fildişi avcısına ne diyecek fil;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman avcı vurma beni, henüz çocuklara tüm su kaynaklarının yerini gösteremedim mi? Tabii filler yaşadıkları sürece, gelecek kuşaklara su bilgisini aktarmaya çalışıyorlardı. Diğer tüm hayvanlar gibi. İnsan gibi. Tek varoluş nedeni bu değilse de, tüm canlılar için hayatın mühimce bir kısmı, gelecek kuşaklara hayat bilgisi aktarmak değil mi? Ve buradan bakınca fillerin işi nispeten kolay. Tek bir yaşlı fil bile bir sürüyü su kaynaklarına götürebilir. Gerisini de zaten fil hafızası halleder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2008/10/31/fft16_mf126363.Jpeg"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#000000;"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 166px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://i.milliyet.com.tr/GazeteHaberIciResim/2008/10/31/fft16_mf126363.Jpeg" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#000000;"&gt;Eğitim için 7 çok geç annelik için 6 çok erken ! İnsanlarda ise çocuklara aktarılması gereken bilgiler tek bir insanın boyunu aşıyor. Bu yüzden insan yavruları okullarda eğitiliyor. Bu yüzden artık. 7 çok geç. Taşlarla dolu, biraz da yokuş okul yoluna neredeyse 2-3 yaşında çıkılıyor. Öğrenecek o kadar çok şey var ki.. Peki bir sürü şey bilmek, büyümek demek mi? Aksine, o kadar çok bilgiye maruz kalıyor ki çocuklar, sanki o arada büyümeyi unutuyorlar. Çünkü her bilgi ille de zihinsel olgunlaşmayı hızlandırmıyor. Bu konuda bilimsel bir dayanağım falan yok ama bir sürü şey bilen bir sürü çocuk bana hiç de büyümüş gibi gelmiyor. 3 yaşında kendini üç dilde tanıtmayı öğrenmiş olması, onu büyük yapmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta belki de bu bilgi çokluğunda zihinsel olgunlaşma için daha bile çok zaman gerekiyor. İnsanlığın bir döneminde biyolojik gelişimle zihinsel olgunlaşma eşzamanlı yaşanmış olabilir. O zamanlarda, diyelim ki regl olunduğunda, sadece çocuk doğurmaya muktedir değil, aynı zamanda hazır da olunuyordur. Regl olmak hakikaten kadın olmak manasına geliyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü o zamanlarda bir kız çocuğunun regl olana kadar öğrenmesi gereken tek şey kadınlık bilgisidir. Şimdi hormonlu yiyecekler ve katkı maddeleri yüzünden 6 yaşında regl olan kız çocukları var. Tüm dünyada ergenlik yaşının düştüğü söyleniyor. Sadece hormon ve katkı maddeleri değil, çocukların çok erken yaşta çok fazla bilgiye -diyelim ki televizyondan, görsel olarak- maruz kalması da biyolojik olarak ergenliği öne çekiyor olabilir. Ama bu büyümek midir? 14 yaşında. Regl de oldu. Tamam o zaman, artık evlenebilir, çocuk doğurabilir, o şimdi kadın.. Öyle mi? Canınız ister, kızınızın regl olmasını kutlayabilirsiniz. Kızınıza şenlikli bir regl, yaşına uygun bir oyun icat etmiş olursunuz. Ama kızınız kadın mı oldu yani? Sanmıyorum ki bir anne bunu desin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü o zaman Hüseyin Üzmez de kanal kanal gezip '' &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Eğer bir kız reşit olmuşsa bizim &lt;strong&gt;inançlarımıza göre&lt;/strong&gt; o kız evlenebilir. Söylediğim budur. Allah’ın emri'de budur. Bizim inançlarımıza göre regl olan bir kız artık reşittir. İnancımıza göre böyledir&lt;/span&gt; '' der. Ve kız çocuklarında evlenme yaşının kanunlarda da düşürülmesi önerilir. Oysa tüm anneler bilir.. Tüm kadınlar bilir. Ben biliyorum Regl olmak, kadın olmak demek değil!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ömür yetmez ! Küçük bir çocuğun yanında bitap düştüğünüz olmadı mı hiç? Sorularına cevap vermek yorucu geldiğinden değil. Onun öğrenmesi gereken şeylerin çokluğu karşısında. Canııım, yazııık. Daha sıcağın yakacağını öğrenecek, cızzz. önce susadığında suya “su” demeyi, sonra denizleri, okyanusları ve H2O’yu öğrenecek, çok iş. Eğitimin daha erken yaşta başlaması, çocukları (çağa) yetiştirmek için bulunan bir yol. Koş evladım, oradan da bir şeyler kap, şuradan da eksik kalma, onu da öğren, bunu da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm dünyanın kitaplarının tek bir kütüphaneye sığdığı bir dönemde yaşamayı isterdim. Kitapların elle yazıldığı, çoğaltıldığı ve eğer azmederseniz hepsini tek bir ömürde okuyup bitirebileceğiniz, dünyanın o andaki bilgisini hatmetmiş olarak huzura ereceğiniz bir çağda. Oysa tüm dünyada sadece bugün çıkan kitaplar bile benim kütüphaneme sığmaz, taşar. İnsanlığın dramı da bu; bilgiye yetişemiyoruz. Tıpkı fil sürüsündeki en yaşlı dişinin diğer fillere rehberlik edip su kaynaklarını göstermesi gibi, anneden çocuğa aktarılan bilgi, keşke yetseydi, yetmez ki !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;manik depresif köşe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk regl olduğu zamanki kendini hatırlayan tüm kadınlar, o gün kadın olmadıklarını, doğurmaya hazır hale de gelmediklerini hatırlarlar. O gün ve sonraki daha pek çok regl boyunca çocuktuk. Ne zaman büyüdük? Bazılarımız abarttı, halen büyüyor. Bkz: Ben. Ben daha büyüyeceğim de, su kaynaklarının yerini öğreneceğim de, bir çocuk doğurup ona su kaynaklarının yerini göstereceğim de. Ölme eşeğim ölme.Ulan eşek kadar oldum hakikaten, daha ne büyümesi? Niye halen müfredatta o kısma gelemedim? Yoksa müfredatta yok muydu bu? Seçmeli ders miydi? Aaa, ben seçmedim mi? Depresyondayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milliyet.com 1 Kasım Cumartesi 2008&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-5577220522676372569?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/5577220522676372569/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=5577220522676372569' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/5577220522676372569'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/5577220522676372569'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2009/01/o-imdi-kadn.html' title='O şimdi kadın'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-7630099259808117908</id><published>2009-01-10T18:47:00.000-08:00</published><updated>2011-09-07T15:40:48.161-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='WolfBoy - KurtOğlan'/><title type='text'>It Isn't Easy Being A Wolf Boy</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/SWlhalDEd4I/AAAAAAAAAdI/93Xla3bZ0YE/s1600-h/ads%C3%84%C2%B1z11.JPG"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;NTV ve CNBC-e’de her sabah finans haberlerini sunan Burçak Önder fanatiklerinin Facebook’ta oluşturdukları sayfayı görmediyseniz, hele hele de onun duvarına neler yazdıklarını okumadıysanız çok şey kaybettiniz demektir. Ekonomiyle, borsayla uzak yakın alakası olmayan insanların bile sırf onu izlemek için her sabah NTV ve CNBC-e karşısına geçtiği şeklindeki haberlere doğrusunu söylemek gerekirse pek itibar etmemiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://profile.ak.facebook.com/object2/1311/72/l10194964383_4303.jpg"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://profile.ak.facebook.com/object2/1311/72/l10194964383_4303.jpg" style="cursor: hand; display: block; height: 316px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 396px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;Medyatava’nın, Burçak Önder’in okul yıllığından fotoğrafını bulup, 15 yılda nasıl daha da çekici hale geldiğine dair yaptığı haberde anlatılan hayranlarını tanımak için Facebook’taki sayfasını ziyaret ettim. Tümü erkek olan hayranlarının duvarına Burçak Önder için yazdıklarını okudum. Facebook’ta 862 hayranı olan Önder için duvarında 121 yazı var. Ben bunlardan birkaçını seçtim ve fanatikliğin nasıl da tedavisi olanaksız bir hastalık olduğunu göstermek için sizlerle paylaşmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://photos-c.ak.fbcdn.net/photos-ak-snc1/v1926/150/95/583114763/n583114763_1111618_7824.jpg"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://photos-c.ak.fbcdn.net/photos-ak-snc1/v1926/150/95/583114763/n583114763_1111618_7824.jpg" style="cursor: hand; display: block; height: 458px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 604px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Hayranlarının hepsi de erkek !&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;“Adı güzel, kendi güzel.. Harikulade ne kadar olursa olsun şımartılmaya değecek bir kadın.. Kimle birlikteyse o kişiyi çok kıskanıyorum.. Seninle bir akşam yemeğine değişmeyeceğim tek şey sanırım hayatımdır.. Senin için Unakıtan’ın saçma sapan konuşmalarına bile katlanıyorum.. Harika birisin.. çok tatlısın.”&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt; &lt;br /&gt;“Her sabah NTV’de saat 09:00’da ekonomi haberlerini izlememin yegane sebebidir kendisi. En kısa sürede karşılaşmak istediğim büyüleyici sesli, yakıcı bakışlı, pudra gibi beyaz tenli, aşmış güzellikteki sunucu.. Bu bayan sayesinde Amerika’da açıklanan ham petrol stoklarının beklenenden iyi olmasının, Türkiye ekonomisi üzerine etkisini öğrenmiş bulunmaktayım.. Neden Taksim’de bu kadar saçma sapan ünlüyü görürümde birgün şu kadınla karşılaşmamki”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Borsa batarsa batsın. Nasılsa borsa da fırsatlar hiç bitmez.. Boş ver sen, Burçak Önder’e bir şey olmasın.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Burçak Önder sunacaksa borsa gönül rahatlığıyla çökebilir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Zengin olursam ilk NTV’yi satın alacağım. Onu başka türlü görmenin yolu yok.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sana bakan kameranın merceği olayım Burçak.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Daha fazla yer almasını istiyoruz ekranda. Hatta bir TV açılsın sadece Burçak olsun, tablo gibi dursun evin bir köşesinde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bence Burcu Esmersoy’dan da Banu Güven’den de güzel. Allah nazardan saklasın ne diyelim.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Çok akıllı ve çok güzel. Su gibi... Borsa tadımızı kaçırıyor, Burçak çıkınca bütün dertler bitiyor. Borsa 10.000 puana düşse ne olacak 100.000 puana çıksa ne olacak.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Nasıl evli ya! Ben hiç yüzük görmedim, o kadar da takip ettim yahu! Olamaz, olmamalı.”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Ne dersiniz? Burçak Önder hayranlarının tedavi edilebilir birhali varmı? (Milliyet,&lt;a href="http://magazin.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&amp;amp;KategoriID=23&amp;amp;ArticleID=1045242"&gt;A.Eyüboğlu&lt;/a&gt;)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&amp;amp;&amp;amp;&amp;amp; Bir&amp;nbsp;&lt;a href="http://www2.five.tv/programmes/hiddenlives/wolfboy/"&gt;kurtoğlan&lt;/a&gt;&amp;nbsp;varoluşu uysal değil mi!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-7630099259808117908?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/7630099259808117908/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=7630099259808117908' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/7630099259808117908'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/7630099259808117908'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2009/01/burak-nder-iin-neler-yazdlar-neler.html' title='It Isn&apos;t Easy Being A Wolf Boy'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-5004696380106956809</id><published>2008-11-30T08:04:00.000-08:00</published><updated>2011-09-07T15:57:37.817-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='evrim'/><title type='text'>Homo Erectus Sanılandan Daha Yapılı</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Modern insanların atası olduğuna inanılan &lt;a href="http://haber.sol.org.tr/bilim-teknoloji/atamiz-homo-erectus-un-en-eski-tas-aleti-ve-afrika-disina-gocleri-haberi-46086"&gt;Homo&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/6937476.stm"&gt;erectus&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://humanorigins.si.edu/evidence/human-fossils/species/homo-erectus"&gt;kadın&lt;/a&gt;'ına ait leğen kemiği fosili, Homo erectusun şimdiye dek sanılandan daha yapılı olduğunu gösteriyor. Araştırmacılar, Etiyopya’nın Afar bölgesinde bulunan 1,2 milyon yıllık kemik fosilinin neredeyse hiç bozulmamış halde bugüne kadar kalan, kadına ait ilk leğen kemiği olduğunu belirttiler. Kemik fosili üzerinde yapılan incelemeler, homo erectus kadınının daha yapılı olduğunu ve daha büyük beyinli bebekler dünyaya getirebileceğini düşündürüyor. Bugüne dek kalan kemik kalıntılarını bir araya getirerek leğen kemiğini tekrar oluşturdu. Bilim adamları, bunun daha önce Kenya’da bulunan erkek çocuğuna ait 1,5 milyon yıllık leğen kemiği fosiline göre yapılan tahminlerden yüzde 30 daha geniş olduğunu gördü. 1,2 milyon yıllık kemik fosilinin homo erectusun leğen kemiği ve bebeklerin boyu konusunda daha kesin bilgiler verebilecek. ilk kez dik durmayı başarmış tür değil erectus, Australopithecus afarensis milyonlarca yıl önce bileğinin hakkıyla dik olarak yürümeyi başarmıştır. homo erectusu diğer türlerden ayıran en önemli özelliği ateşi kullanması ve ateşin yardımıyla afrika'dan daha soğuk kıtalar olan asya ve avrupa'ya yayılmış olmasıdır.&amp;nbsp;Erectus, homo habilis ile homo sapiens arasındaki basamatır. homo erectus, dik yürüyen insan anlamına gelir ve fosilleri önceki yapılarda görülmediği kadar diktir. kafatası hacmi modern insandan daha küçüktür (900-1100 cc) ve kalın kaş çıkıntıları vardır. pekin adamı ve java adamı adları konulan ve asya'da bulunan iki fosil ile dünya bunları tanımıştır bir de kenya'da bulunan 12 yaşındaki turkana çocuğu.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-5004696380106956809?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/5004696380106956809/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=5004696380106956809' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/5004696380106956809'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/5004696380106956809'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2008/11/homo-erectus.html' title='Homo Erectus Sanılandan Daha Yapılı'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-2662625520029027608</id><published>2008-10-17T12:41:00.000-07:00</published><updated>2010-01-21T03:27:19.800-08:00</updated><title type='text'>Ellah Yazısı Kökeni</title><content type='html'>Ellah Yazısı Kökeni ;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.bilimselfelsefe.net/viewtopic.php?f=10&amp;amp;t=1068"&gt;Tıklayınız&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;Kuran'ın Arapça Kökü ; &lt;a href="http://cigirtu.net76.net/"&gt;Tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kurban Ritüelinin Kökeni; &lt;a href="http://forum.agnostik.org/viewtopic.php?f=9&amp;amp;t=887"&gt;Tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ellah'ın Matematik Yanlışı ; &lt;a href="http://ateistplatform.ipbfree.com/index.php?showtopic=2269"&gt;Tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S1g3R7GUi-I/AAAAAAAABP0/wI_mbdpNs5Y/s1600-h/adsz26mx.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S1g3R7GUi-I/AAAAAAAABP0/wI_mbdpNs5Y/s400/adsz26mx.jpg" width="375" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-2662625520029027608?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/2662625520029027608/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=2662625520029027608' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/2662625520029027608'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/2662625520029027608'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2008/10/kurann-arapca-kk.html' title='Ellah Yazısı Kökeni'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/S1g3R7GUi-I/AAAAAAAABP0/wI_mbdpNs5Y/s72-c/adsz26mx.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-2687814400401968250</id><published>2008-10-05T15:05:00.000-07:00</published><updated>2008-10-05T15:12:51.523-07:00</updated><title type='text'>Biyolojik Silahlar ve Fosfor</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.bilimarsivi.com/biyolojik-silahlar/"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Biyolojik Silahlar&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kimyasal ajanlar gibi, biyolojik silahlar da neyse ki popüler kültürdeki şöhretlerine yakışır şekilde kullanılmış değiller henüz. 1971′de Kazakistan’daki bir laboratuvardan kaçan ve silah olarak kullanılmak üzere hazırlanan çiçek hastalığı mikrobu yüzünden ölenlerin sayısı yalnızca 3. Üstelik hastalık salgın halinde ilerleme de göstermemiş. 1979′da şimdiki adı Ekaterinburg oian Sverdiovsk’taki bir fabrikadan sızan şarbon mikrobu içeren bir biyolojik silah yüzünden 68 kişi yaşamını yitirdi ve yine hastalık yayılmadı. İnsanların bu yüzden yaşamlarını yitirmeleri çok acı ama, yine de yaşam kaybı tek bir bombanın neden olacağından daha fazla değil.1989′da Washington’da birkaç kamu işçisi kaza sonucu Ebola virüsüne maruz kaldı. Durum fark edilene kadar, birkaç gün boyunca bu işçiler sosyal yaşamlarını sürdürmüş, aile ve arkadaşlarıyla birlikte olmuşlardı. Buna karşın, bu olayda kimse yaşamını yitirmeden gerekli önlemler alınabildi.Gerçek şu ki, evrim milyonlarca yıl boyunca memeiilere, mikroplara karşı direnç gösterme özettiği kazandırdı. Örneğin kara veba, tarihte bilinen en kötü hastalıklardan biriydi; yetersiz sağlık hizmetleri ve kötü yaşam koşullarının hakim olduğu Orta Çağ Avrupası’nda at koşturdu. Ama salgın, insanlığı yok edemedi: birçok kişi hastalığı yendi. Bu senaryoların korku saçtığı günümüz batı toplumlarındaysa, hangi mikrop ya da virüs ortaya çıkarsa çıksın, daha sağlıklı insanlarla, gelişmiş sağlık hizmetleriyle ve biyoajanları yok etmek üzere geliştirilmiş ilaçlarla karşılaşacağı kesin.Belki günün birinde, bağışıklık sistemimizi ek-tisiz hale getirecek bir virüs üretebilen bir deli ortaya çıkar. Aslında mümkün olduğundan bir “süper hastalık” yaratılabilir ya da çiçek gibi, zaten var olan bir hastalık, mikrobun genleriyle oynanarak daha zararlı hale getirilebilir. Üstelik, zamanla biyoîeknolojinin gelişip, denetiminin daha güç olacağı düşünülürse, birtakım kişi ya da grupların, zararlı mikrop ya da virüsleri kolaylıkla üretebileceklerini de kabul edebiliriz. Ancak, yine de bilima-damları daha önce hiçbir korkunç hastalığın insanlığı ortadan kaldırmayı başaramadığı gibi, gelecekte de bunun pek olası olamayacağını söylüyorl&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.bilimarsivi.com/fosfor/"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Fosfor&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Çabuk alev alan, karanlıkta parlayan basit cisim. Yunanca phos, ışık ve phoros, taşıyan sözcüklerinden. Beyaz fosfor, çok şiddetli bir zehirdir; balmumu gibi yumuşak olan bu madde suda erimez ve açıkhavada öylesine çabuk alev alır ki, su içinde saklamak zorunluluğu vardır. Kırmızı fosfor, beyaz fosforun ısıtılmasıyla elde edilir. Daha az tehlikeli olduğundan kibrit ve havai fişek yapımında kullanılır.Canlı organizmaların işlemesinde önemli bir rol oynayan fosfor, özellikle kemiklerde, sinir dokusunda ve beyinde bulunur. Fosforu 1669 yılında Hamburglu Hennig Brand, idrarda bulmuştur; daha sonra Kunckel ve Böyle adh kimyacılar, fosfor elde etmeyi başardılar. Kireçlenmiş kemiklerde fosforik asit bulunduğunu, 1769′da Gahn saptadı; Scheele adlı kimyacı da, bu tür kemiklerden fosfor elde etme yöntemini geliştirdi. Fosforun eczacılık, metalürji, tıp ve nükleer fizik alanlarında kullanımı daha sonra başladı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Küllerde ..Eskiden fosfor, kemikleri yakma yoluyla elde edilirdi: kül, fosforca hayli zengindir. Günümüzde fosfor, sülfürik asit ve kömürle işlemden geçirilen fosfattan elde edilir. Başlıca doğal fosfat yatakları, Amerika Birleşik Devletleri’nde, Fas’ta, S.S.C.B.’de ve Tunus’tadır. Bu fosfatların bazıları, Tarihöncesi hayvanların leşlerinden ve dışkılarından meydana gelmiştir, bazıları da madensel tortulardan oluşmuştur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Fosforışı (Fosforesans) ..Beyaz fosfor havada bırakılacak olursa, hafif bir mavi ışık çıkartır. Bu olay, oksijenden hemen etkilenen fosforun, ışık çıkartarak ağır ağır yanmasından ileri gelir: fosforışı denilen işte budur. Bu terim, yaygınlaştırılarak, zayıf bir ışık çıkartan bütün cisimler (hattâ suyosunları ve ateşböcekleri) için kullanılmıştır. (Şunu da belirtelim ki saatlerin «fosforlu» olması için kullanılan maddelerin fosforla hiç bir ilintisi yoktur.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.bilimarsivi.com/toprak-asinmasi/" rel="bookmark"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Toprak Aşınması&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Yüzyıllar boyu yağmurun, rüzgârın, don olaylarının, hattâ insanların etkisiyle yerkabuğunun görünümü yavaş yavaş değişmiştir. Bütün bu doğal ya da yapay kuvvetler zamanla en sert kayaları bile parçalayabilir ve böylece Dünya’nın yüzey şekillerini tümüyle değiştirebilir.Bitmez Tükenmez Bir Etki..Yerkürenin bizim bulunduğumuz bölgelerinde su en önemli aşındırma etkenidir. Yağmur suları vadilerin yamaçlarından dereler halinde akar ve ırmaklarla akarsuların yataklarında toplanarak geçtiği yerde vadiler açar. Suyun bazı kayaları (özellikle kireçtaşı kayalarını) oyarak düdenler ve mağaralar meydana getirdiği de olur. Aynı şekilde deniz suları da yalıyarların tabanlarını aşındırır ve sonunda yalıyar çökerek geriler. Dağlarda ve soğuk iklimli bölgelerde don olayının aşındırıcı etkisi çok güçlüdür. Toprağın çatlaklarından içeriye sızan su donunca hacmi genişler ve kayaları içten parçalar. Bu soğuk bölgelerde karların oluşturduğu buzullar da geniş vadiler oyan önemli bir etkendir. Özellikle hızını ve şiddetini kesecek hiç bir engelin bulunmadığı çöllerde rüzgârın etkisi çok fazla olur. Yerden kaldırdığı kum tanelerini yüzey şekillerinin üzerine savuran rüzgâr, kayaların diplerini aşındırır ve koskoca kayaları bir mantar biçimine sokabilir. Nihayet, çevresindeki doğadan düşüncesizce yararlanmağa kalkışarak, rüzgârın önüne büyük bir engel olarak çıkan tepeleri ya da ormanları ortadan kaldıran, suların toprağa sızmasını kolaylaştıracak galeriler açan insanoğlu da, bütün bu aşındırma olaylarının etkisini arttırmakta yardımcı olur. Böylece aşındırma olayları hiç durmaksızın ”’Dünya’nın yüzey şekillerini bozar ve değiştirir; yeryüzünün görünümünü durmadan değiştirir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Toprak Aşınmasına Karşı Korunma ..İnsanoğlu, tarlasını ve evini korumak için toprak aşınmasıyla savaşmak zorundadır. Dağların yamaçlarında, yağmur ve kar sularının akıp gitmesi için enlemesine hendekler^ açar. Ovalarda, rüzgârı engelleyecek sıra halinde ağaçlar diker. Tepelerin eteklerini ve kıyı kumullarını ağaçlandırarak toprağın ya da kumun kaymasını önler. Deniz akıntılarını yavaşlatan dalgakıranlarla kıyıları denizin etkisinden korur. Nevada’da Fil Kayası. Don, yağmur suları ve toz-toprak taneciklerini de sürükleyen şiddetli rüzgâr el ele vererek, bu kaya parçasını bir heykeltıraş gibi yontmuş ve ortaya, pek de dengeli olmayan biçimiyle âdeta bîr sanat eseri çıkmıştır: günün birinde, doğanın yonttuğu bu taştan hayvan da, aşınma etkisiyle yok olacaktır. Nevşehir dolaylarındaki ünlü peribacaları, toprak aşınmasının en belirgin görüntülerindendir. Kiminin tepesinde sert kaya parçalarından birer takke bulunan, kiminin içi oyularak konut veya kilise haline getirilmiş bu garip taşlar, yağmur sularının aşındırdığı tüflerden (yumuşak yanardağ kayacı) oluşmuştur. (bilim aeşivi)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-2687814400401968250?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/2687814400401968250/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=2687814400401968250' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/2687814400401968250'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/2687814400401968250'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2008/10/biyolojik-silahlar-ve-fosfor.html' title='Biyolojik Silahlar ve Fosfor'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-9176220086724200657</id><published>2008-10-05T14:46:00.000-07:00</published><updated>2008-10-05T15:04:28.232-07:00</updated><title type='text'>Bakteriler</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bakteri dünyası, canlı çeşitliliğine, neredeyse sonsuz denilebilecek bir oranda katkıda bulunuyor. Her gün yeni türler keşfediliyor ve birbirinin aynı olduğu düşünülen bakterilerin bile metabolizmaları incelendiğinde, aslında farklı türler oldukları ortaya çıkıyor. Bakteriler, Yeryüzü’nde yaşamın sürekliliği için çok önemli birçok biyokimyasal olayın gerçekleşmesini sağlıyor. Kısacası, yaşamın temelindeki kimyasal olayların gerçekleşmesini bakterilere borçluyuz. Tek olumsuz yönleri bazılarının hastalıklara yol açmaları; ancak, doğanın dengesinin korunması açısından düşünürsek hastalık yapıcı bakterilerin bile yararlı olduğu öne sürülebilir.Dünya atmosferi için oksijen kaynağı olan fotosentez olayını bitkilerin yanında fotosentetik bakterilerin de gerçekleştirdiğini bilmek çok etkileyici. Büyük bir üretim zenginliği ve tür çeşitliliği olan bu görünmeyen kimyacılar, yani bakteriler bu yönleriyle bilime ve teknolojiye önemli olanaklar sunuyor.İyi yapılmış bir turşuyu yemenin keyfine doyulmaz, ama turşuyu tutturması zordur. Su, tuz, sirke, şeker, limon gerekir ve bunların birbirine oranları da turşunun kalitesini belirler. Turşu yapmanın amacı, asitli bir ortam sağlayarak meyve ve sebzeleri korumaktır. Tuz ve sirke, ortamda çürükçül bakterilerin ve küflerin çoğalmasına engel olur. Tuzu az konulursa meyve ve sebzeler çürümeye neden olan bakterilerin ortamda çoğalması nedeniyle bozulur; turşu amacına ulaşamaz. Sebze ve meyvelerin zevkle yenilen turşulara dönüşmesini ise sirkede doğal olarak bulunan bakteriler sağlar.Turşu yapımı, besin saklanması ve üretiminde bakteri kullanımının yalnızca bir örneği. Turşu yaparken fermantasyon ürünü asetik asit olan Acetobacter bakterilerine oksijensiz bir yaşama ortamı sağlamak için, kavanozun kapağını hava almayacak şekilde kapatmak gerekir. Kavanozun içinde oksijen kalması, turşunun niteliğini bozduğu için istenmeyen bakteri ve küf mantarlarının çoğalmasına yardım eder. Turşunun sonbaharda yapılmasının da bir anlamı var.Sonbaharda sebze-meyve bolluğunun olması ve bunların kışın da yenebilecek bir şekilde saklanmasının amaçlanması bir yana, hava sıcaklığının ne çok sıcak ne de çok soğuk olması da önemli. Çünkü bakterilerin yaşayabildiği ve çoğalabildiği belirli sıcaklık sınırları var. Aynı durum yoğurt ve peynir gibi diğer besinlerin yapımı sırasında da önemli. Bu besinlerin yapımını da bakteriler sağlıyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Laktik asit bakterileri adı verilen bu bakteri grubu, oksijensiz solunum yani fermentasyon yoluyla şekeri kullanarak laktik asit açığa çıkarıyor. Bakterilerin belirli sıcaklık aralıklarında yaşayabilmesinin nedeni ise enzimleri. Enzimler protein yapısında olduğundan, işlevlerini ancak belirli sıcaklıklarda gerçekleştirebiliyorlar. Bakterilerin yaşayabildikleri ve çoğalmalarını gerçekleştirebildikleri sıcaklık sınırları türden türe farklılık gösteriyor ve bakterilerin inanılmaz çeşitliliği bu noktada birçok yönünü ortaya koyuyor. Buzullarda çok düşük sıcaklıkta da sıcak su kaynaklarının dayanılmaz sıcaklığında da yaşayabilenler var. Bunun dışında, tuz ya da asit oranı çok yüksek ortamlarda yaşayabilen binlerce tür bulunuyor. Mikrobiyolojiye giriş niteliğinde bir derse yeni başlamış olan öğrencilere ilk öğretilen şeylerden biri bakterilerin doğada her yerde bulunduğudur. Örneğin, evinizin bahçesindeki toprakta milyonlarca tür ve milyarlarca birey bulunabilir.İlk laboratuvar uygulamasında çeşitli ortamlardan alınan örneklerden hazırlanan kültürlerdeki mikroorganizma üremeleri gözlenir ve öğrencileri şaşkına çevirir. Bunların birçoğu zararsızdır ve ekolojik dengenin sürmesinde önemli işlevleri vardır. Bazıları ise insan ve hayvanlar için hastalık etmenidir. Vücudun çeşitli bölümlerinde enfeksiyona neden olabilirler. Hastalık etmeni bakterilerin bazıları besinlerin hazırlanması ya da saklanması sırasında temizlik koşullarına uyulmadığında, besinlere bulaşır, bunların içinde çoğalır ve toksin (zehir niteliğindeki bileşikler) üretirler bu besinler insanlar tarafından tüketildiğinde, sonucunda “besin zehirlenmesi” denilen duruma neden olabilirler. Hastalık etmeni olan bakterilerden korunmanın yolları aşılamalara ve temizlik kurallarına özen göstermekten geçer.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Makroskobik Dünya’nın Mikroskobik Canlıları&lt;br /&gt;Bakterilerle ilgilenmeye yeni başlayan biri için onların dünyasını keşfetmek, yeni bir gezegen keşfetmeye benzer. Dünya’nın en küçük canlılarından olan bakteriler, gezegendeki doğal ekolojik sistemlerin işleyişinde çok önemli bir yere sahiptir.&lt;br /&gt;Besin, mineral ve enerji döngülerinde kimyacı gibi işlev gören bakteriler, canlılar arasındaki ilişkilerde etkin bir rol oynar. Bu yüzden, bakteriler canlılıkla ilgili süreçlerin anlaşılmasına yardım ederler.Yaklaşık 3,5 milyar yıl önce, yaşayan ilk hücreler olarak ortaya çıktıkları belirlenen bakteriler en basit yapılı canlılar olmalarının yanında, dünya yüzeyinde belirli bir canlı grubuna ait en büyük kütleyi oluştururlar.Bakteriler, canlılar aleminde Prokaryotlar olarak adlandırılıyorlar. Bitkilerin ve hayvanların yaşamsal işlevlerinin birçoğu, bu prokaryotik hücrelerin etkinliklerine bağlı olarak gerçekleşir. Atmosferdeki oksijenin yarısından fazlasını fotosentez yapan Cyanobacteria adı verilen gruba ait bakteriler üretir. Bu bakteriler önemli bir miktarda karbon dioksit ve azot gazlarının organik bileşik olarak bağlanmasına da yardım ederler. Atmosferle yer ve canlılar arasındaki azot döngüsünde, havadaki serbest azotun canlılar tarafından bağlanmasına yönelik tek mekanizma, baklagillerin köklerinde özel yumrucuklar içinde yaşayan, yumrucuk bakterileri ya da cins adı Rhizobium olan bakteriler tarafından sağlanıyor.Bakterilerin, baklagillerle olduğu gibi başka canlılarla da simbiyotik (ortak yaşam biçiminde) ilişkileri var. Bu ilişkilerde karşılıklı yararlanmalar söz konusu. Örneğin, bazı böceklerde yavruların cinsiyetini, simbiyotik ilişki içinde olduğu bakteriler belirliyor. Geviş getiren hayvanlarda ise, sindirimi oldukça zor olan selüloz, bağırsaklarda yaşayan bakteriler tarafından parçalanıyor.Hastalık yapan bakterilerin konaklarıyla olan ilişkisi ise asalaklık biçiminde (parazitik) bir yaşam olarak değerlendirilebilir. Toprakta yaşayan bakteriler de toprakların verimliliğine katkıda bulunur. Çürükçüller (saprofitler) adı verilen bu bakteriler ölmüş canlıları parçalayarak, onların proteinlerinde bağlı olarak bulunan azotun ve diğer minerallerin toprağa geçmesini ve yeniden azot döngüsüne katılmasını sağlar. Bakteriler azot ve oksijen döngülerine katıldıkları gibi, karbon ve kükürt döngülerine de etkin olarak katılırlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bakteriler, yaklaşık 1 mikrometre çapında olup, hücre zarından ve DNA ipliğinden başka farklılaşmış yapı içermezler, hücrenin içi ise metabolik tepkimeleri sürdüren enzimler, küçük organik bileşikler ve inorganik iyonlarla doludur. Boyutlarının ancak mikroskopla görülebilecek kadar küçük olmasına bağlı olarak, onların Dünya’daki en yaygın yaşam formları olduklarını ve en büyük canlı grubu kütlesini oluşturduklarını görsel olarak hissetmek pek zordur. 4,5 milyar yaşındaki Dünya’da yaklaşık 2 milyar yıl kadar tek canlı grubu olarak yaşadıkları düşünülen bakterilerin en eski örnekleri olduğu kabul edilen fosiller Batı Avustralya’da bulunmuştu ve yaklaşık 3,5 milyar yıl önce yaşamışlardı. Bu fosil örneklerinin yapısından ve içinde bulundukları kayaların özelliklerinden fotosentez yapan bakterilerin en az 3 milyar yıl önce var oldukları belirlendi. Evrim sırasında oksijen üreten fotosentetik bakteriler gibi canlı formlarından sonra, oksijen kullanan yaşam formlarının ortaya çıktığı ve diğer canlı türlerinin de böylece oluştuğu düşünülüyor. Bu açıdan, bakteriler, canlılığın başlangıcında da etkin bir role sahip görünüyor. Bakteriler, yapı bakımından birbirine çok benzer gruplar altında ele alınırlar. Bu yüzden bakteriyologlar, bakterileri görünüşlerine göre değil, biyokimyasal özelliklerine göre değerlendirirler. Asit ya da metan üretenleri, oksijeni ve kükürtü indirgeyenleri olabilir. Enerjisini çok çeşitli kimyasal kaynaklardan elde edenleri bulunabilir; ancak, çoğu bakteri çevredeki fiziksel ve kimyasal koşullar uygun olmadıkça büyüyüp gelişemez. Son yüzyıl içinde Robert Koch’un öncü çalışmalarıyla varlıkları belirlenen bakterilerin, bugüne kadar 5 000 türü tanımlanmış ve bunun daha buzdağının tepesi olduğu düşünülüyor. Buzdağının alt kısımlarında ise birçok hayvanın sindirim organlarında, derin deniz ve yer katmanlarında yaşayan türler var. Türlerin, özellikle de görünüş olarak birbirine çok benzeyenlerin nasıl ayırt edildiğine gelince, bunda da genler kullanılıyor.&lt;br /&gt;Türleri birbirinden ayırmak için 16S ribozomRNA’sını kodlayan gen incelenir. Bu gen her organizmada var; ancak, evrimsel anlamda öyle yavaş değişim geçiriyor ki, nükleotid dizilişi bir türün tüm bireylerinde tamamen aynı olabiliyor. Bu da türler arası farklılıkları ortaya koymaya yarıyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Yine de araştırmacılar 16SRNA geni üzerindeki çalışmaların, gerçek çeşitliliğin daha azına ışık tutacağını düşünüyorlar. Çeşitlilik üzerine yapılan çalışmalarda, ribozom RNA’sı yönünden bakınca, köpek ve insanın aynı organizmaymış gibi görülebileceği de araştırmacıları düşündüren konular arasında. Tür çeşitliliğinin diğer canlılarda olduğu gibi bir de biyokimyasal yönü var. Bakterilerin biyokimyasal işleyişleri ise, ancak laboratuvarlarda saf kültürler üzerinde izlenebiliyor.&lt;br /&gt;Biyokimyasal ve ekolojik bilgileri yalnızca gen dizilişlerini inceleyerek elde etmek pek olası değil. Bir türün tüm tipik özelliklerinin belirlenmesi laboratuvar çalışmalarını da gerekli kılıyor. Bakterilerin bu tür çeşitliliğinin nereden geldiği düşünülebilir. Hızlı çoğalmaları, hareketli olmaları, yaygınlıkları ve kalıtsal yapılarının mutasyonlar (DNA yapısında oluşan ani ve kalıtsal değişiklikler) nedeniyle kolaylıkla değişebilir olması onların dış koşullarda oluşan değişikliklere kolaylıkla uyum sağlayabilmelerine olanak sağlıyor. Haploid yapıda olmaları, yani DNA’larının tek zincirli olması nedeniyle, mutasyonların oluşturduğu değişiklikler diğer nesillere kolaylıkla aktarılabiliyor. Çoğalmaları da çok kısa sürede gerçekleştiğinden, yeni türlerin ortaya çıkması da büyük bir zaman almıyor olsa gerek. Bakterilerde çoğalma ikiye bölünme ile gerçekleşiyor.İnsanda bağırsaklarda doğal olarak yaşayan bir bakteri türü olan Escherichia coli üzerinde yapılan çalışmalarda E. coli’nin 20 dakikada bir ikiye bölündüğü belirlenmiş. Neyse ki birçok bakteri hemen ölüyor. Böyle olmasaydı, E. coli hücrelerinin 20 dakikada bir durmadan bölündüklerinde tüm dünyayı kaplayacak hacime 43 saatte ulaşacakları hesaplanmış. Hatta iki saat daha geçtiğinde 6,6 x 1020 tona ulaşarak Dünya’yla yaklaşık olarak aynı ağırlığa geleceği de düşünülmüş. Çoğu bakteri hücresi öldüğünden bu duruma gelinmiyor; çünkü, besin için aralarında büyük bir yarış var ve diğer bazı organizmaların (küf mantarı ve bazı bakteriler gibi) ürettiği doğal antibiyotikler de onları öldürüyor. Evet, bakteriler aynı zamanda diğer bakterileri öldüren antibiyotikler üretiyorlar. Hatta vitamin sentezi yapanlar da var.İlaç endüstrisinde, bu bakterilerin saf kültürlerinin antibiyotik üretmesi sağlanıyor ve sentetik olmayan antibiyotikler çoğunlukla bu yolla elde ediliyor. Antibiyotiklerden başka, aşılar ve tıbbi açıdan yararlı bazı enzimler de bakteriler tarafından üretiliyor. Antibiyotiklerin çoğunu toprakta yaşayan bakteriler üretiyor.Streptomyces’ler gibi, Actinomycetes grubuna ait olan bakteriler, tetrasiklin, eritromisin, streptomisin, rifamisin ve ivermektin gibi antibiyotikleri üretiyorlar. Bacillus türleri basitrasin ve polimiksin üretiyor. Difteri, boğmaca, tetanoz, tifo ve kolera gibi hastalıkların aşıları da bakterilerden elde ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ölüm ve Yaşam&lt;br /&gt;Bakterilerin yaygınlığının bir nedeni de, yaşam evrelerinden birinin özelliğidir. Sınırları çok hassas olarak belirlenmiş ortam koşullarında yaşayan bakteriler, koşullar bozulunca ya da onu zora koşmaya başlayınca, bölünmeye başlar. Normal koşullarda bu bölünme sonucunda ana hücreden kalıtsal özellikleri tamamen aynı olan iki yavru hücre meydana gelir. Ancak, koşullar bozulduğunda ya da besin azaldığında vazgeçilen ilk şey bu “aynılık” olur.İkiye bölünme yine gerçekleşir ama bu kez birbirine eşit olmayan, yalnızca birinin hayatta kalacağı iki hücre meydana gelir. Bunlardan büyük olan ana hücredir ve küçük “kardeş”ini içine alır. 10 saat süresince tüm enerjisini kullanarak onu besler ve kendini korumasına yardım edecek olan özel bir protein kılıf oluşturmasını sağlar. Böylece, varolan canlılar içinde en dayanıklı ve kendini koruyabilen nitelikteki bireyler oluşur. Bu dayanıklı yapıya “spor” adı verilir. İşte bakteriler, normal bölünmelerinin dışında, sporlar yoluyla Dünya’nın her yerine kolayca yayılırlar.Sporların iç kısmında DNA ve ribozomlar yarı kristalize bir halde bulunurlar. Sporlar binlerce yıl gibi uzun süreler yaşabilirler. Tıpkı geçen yıllarda, araştırmacıların 25 milyon yıl önce çam ağacı reçinesi içinde yakalanmış ve bugüne kadar korunmuş bir arının karnından çıkardıkları bakteri sporları gibi. Reçinenin sertleşmiş hali olan amber içindeki arı, laboratuvarda steril koşullar altında açılarak karnındaki bu eski bakterilerin sporlarının çıkarılıp, kültüre alınmasıyla bakteriler kolayca yeniden gelişmeye başladılar. Bu tarihi bakterinin kalıtsal özelliklerinin arıların sindirim sisteminde bulunan Bacillus sphaericus adlı bir bakteri hücresine benzediği de belirlendi. B. sphaericus, arıların sindirim süreçlerine yardım eder ve aynı zamanda antibiyotik üreterek, onları hastalıklara karşı korur. Bu örnekte de olduğu gibi, sporlar, uzun süre uykuda kaldıktan sonra, uygun koşullar bulduklarında yeniden gelişmeye geçerler. İngiliz ve Rus bilim adamları yukarıdaki örneğin benzerlerinin, Antarktika’da buz altında yeni bulunmuş olan ve yaklaşık 50 000 yıldır dış dünyayla hiçbir bağlantısı kalmamış olan bir gölde de olabileceğini düşünüyorlar ve eğer varsayımları doğruysa, gölün altında yaklaşık bir milyon yıl öncesinin yaşam formlarına rastlayabileceklerine inanıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bakteriler sınırsız sayıda bölündüklerinden, kural olarak ölümsüz kabul ediliyorlar. Ancak, yapılan son çalışmalarda araştırmacılar, bakterilerde ölümsüzlükten çok ölümün bulunduğunu belirlemişler. Bakteriler bir hücre olarak kabul edildiklerinde ölüm çok önem taşımıyor, ama daha büyük bir organizma bütününün bir parçasıymış gibi bakılırsa, ölümün onlar açısından anlamı değişiyor. Bu tartışmayı hissedebilmek için bakteri kolonilerine bir göz atmak gerek. Bazı bakteri türleri koloniler halinde yaşıyorlar, yani aynı türün bireyleri tek tek yaşamaktansa bir “birey grubu” olarak yaşamayı tercih ediyor. Bu kolonilerin birçoğunda bireyler arasında bir işbölümü var. Bu işbölümüne bağlı olarak da hücrelerarası farklılaşmalar olabiliyor. E. coli türünde de görülen bu koloniler incelendiğinde, bireylerin farklılaşmış yapılar sergilediği gözlenmiş.Bu farklılıkların hücre büyüklüğü, biçimi ve enzim çeşitleri açısından olduğu ortaya konmuş. Değişik genlerin etkisi değişik bireylerde ortaya çıkabilmiş ya da mutasyonlar gerçekleşmiş. Bu sırada çevreye uyum sağlayan bireylerin yanında, çok sayıda hücrenin de öldüğü belirlenmiş. Araştırmacılar, spor oluşturan ana hücrenin ölümünün de bu durum gibi yorumlanabileceği görüşündeler ve bazı bireylerin diğerlerinin yararına öldüklerini düşünüyorlar.Bu konu üzerinde belki de daha çok çalışacak ve düşünecekler. Diğerinin yararına ölme durumuna neden olarak da şimdilik, sporların “hayatta kalma” yani DNA’yı koruma ve devam ettirme amacına hizmet ettiğini, bu durumun belki de hayatta kalanların ölenlerin proteinlerini kullanabilmeleri için gerçekleşmiş olabileceğini gösteriyorlar. En önemli soru da, hangi bireylerin öldükleri? Araştırmacılar, bunun da bir şans işi olduğunu, doğru ya da yanlış yerde, doğru ya da yanlış zamanda bulunmanın bu durumun belirleyicisi olduğunu düşünüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bakteriler Bilimin Emrinde&lt;br /&gt;Moleküler genetik biliminin ve rekombinant DNA teknolojisinin ilerlemesiyle, bakteriler önemli roller almaya başladılar. Genlerin nasıl işlediği bilindiğinden beri, bilim adamları canlıların genleri üzerinde oynayabiliyorlar. Bunun ahlaki yönü tartışıladururken, bilimsel çalışmalar da hızla ilerliyor. Bakterilerin genetik müdahalelerle doğrudan ne ilgisi olduğunu düşünebilirsiniz. Bakteriler, genetik yapısı değiştirilmek istenen canlılara aktarılmak istenen genlerin taşınması için yalnızca bir araç. Bazen kendinde varolan bir geni, bazen de dışarıdan yapısına eklenen genleri, genetik yapısı değiştirilmek istenen canlıya taşımada kullanılıyorlar. Örneğin, insandan eritropoietin adı verilen ve kımızı kan hücrelerinin yapımından sorumlu olan bir hormon bulunuyor. Böbreği olmayan kimselerde bu hormon yapılamıyor. Normal koşullar altında üretilmesi çok zor olan bu hormonun yapımını kontrol eden gen, bakterilere aktarılıyor. Böylece, bakteriler bu hormonu üretebilir hale geçiyorlar ve bu yolla elde edilen hormon birçok kişi için yaşam kurtarıcı oluyor.İnsan insülini de bu yolla elde edilebiliyor. Bir başka örnek de tarımdan verilebilir. Patatesin soğukta donmasına belli bir bakterinin bir geninin neden olduğu belirlendikten sonra, bilim adamları, biyoteknolojik yöntemlerle bu geni taşımayan bakteriler ürettiler.Bu bakteriler patates tarlalarına bırakıldığında, sonuç olumluydu. Patatesler artık donmuyordu. Çünkü, donmaya neden olan geni işlemeyen bakteriler normal bakterilerle besin kaynakları için yarışıyor ve normal bakterilerin sayısının azalmasına neden oluyor. Çevre açısından tehlike taşıyan maddelerin temizlenmesi için yapılan biyoteknolojik uygulamalarda da bakteriler kullanılıyor. 1989′da Alaska’da Exxon Valdez petrol tankeri kazasında petrolün denize dökülüp çevrede ve canlılarda büyük zararlara yol açmasından sonra petrol ürünlerini parçalayan bakteriler geliştirildi. Bitkiler üzerinde yapılan biyoteknolojik çalışmalar da daha çok hastalıklara, böceklere ve yabani otları öldüren ilaçlara karşı, bitkilere direnç kazandırmaya yönelik oluyor. Örneğin, Agrobacterium tumefaciens tarımda bitkilere genetik müdahaleler yapılırken kullanılıyor. Sonuçları son yıllarda alınan, ama yaklaşık otuz yıllık bir çalışmanın ürünü de selüloz üreten bakteriler. Selüloz, normal koşullarda bitki hücrelerinin duvarlarında bulunan bir molekül. Doğal bir polimer olan selüloz, dünyada çok yaygın olması nedeniyle, kâğıt ve pamuk endüstrilerinde önemli bir yer edinmiş durumda. Biyoteknologlar bitkiler olmadan da selüloz üretebilmenin yollarını ararlarken, Acetobacter xylinum adlı bir bakteri türünün ürettiği selülozun yüksek bitkilerin ürettiklerine benzer olduğunu buldular.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Fotosentetik bakterilerden olmayan A. xylinum’un selülozu oldukça güçlü, katlanınca şeklini koruyan ve esnek olan bir yapıya sahip. Bu nedenle, kumaş ve tıbbi malzeme olarak kullanılması düşünülüyor. Ayrıca, pamuk bitkisinin kalitesini artırmada, A. xylinum’dan yararlanılması da planlanan çalışmalar arasında. Ancak, çalışmalar henüz ticari boyuta ulaşmamış durumda.Bir İngiliz biyoteknoloji şirketi de bakterileri plastik üretiminde kullanıyor. Biyolojik olarak parçalanma özelliği taşıyan bu polimerler, Alcaligenes eutrophus adındaki bakteri türü tarafından fermentasyon sırasında yapılıyor. Biyopol adı verilen bu polimerler, şişelerin ve kontrollü miktarda kullanılması gereken ilaç şişelerinin yapımında kullanılıyor. Bakterinin plastiği nasıl ürettiğine gelince, bakterilere besin olarak glikoz ve propiyonik asit veriliyor. Bakteriler de bunu polyestere dönüştürüyor.Bu polyester, bakteri için enerji kaynağı olmanın yanı sıra, tıpkı insan hücrelerinin yağ depolaması gibi depolanıyor. Hücreden alındığında da polipropilen gibi esnek bir materyal elde ediliyor. Ancak, polipropilenden önemli bir farkı biyolojik olarak bileşenlerine parçalanabilmesi ve ortamda birikmemesi. Bakteriler, basit yapıları ve biyolojik süreçlerinin kolay anlaşılabilirliği ve hızlı çoğalmaları yüzünden, moleküler biyoloji ve genetik konusunda yararlı bir laboratuvar deneği konumuna geldiğinden, özellikle biyoteknoloji konusunda ilerleyen çalışmalar sonucunda geleceğe yön vereceğe benziyorlar. (bilim arşivi)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-9176220086724200657?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/9176220086724200657/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=9176220086724200657' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/9176220086724200657'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/9176220086724200657'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2008/10/bakteriler.html' title='Bakteriler'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-1196918247720339310</id><published>2008-10-05T12:36:00.000-07:00</published><updated>2008-10-05T13:18:03.695-07:00</updated><title type='text'>Unutulan Özgürlük Marşları</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Tekfen Vakfı, Cumhuriyet’in 85. yılında tarihin tozlu sayfalarında unutulan 12 milli marş bestesini ilk kez bir araya getirdi İstiklal Marşı’nın oluşumu bir serüven. Yıl 1920... Anadolu, heyecan ve umut dolu, küllerinden doğan yeni bir ülkenin doğuşuna tanıklık ediyordu. Ankara’da oluşturulan hükümet, Türk milletinin yepyeni bir heyecanla, kendi geleceğini belirlemek üzere ipleri eline aldığını gösteriyordu. Ankara’da milli heyecanın doruğa ulaştığı yer, 23 Nisan 1920 tarihinde kurulan Millet Meclisi’ydi. Mustafa Kemal Paşa’nın yayınladığı bir bildiriyle, 23 Nisan 1920 Cuma sabahı erken saatlerde, Ankara’da bulunan herkes Meclis binası çevresinde toplanmıştı. Halk, bundan böyle İstanbul’daki padişah tarafından değil, kendi iradesini temsil eden Ankara hükümeti tarafından yönetilmek istediğini açıkça ortaya koymuştu. Bu yeni düzende yapılması gereken çok şey, atılması gereken çok adım vardı. Bunlardan biri de, artık milletin hep bir ağızdan söyleyip bütünleşeceği bir milli marşın tespit edilmesiydi. Millet Meclisi’nin kurucuları, Milli Marş’ın ve marşla birlikte okunacak sözlerin bulunması için en uygun yolun herkese açık bir yarışma olduğuna karar verdiler. Bu amaçla görevlendirilen Maarif Vekâleti (Eğitim Bakanlığı) önce güfte için bir yarışma açtı. 1921 yılında Mehmet Akif’in şiirinin Millet Meclisi tarafından kabul edilmesinden sonra sıra müziğe geldi. Bu yönde yapılan duyurunun ardından Türkiye’nin dört bir yanından notalar gelmeye başladı. Cumhuriyetin kurulmasından sonra milli marş konusu bir kez daha gündeme geldi. Artık, yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil edecek milli marşın tespit edilmesi ve ülkenin her yanında aynı marşın okunması arzu ediliyordu. Nihayet 1924’te Encümen-i Musiki bünyesindeki bir komisyonun değerlendirmesi sonucunda Ali Rifat Çağatay’ın bestesi milli marş olarak kabul edildi. 1921’de açılan yarışma böylece geç de olsa tamamlanmış, üç yılı aşkın bir sürenin sonunda, arzu edilen Milli Marş tespit edilebilmişti. Ne var ki seçilen müziğin Milli Marş’a uygunluğu bir tartışma konusu olarak kalmıştı. Pek çok kişi Ali Rifat Bey’in bestesinin Batı müziği kalıplarına uymadığını düşünüyor, değiştirilmesi gerektiğini savunuyordu. Eleştirilerin dozunun giderek artması üzerine, sonunda 1930 yılında Milli Marş’ın değiştirilmesi gündeme geldi ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Zeki Üngör’ün bestesinin yeniden düzenlenmesiyle, halen kullanılmakta olan Milli Marş ortaya çıktı. Tekfen Vakfı, araştırmacı-yazar Mehmet Altun ile Cumhuriyet’in 85. yılında tarihin tozlu sayfalarında unutulan bu 12 milli marş bestesini ilk kez bir araya getirdi. 1921 yılında, İstiklal Marşı için açılan beste yarışmasına katılan eserler, 24 Ekim tarihinde İstanbul’da Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenecek özel bir konserle seslendirilecek. Ayrıca Milli Marş’ın öyküsünü anlatan bir kitap ve konserin ardından stüdyoda gerçekleştirilecek CD kaydı ile Milli Marş hikâyesi ve notaları ölümsüzleştirilecek. Şef Saim Akçıl yönetimindeki Tekfen Filarmoni Orkestrası ile birlikte, TRT İstanbul Gençlik Korosu, Şenol Talınlı, Sumru Ağıryürüyen, Hüseyin Sermet, Ercan Irmak, Göksel Baktagir ve Yurdal Tokçan gibi usta isimler konserde sahneye çıkacak. Kapanışı resmi İstiklal Marşı ile yapılacak gecede, o dönemin atmosferini seyirciye hissettirmek amacıyla eserler arası geçişlerde, tiyatro yönetmeni Yücel Erten’in sahneye koyduğu narasyon ve anekdotlara da yer verilecek. Bu sayede Milli Mücadele Dönemi’nin duyguları Arsen Gürzap ve Çetin Tekindor’un anlatımıyla yeniden yaşatılmış olacak.Radikal&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Duygulandırıcı proje Ali Nihat Gökyiğit öncülüğünde Tekfen Vakfı tarafından gerçekleştirilmiş... Adı: “1 Güfte 12 Beste”. Milli Marşımızın unutulan bestelerinin öyküsü...Milli Marşın güfte yarışması 1921 yılında savaşın içinde yapılıyor. Yarışmayı Mehmet Akif’in şiiri kazanıyor... Aynı yıl bir de beste yarışması açılıyor...Yarışmaya gönderilen bestelerden 55 tanesi değerlendirmeye alınıyor. Ama karar çok gecikiyor.1924 yılında Encümen i Musiki bünyesindeki bir komisyon tarafından yapılan değerlendirme sonucunda Ali Rıfat Çağatay’ın bestesi milli marş olarak kabul ediliyorNe var ki, Ali Rıfat Bey’in bestesi Batı müziği kalıplarına uymuyor. Bir milli marş için fazla ağır olduğu ileri sürülüyor. 1930 yılında marşın değiştirilmesi gündeme geliyor, Cumhurbaşkanılığı Senfoni Orkestrası Şefi Zeki Üngör’ün bestesi yeniden düzenlenerek halen kullandığımız milli marş kabul ediliyor.Peki acaba diğer besteler ne oldu? Onlar ne tür bestelerdi? Araştırmacı Mehmet Altun işte bu sorunun cevabını araştırmaya koyulmuş. Uzun araştırmalardan sonra 11 bestenin notalarına ulaşabilmiş. Bunlar Rauf Yekta, Ali Rıfat (Çağatay), İsmail Hakkı (Aksoy), Halit Lemi (Atlı), İsmail Zühtü (Ateş), Zati (Arca), Ahmet Yekta (Madran), Mustafa (Sunar), Abdülkadir (Töre), Kazım (Uz) ve Osman Zeki (Üngör)’ün besteleri... Kazım Karabekir’in aynı yıllarda yarışma dışı bestelediği, güftesini de kendi yazdığı “Türk Yılmaz” adlı eser de bu diziye eklenmiş...Tarihin tozlu raflarından indirilen 12 beste, Tekfen Filarmoni Orkestrası tarafından 24 Ekim 2008 akşamı İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Salonu’nda verilecek konserde seslendirilecek. Konser sırasında Yücel Erten’in sahneye koyduğu anlatı ve anekdotlarla milli mücadele döneminin duyguları canlandırılacak. Bir de kitap hazırlanıyor 12 marşın öyküsüyle ilgili.. Kitapta özellikle bu marşın kabulüyle ilgili Meclis tartışmalarının çok ilginç bir bölüm oluşturacağı haber veriliyor.Cumhuriyet tarihimizin gri sayfalarından biri aydınlanıyor. Emeği geçenlere sonsuz teşekkürler.Miliiyet&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İSTİKLAL MARŞI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Türkün evvelce büyük bir pederi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Çekti sancağa hilal-i seheri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kanımızla boyadık bahr ü berri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Böyle aldık bu güzel ülkeleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İleri, arş ileri, Geri kalsın vatanın kahpeleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Seni ihya için ey namı büyük&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Vatanım uğruna öldük öldük&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ne büyük kaldı bu yolda ne küçük&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Siper oldu sana dağlar gibi Türk&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Yürü ey milletin efradı yürü&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ak süt emmiş vatan evladı yürü&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Vatan evladını kurban edeli&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Milletin hür yaşamaktır emeli&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Veremez kimseye bir çalı beli&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bağlanır mı acaba Türk'ün eli&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İleri, arş ileri, arş ileri, &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Çiğnenir çünkü kalan yolda geri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Hüseyin SUAD.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İSTİKLAL TÜRKÜSÜ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Milletin aşkı, din aşkı, vatan aşkı uyansın&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Yurduma göz dikenler al kanlara boyansın&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ya ben ya onlar diyen silahına dayansın&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Türk oğludur bu milletTürkündür bu memleket&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Türkündür bu milletTürkündür bu memleket&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Düşman gözü tutamaz yanar dağlar başını&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bağrımızda saklarız vatanın her taşını&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Yurdumuza yan bakan döker gözün yaşını&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Türk oğludur bu millet, Türkündür bu memleket&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Türk oğludur bu millet, Türkündür bu memleket&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Can veririz her zaman hürriyetin yoluna&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ya gazi ya şehitlik ne devlettir kuluna&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ata emanet etmiş namusunu oğluna&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bize Türk oğlu derler, Hep bizimdir bu yerler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ali SUAVİ.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İSTİKLAL MARŞI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Gözyaşına veda et,Ey güzel Anadolu!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Hakkını korur elbet,Türk’ün bükülmez kolu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Cenk ederiz genç, koca &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bugün değil yarın da&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Yadımız ağladıkça &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İzmir ezanlarında.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Hak yolunda kan olur, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Dünyalara taşarız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ya şerefle vurulur,Ya efendi yaşarız!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Her gün yeni bir hile Arkasından satıldık.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Her gün yeni bir dille,Yurdumuzdan atıldık.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Yeter, ey Kabe’mizi Elimizden alanlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Alıkoyamaz bizi,Yolumuzdan yalanlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Biz bu yolda sel olur,Dünyalara taşarız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ya şerefle vurulur,Ya efendi yaşarız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Hangi alçak el alır, El zinciri boynuna?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kim Yunan’ı bırakır,Türk kızının koynuna.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Biz ki Türk’üz muhakkak,Her milletten uluyuz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Yeryüzünde biz ancak,Yurdumuzun kuluyuz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Yurt yolunda kan olur,Dünyalara taşarız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ya şerefle vurulur,Ya efendi yaşarız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kemaleddin KAMİ.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İSTİKLAL MARŞI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ey Müslüman, ey Türk oğlu!Açıldı istiklalin yolu,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Benim bu son günlerimdir,”Diyor bize Anadolu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Çek sancağı Tük ordusu,Olmaz Türk’ün can korkusu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Esarete dayanır mı,Türk vatanı, Türk namusu?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bu son savaş bize farzdır,Fırsatımız gayet azdır,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Muzaffer ol da ey millet!Altın ile tarih yazdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Birleşelim özümüzden,Dönmeyelim sözümüzden,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Hem silelim bu lekeyi,Tarihteki yüzümüzden.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İskender HAKİ.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İSTİKLAL MARŞI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Altı bin yıl efendilik yapdın,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kahraman Türk idi cihanda adın.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bir ateşten siperdin İslam’a,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Sönmeyen bir güneş gibi yaşadın.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ey büyük ünlü milletim ileri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Hasmına çiğnetme koş bu şanlı yeri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Düşmanın bir cihansa dostun Hak,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Hakkın elbette müstakil yaşamak,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Atıl, ez, vur senindir istiklal&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Edebi parlasın şu al bayrak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ey benim şanlı milletim ileri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ele çiğnetme koş bu ülkeleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Muhiddin BEY.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İSTİKLAL MARŞI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Yıllarca atlı cephede ateşle kanlara;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Türk’ün hilal ü dinine düşman olanlara;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ceddin o; Yıldırım gibi saldın zaman zaman&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Yüksek başın eğilmedi bir an cihanlara.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım-Şitab&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Göster cihan-ı mağribe bir kanlı inkılap!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ey mazi-i havariki bin destan olan;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Garbın zalam-ı zulmüne yüz yıl kılınç salan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Arslan yürekli ordu; demir giy silah kuşan!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Zira hududu kapladı ateşle kan, duman.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım-Şitab&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Göster cihan-ı mağribe bir kanlı inkılab!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Arslan mücahid ordusu, ey haris-i salah,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Destinde seyf-i Hak gibi pek şanlı bir silah,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Açtın sema-yı millete pürnür bir sabah,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ati bizim… Bizim artık vatan, zafer, felah.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım-Şitab&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Göster cihan-ı mağribe bir kanlı inkılap!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Mehmed MUHSİN.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-1196918247720339310?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/1196918247720339310/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=1196918247720339310' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/1196918247720339310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/1196918247720339310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2008/10/unutulan-zgrlk-marlar.html' title='Unutulan Özgürlük Marşları'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-4982029015849712195</id><published>2008-10-04T11:06:00.000-07:00</published><updated>2008-10-04T11:11:36.034-07:00</updated><title type='text'>Bilgisayarlar ve..Hafta neden 7 gündür</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bilgisayarlar, çok yakın bir gelecekte kelimelerin ne anlama geldiğini bilecek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ABD firması, bilgisayarlar için ortalama bir ABD'li üniversite öğrencisininkinden 10 kat zengin kelime haznesine sahip "anlam kartı" üretti. Bilgisayar, bu "semantik" kart sayesinde kelimelerin anlamını "öğrenecek".Şirket yetkilisi Scott Jarus, "Bilgisayara İngiliz dilinin bütün kelime ve cümlelerini sanal olarak öğrettik" dedi ve yazılım uzmanlarının, kelimelerin metin içindeki anlamlarını insan beyni gibi çalışarak "anlayabilen" programlar yazabileceklerini belirtti.Jarus, "bu kartı hazırlamanın 30 yıl aldığını" söyledi ve kartın, "semantik web" olarak da adlandırılan "web 3.0"a yönelik olduğunu kaydetti.Üçüncü nesil internet ağı olacağı söylenen müstakbel "Web 3.0", işletim sistemleri ve destekten bağımsız olarak internet ağına ulaşabilme imkanı sunacak teknolojiler bütünü olarak düşünülüyor.Devasa boyutlarda bir veri tabanına dönüşecek "Web 3.0", yüksek hıza sahip internet sayesinde "sezgi sahibi yapay zeka" uygulamalarından yararlanacak. "Semantik" teknolojisi, internet kullanıcısını, anahtar kelimelerle arama yapma yerine doğrudan araştırdığı konuya yönlendirecek. Sözgelimi "kuşlar ve hüzün şarkılarını" internette araştırmak isteyen biri, şarkılardaki hüzünle değişik kuş türleri arasındaki bağı görebilecek."Web 3.0"ın hedeflerinden biri de, yapay zeka "unsurları" oluşturmak. Bu unsurlar, internetteki bilgi dağlarını araştırıp istenen bilgileri kullanıcının önüne serecek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafta neden 7 gündür?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafta hakkında kesin olarak bilmediğimiz çok şey var. Örneğin haftanın yedi günden oluşmasının kökeni konusunda rivayet muhtelif. Çeşitli dillerde günlerin isimlerinin anlamı ve neye göre dizildikleri konusu da tartışmalı. Daha pek çok soru var: Haftanın ilk günü hangisidir? Haftalar nasıl sıralanır? Tarihte başka uzunlukta haftalar kullanıldı mı?Haftanın yedi gün olmasının kökeni Hıristiyan, Musevi, İslam takvimlerinde hatta İran ve Çin takvimlerinde bir haftanın yedi günden oluşuyor olmasına rağmen neden böyle olduğuna dair kesin bir bilgimiz yoktur. Haftanın geçmişi ile ilgili, otoritelerin her birinin tartışılmaz gerçeklermiş gibi sundukları faklı kurgular vardır. Gerçekte ise haftanın neden yedi gün olduğuna dair sahip olduğumuz en kesin bilgi, kesin bir bilgimizin olmadığıdır. Bu konudaki en yaygın açıklama, 7 günden oluşan haftanın, Roma İmparatorluğu'nda imparatorluk takviminde kullanıldığı ve tarihsel sebeplerle Hıristiyan kilisesi tarafından benimsenip geliştirildiğidir. İngiltere Krallığı bu sistemi kullanmış ve dünya geneline yayılmasını sağlamıştır. İncil'in ilk sayfasında, Tanrı'nın dünyayı altı günde yarattığı ve yedinci günde dinlendiği yazılıdır. Bu yedinci gün, Pazartesi, Yahudi inancında Sabbath'dır.Bazı kaynaklarda ise yedi günlük haftanın doğum yeri olarak anılan yerlerden bazıları Babil ve İran'dır. Hafta, Hıristiyanlık'tan önce de Roma İmparatorluğu'nda biliniyordu.Haftanın yedi günden oluşmasının sebebi olarak geometrik bir açıklama vardır. Yedi adet teneke kutuyu, bir tanesi ortaya gelecek biçimde bir lastik bantla birbirine bağlarsanız bir düzgün altıgen elde edersiniz. Üçten fazla herhangi başka bir sayıda dairesel cisimler için bu biçimde elde edilen şekil sabit olmayacaktır. Antik çağlardaki çadır kütükleri, yakılacak odun öbekleri ya da başka dairesel nesneler zamanla yedi sayının gizemli bir hal almasını sağlamış olabilir. Haftanın yedi gün olmasına ilişkin bir başka tutarlı açıklama ise antik çağlarda bilinen yedi "gezegen"dir: Güneş, Ay, Mars, Merkür, Jüpiter, Venüs ve Satürn. Ancak, yedi günlük periyot, ay veya güneş döngüsüyle eşleşiyor görünmemektedir. Bir güneş yılı, beş günlük haftalara daha uygun bir (...)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-4982029015849712195?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/4982029015849712195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=4982029015849712195' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/4982029015849712195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/4982029015849712195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2008/10/bilgisayarlar-vehafta-neden-7-gndr.html' title='Bilgisayarlar ve..Hafta neden 7 gündür'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3985629933604522044.post-3697805776227378798</id><published>2008-10-04T10:58:00.000-07:00</published><updated>2008-10-28T08:19:49.091-07:00</updated><title type='text'>Kuşadası filozofları</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/SOe4U1-JOoI/AAAAAAAAAbM/opoyXmB-Pjo/s1600-h/7_gencbilim_02-10-2008_10.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5253370158575598210" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/SOe4U1-JOoI/AAAAAAAAAbM/opoyXmB-Pjo/s400/7_gencbilim_02-10-2008_10.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Tibet çoban köpeği kopyaladılar&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Güney Koreli sahte kloncu bilim adamı Hwang Woo-suk'un öncülüğündeki bir ekip, soyu tükenme tehlikesi içindeki Tibet köpeğini kopyaladı. Sooam Biyotek Araştırma Vakfı, yaptığı açıklamada, kopyalanan 17 Tibet çoban köpeğinin Nisan'da dünyaya geldiğini bildirdi. Çin Bilimler Akademisinin isteği üzerine kopyalamanın yapıldığı belirtilen açıklamada, bir başka enstitünün, DNA testleri yaparak 17 köpeğin tümünün tek bir Tibet çoban köpeğinden kopyalandığını teyit ettiğini duyurdu. Testleri Yapan Kogene Biyotek firmasının bir yetkilisi ise, tüm örneklerin aynı DNA'ya sahip olduğunu teyit etmekle birlikte, test yapılan örneklerin vakıf tarafından gönderildiğini, bunların kendi aldıkları örnekler olmadığını vurguladı. Kopyalama yoluyla insana ait kök hücre elde ettiğini öne sürdüğü çalışmasında verileri çarpıttığının belirlenmesi üzerine Hwang Woo-suk'un profesörlük unvanı elinden alınmıştı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kuşadası filozofları... &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kuşadası filozofları neyle uğraşmıyorlar ki… Yerin, göğün, yaşamın fizik yapısıyla, varlığın genel yasalarıyla, matematikle, sanatlarla, bilgi kuramıyla, dinle, devletle, gelenek ve göreneklerle, ahlakla…Bütün bunları, o zamana kadar gelen alışkanlıktan ayrılarak, farklı bir yoldan ve bilgi edinmek amacıyla irdeliyorlar. Onlara, bu yüzden "filozof" (bilginin, bilgeliğin dostu) diyoruz. İlk kez, Kuşadası Körfezi filozofları kendi kişiliklerine, varlıklarına, akıllarına güvendiler. Evreni evrene dayanarak açıkladılar. Ne eski geleneklere, ne mitolojiye, ne dine, ne Tanrıya, ne devlete, ne otoriteye, ne etkili adamlara bağlı kaldılar. Kuşadalılar, varlığı özgürce kuramlara bağlamak istediler. Thales'le başlayan bu yeni yöntem, günümüze kadar gelen büyük doğruluk ve gerçek kapısını açtı.İnsanın uygarlık yolundaki çırpınışlarını, ana çizgileriyle gözümün önüne getirmeye çalışıyorum. İyonya, 2600 yıldır, bütün gelişimlerin varıp bağlandığı yer gibi görünüyor. Dünyanın her tarafında, aydınlar ve filozoflar, felsefi düşüncenin ilk İyonya'da doğduğunu bilir.Pergelin ucunu Kuşadası Kasabası'na koyup, seksen kilometre yarıçapında bir daire çizelim. İşte İyonya burasıdır. Anadolu'dan bir boğazla ayrılan Sisam Adası da kültürel olarak Kuşadası (İyonya) toprağıdır. Homeros Sisam'ı Asya sayar. Bugünkü Batı uygarlığına götüren yolu açan düşünce ilk kez Kuşadası'nda görülür. Kuşadası'na kadar, iki milyon yıldır insanda düşünce, bilinç yeteneği vardı. Ama ilk biyolojik bilinç uyanışının acemiliği, insanı yanlış yollara sürüklemiş, din, devlet gibi kendi bilincinin yarattıklarının esiri olmuştu. Kuşadası'nda akıl, ilk kez, bu ikili sarmaldan kurtuldu. Kuşadası filozofları, sanki dünyaya gözlerini yeni açmış ilk insanlar gibi. Sanki kendilerinden iki milyon yıl önceden beri insanlar yaşamamış. İlk kendileri bu dünyaya atılmış gibiler. Hegel, bu insanlardaki hayrete çok önem verir. (Hegel 2006b:177). Mısırlı Rahipler, İyonları çocuklara benzetirler. (Mengüşoğlu 2000:191). Öyle saf, öyle öncesiz bakıyorlar etrafa. Merak ve bilgisizlikle. Toprağa, havaya, ateşe, suya, gökyüzüne...Ve ilk insanın, ilk çocuğun bilgisizliğiyle yanıtlar arıyorlar. Önemli şeyler bulduklarına inanıyorlar. İlk kez kendileri düşünüyormuş gibi.Niye böyle? Çünkü Kuşadası'na gelene kadar insanlar gerçekten düşünmüyordu. Ruhların, Tanrıların, dinlerin, mitosların bulutu içindeydiler. Bütün bu bulanıklığa sonraları despotların körleştirmesi de eklenmişti. Yani iki milyon yıldır, insanlar evreni bir türlü çocuk gözleriyle görememişti. Olduğu gibi. Gerçek rengi, mucizesi ve somutluğu ile. Doğrudur. İnsanlar iki milyon yıl içinde ateşi, tekerleği buldu. Konuştu. Taşları, madenleri kullandı. Bitkileri, hayvanları ehlileştirdi. Ama bu evren ne? bu gökyüzü,  bu yeryüzü, bu boşluk.. &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.bilimvegelecek.com.tr/?act=7&amp;amp;yazar=gunbulut_Şukru&amp;amp;sayi=56"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Şükrü Günbulut&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3985629933604522044-3697805776227378798?l=epochturk.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://epochturk.blogspot.com/feeds/3697805776227378798/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3985629933604522044&amp;postID=3697805776227378798' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/3697805776227378798'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3985629933604522044/posts/default/3697805776227378798'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://epochturk.blogspot.com/2008/10/kr-gnbulut-kuadas-filozoflar-neyle.html' title='Kuşadası filozofları'/><author><name>Tanrı kurgusunun geçerli edimi yapaydır.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06290330415359176734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='33' height='17' src='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/TThVGRhGO2I/AAAAAAAAB98/UAcFw0s4REQ/S220/Sibirya%2BEkspres.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_anar8zYrQYc/SOe4U1-JOoI/AAAAAAAAAbM/opoyXmB-Pjo/s72-c/7_gencbilim_02-10-2008_10.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
